Etnik kökenler ve ödüller

Son yıllarda sinema sektöründe, özellikle de ABD’de ödül törenlerinde kazananların performanslarından ziyade etnik unsurları öne çıkmaya başladı. Oscar Ödülleri’nde son iki senede oyunculuk dalında bütün adayların beyaz olmasıyla başlayan tartışmalar bu yıl Altın Küre Ödülleri’ne de yansıdı.

Dünya
18 Ocak 2017 Çarşamba

Ali  Abaday

Altın Küre Ödül Töreninde, Merly Streep’in isim vermeden ABD’nin Seçilmiş Başkanı Donald Trump’ı eleştirmesi ve ‘La La Land – Aşıklar Şehri’ filminin yedi dalda ödül kazanıp, rekor kırması her ne kadar gündem olsa da Amerika’da konuşulan bir diğer konu azınlıklara özellikle de Afrika kökenli Amerikalılara pek ödül verilmemesi ve yanlış anonslar oldu.

İlk olarak kırmızı halı sırasında NBC sunucularından, ABD eski Başkanı George W. Bush’un kızı Jenna Bush Hager’ın, ‘Hidden Figures’ ile ‘Fences’ filmlerinin isimlerini karıştırması ve ‘Hidden Fences’ demesi tepki topladı. İkisi de Afrika kökenli Amerikalıların hikâyesini anlatan filmleri karıştıran tek kişi Hager değildi. Michael Keating de En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu anonsu sırasında aynı hatayı yaptı ve Twitter’da bir anda ‘Hidden Fences’ eleştirileri trend topic oldu.

Ödüllerin önüne geçen tartışmaların diğer noktası ise En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Aaron Taylor-Johnson’ın ‘Noctural Animals’ filmindeki rolüyle Moonlight’ta oldukça iyi bir oyunculuk çıkaran Mahershala Ali’yi geçerek ödüle uzanması oldu.

Ne var ki 55 ülkeden 90 gazetecinin oy kullandığı Altın Küre Ödülleri’nde geçen yıl da En İyi Yabancı Oyuncu dalında benzer bir tartışma yaşanmış, Sylvester Stallone’nin ‘Creed’ filmindeki rolüyle ödülü alması karşısında ‘Bridge of Spies’daki Mark Rylance’ın hakkının yendiği düşünülmüştü. Ancak Oscar ödüllerinde herkesin beklediğinin aksine ödüle uzanan Rylance olmuştu. Kısacası her ne kadar Altın Küre Ödülleri Oscar’ın habercisi dense de bu pek doğru değil.

Altın Küre Ödülleri’nde bir diğer hayal kırıklığı ise Anna Kendrick ve Steve Careel’ın En İyi Yönetmen Ödülünü okuyacağı sırada yaşandı. Neredeyse bütün salon ‘Moonlight’ın yönetmeni Barry Jenkins’in adını sayıklarken ödül ‘La La Land’in genç yönetmeni Damien Chazelle’e gitti.

Henüz Oscar adayları açıklanmamış olmasına karşın bu yaşananlar şimdiden filmlerin ve Oscar töreninin önüne geçmiş durumda. Bu yıl Oscar’da ‘La La Land’, ‘Moonlight’ ve ‘Manchester by the Sea’nin favori yapımlar olduğu herkes tarafından dile getiriliyor. Hatta sinema eleştirmenlerine bakılacak olursa La La Land ile Moonlight favori iki film. Bu noktada New York Film Eleştirmenleri’nin La La Land’e, Los Angeles Film Eleştirmenleri’nin Moonlight’a en iyi film ödülünün verdiğini hatırlamakta yarar var.

Oscar Ödüllerinde oy kullanan jüriye geçen sene itibariyle azınlıklara mensup ve liberal düşünceleriyle tanınan sinemacıların eklendiği düşünüldüğü zaman bu yıl yapılacak tören daha da bir ilginç olacak. En İyi Film ve En İyi Yönetmen dışında merakla beklenen ise oyunculuk kategorilerinde kaç Afrika kökenli Amerikalının olacağı ve tabii ki ödülü kimlerin kazanacağı.

Oscar törenine bu kadar önem verilirken gözden kaçan bir nokta ise kimi zaman sinema tarihine damga vuran filmlerin çoğu törenden elinin boş dönmesi. Bunun en büyük örneği hiç kuşkusuz tüm zamanların en filmlerinden biri olarak anılan Orson Welles’in Yurtaş Kane’nin sadece En İyi Orijinal Senaryo dalında Oscar almasıdır.

Şayet ödülü kazanan veya kaybedenlerin ırksal durumları bu derece gündemde olmasaydı büyük ihtimalle konuşulan konu büyük film şirketlerinin Amazon ve Netflix karşısında nasıl giderek zorlandıkları ve ödül törenlerinde bu iki şirketin yapımlarının daha öne geçmesi olacaktı. Başlı başına bir yazı konusu olacak bu durum özellikle sinemanın geleceği ve orijinallik açısından oldukça umut verici.

 

 

 

 

‘Moonlight’ filminin  yönetmeni Barry Jenkins