Çizerken gitmek

Sanatçı Reyzi Kamhi ile, geçtiğimiz haftalarda iptal edilen Çanakkale Bienali için hazırladığı ‘Göç / Ana-vatan’ çalışmasını ve bu konseptte yarattığı eserleri konuştuk.

Mirey Nasi

Sevgili Reysi… Seninle 24 Eylül-6 Kasım tarihleri arasında gerçekleşmesi planlanan Çanakkale Bienali arifesinde bir röportaj yapmıştık. Bahar aylarından beri coşkuyla hazırlandığın bu etkinlik, maalesef beklenmedik bir şekilde iptal edildi. Yine bu sıralarda, bir beklenmedik karar da senden geldi.

Mayıs ayında sana gelen tekliften sonra Çanakkale’yi ziyaretinin, heyecanının ve bienal için hazırladığın projenin gelişiminin yakın tanıklarından oldum.

Bienal hazırlık sürecinde, geçmişte Çanakkale’deki evlerini bırakıp gidenlerin, bırakmayı seçenlerin mekânlarını kayda döktün. Göç/Anavatan konusunu çalışıp röportajlar yapıp kayıt düşerken, farklı nedenlerle kendin göç kavramının öznesi oldun. Şimdi sen gidiyorsun, şimdi sen mekânını, yurdunu bırakıyorsun ve aynı duygularla karşı karşıyasın. Tam da giderken bize bu konularla ilgili neler söylemek istersin?

R.Kamhi: Bu süreçte, daha önce de belirttiğim gibi, günümüz şartlarında göç dalgasının, isteyerek ya da istemeyerek herkesin bir anda başına gelebilecek bir olgu olduğunu tekrar hatırladım.

Aslında bienalin kavramsal içeriği gereği, bırakmak, gitmek zorunda olmak durumuydu incelediğimiz. Şu anda da benzer hissiyatları ülkede benimle beraber bence pek çok insan paylaşıyor. Bırakmak, gitmek, gidememek… Ve iki arada bir derede hissetmek. Eşimle beraber, sonunda gitmeyi seçtik. Bu bizim kararımız, ama aslında uzun zamandır yaşadığımız inişli çıkışlı hislerin bir iz düşümü. Bienal için geride kalan, terk edilmiş evleri konu almıştım. Çürüyen, dışarıdan görülen, hayaletleşen evlerin resimlerini çizdim. Şimdi bugün biz evimizi geride bırakırken, aslında tabii ki karmaşık duygular içerisindeyim, ama yeni başlangıçlar da beni heyecanlandırıyor. Ayrıca bunun bir kopuş olduğunu düşünmüyorum. Bu, yeni bir açılım ve kendimizi geliştirmek, büyütmek için bir yolculuğun başlangıcı.

Çizerken gitmek; kolay olmasa gerek...

Her ne kadar gerçekleşmemiş olsa da, Reysi Kamhi’nin Çanakkale Bienali için Göç/Anavatan konusunu irdeleyerek resmettiği mekânların kaydını paylaşmak üzere, daha önce yaptığımız bu röportajı, virgülüne dokunmadan sunmak istiyorum.

Genç bir sanatçı olarak ilk defa bir bienale davet edildin. Bir bienale katılmak ile kendi sergini oluşturmak arasında ne fark var?

Benim için bir bienale katılmanın en önemli özelliği, önerdiği kavrama kendi işlerim üzerinden bakabilmek ve kendi çalışma prensibime yeni bir boyut taşıyabilmek. Tabii bu süreç, sadece kavramsal açıdan da ilerlemiyor. Sevgili Beral Madra beni bienale davet ettiği zaman, bir bütünün parçası olmaktan dolayı çok heyecan duydum. Ardından bu süreçte beraber çalışma şansım olan Deniz Erbaş ve Seyhan Boztepe ile çok güzel ilişkiler kurduk. Ayrıca diğer sanatçılarla da bu vesileyle buluşmak, sanatçı olarak beni sanatın yalnız üretimsel sürecinden kopartıp daha kolektif bir çalışmaya dâhil etti. Bu anlamda,  üretimimin geniş kitleyle buluşması, uluslararası bir düzlemde temsil edilebilmesi de çok değerli.

Anavatan başlığı altında gerçekleşmesi planlanan 5. Uluslararası Çanakkale Bienali’ne nasıl hazırlandın?

Öncelikle anavatan kavramının birey ve toplumlar için içerdiği anlamları kendi işlerim üzerinden nasıl ele alabilirim sorusunu kendime sordum. Çanakkale’nin tarihsel süreci üzerine araştırma yaptım. Bu anlamda çeşitli kaynaklara yöneldim, karşıma Işıl Demirel’in ‘Çanakkale Yahudi Cemaati ile Gayrimüslim Politikalar İzinde’ isimli tez çalışması çıktı. Ben de okuduklarım üzerine, Çanakkale’ye gittim ve kendi kimliğim ile kurduğum bağdan hareketle, kent hafızası üzerinden bir ilişki kurmayı hedefledim. Özellikle gezmek istediğim mekânlar arasında Yahudi Mahallesi de vardı. Bu sokaklarda bugün karşımıza çıkan boş, terkedilmiş ve yıpranmış evlerle karşılaştığımda, bu hafıza mekânlarına yöneleceğimi anlamıştım.

Eserlerinde zaman zaman mekân olgusunu irdeleyen bir sanatçısın. Anavatan kavramını mekânlar üzerinden nasıl ilişkilendiriyorsun?

İnsanın mekânlarla kurduğu ilişki, en mahrem, en özel olan ilişki biçimlerinden biri. Bir insan, orada kendi var oluşuyla, herhangi bir yeri mekâna dönüştürebilir. Bu anlamda evimizle kurduğumuz ilişki de en özelidir. Ev, bizim kök saldığımız anavatanımız gibidir. Burada anılar oluşturur, ilişkiler kurar ve burayı kendi mekânımız kılarız. Bu açıdan bienalin de önerdiği temel sorulardan birini hatırlamalıyız. Evini, kök saldığı anavatanını terk etmek zorunda kalan veya terk etmeyi tercih eden biri ne yaşar? Anavatan bağlarından biri de mekânlarla kurduğumuz ilişkidir.

Bazen insan geçmişi hatırlayabilir, bazen unutabilir ama geride bırakılan mekânlar, bu anlamda yaşamaya ve hatırlamaya devam eder. Tıpkı benim Çanakkale’de karşılaştığım boş kalan, çürüyen, yeni sakinlerini bulmuş evlerin hatırladığı gibi.

Bienale katıldığın seriye ‘Orada Bir Ev Var Uzakta’ ismini vermişsin. Okurlarımıza işlerini ve özellikle bu başlığı tercih etme nedenini anlatır mısın?

Çanakkale’de yer alan Yahudi Mahallesi üzerindeki terk edilmiş, aşınmış, boşalmış evlerin karakalem çizimleriyle oluşturduğum bu seride, Türkiye’nin yakın tarihini sorgulayarak bir cemaat üzerinden göç olgusunu anlamaya çalışıyorum. On resmimin yer aldığı bu seride, kentin içinde neredeyse yıkılmaya yüz tutmuş bu evler birer dekor, birer yüzey olarak ahşap bir konstrüksiyonla karşımıza çıkıyor. Bu evleri, ister politik, ister ekonomik ya da kişisel sebeplerden ötürü terk etmiş evlerin eski sakinlerinin bazıları, bildiğim kadarıyla, bugün dahi Çanakkale’yle bağlarını kaybetmemişler. Her sene, eski mahallerini, eski evlerini, havralarını ve hatta birbirlerini görmeye Çanakkale’ye geliyorlar. Dolayısıyla çizimlerimde temsil ettiğim; onların, belki de onlara ait olmayan uzaktaki evleri.

İşlerin 24 Eylül – 6 Kasım tarihleri arasında Mekor Hayim Sinagogunda sergilenecek. Diğer sergi mekânları her gün izleyiciye açıkken, sinagog sınırlı günlerde gezilebilecek. Bu mekânı seçerken izleyicilerin üzerinde nasıl bir etki bırakacağını düşünüyorsun?

Çanakkale’ye gittiğimde, Mekor Hayim Sinagogunu da görme fırsatım olmuştu. Yahudi Mahallesinde yer alan ve resmettiğim evler, yine aynı mahallede, işlevini kaybetmiş sinagogda kendini konumlandırmalı diye düşünmüştüm. Üstelik müştemilat da yine bir ev mekânıdır. Artık içi boş ve kullanılmayan bir evdir. Böylelikle ben, dışardan gelen, yeni, müdahaleci bir göz olmak yerine, mekânın bir parçası olarak, işlerimi burada konumlandırmak istedim. Yalnız bu mekân, kendi kimliğinden ötürü her gün açık olamadığından, benim de işlerim izleyiciyle belirli günlerde buluşabiliyor olacak. Mekanın bienal için açık olduğu günler; 25-30 Eylül, 19-21, 23-28 Ekim arası ve 4 ile 6 Kasım tarihleri şeklinde.

‘Tasvirleri Atlıyorum’, ‘Dear Universe’, Galata Rum Okulunda gerçekleştirmiş olduğun ‘Düşünce Bahçesi’ ve Çanakkale Bienali’nde ‘Orada Bir Ev Var Uzakta’; peki, şimdi sırada neler var?

Aslında gerçekleştirmiş olduğum her bir proje ve seri, gelecek olan bir sonraki çalışmanın başlangıcı niteliğinde. Bu anlamda sanat çalışmalarımda, mekânın, doğanın ve nesnelerin hafızayla kurduğu ilişkiyi irdeleme sürecim hep devam ediyor olacak. 2017 Nisan ayında kişisel sergim yine Pg Art Gallery’de gerçekleşecek. Öte yandan daha önce de olduğu gibi sevgili Rita Ender’le üzerinde çalıştığımız yeni bir proje var; ailelerde nesilden nesile aktarılan nesnelerle ilgili.

Son olarak, bu çalışmaya başlarken ve bitirirken, göç hakkındaki düşüncelerini, seni bekleyen kişisel yolculuğun ve sanatsal pratiğin üzerinden bize yorumlar mısın?

Günümüz gündeminde çok önemli bir yeri olan göç olgusu, bugün sanatçı olsun olmasın her bireyin üzerinde düşündüğü ya da düşünmek zorunda kaldığı bir durum. Ve göç en basit şekliyle aslında mekânsal bir değişiklik ile başlıyor. Bu bağlamda, mekânın işlerimdeki anlamını sorgulayan bir kişi olarak, anavatan, göç gibi kavramları da ilk defa sanatsal pratiğime dâhil etmiş oldum. Bu süreçte, projeyi üretirken, duygusal anlamda da kendimi o evlerin eski sahipleriyle özdeşleştirdiğim anlar oldu. Çünkü daha önce de belirttiğim gibi, günümüz şartlarında göç dalgasının isteyerek ya da istemeyerek, herkesin bir anda başına gelebilecek bir olgu olduğunu tekrar hatırladım.

Bu vesileyle Reysi Kamhi ve ailesine, gidenlere, gitmeyenlere, gitmek isteyenlere, kalmak isteyenlere, gitmek isteyip de gidemeyenlere kalmak isteyip de gidenlere, hepimize iyi şanslar diliyorum.



İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın