Ne kadar güzelsiniz?

Gördüğünüze inanmayın derler; bazen tuz bile şeker gibi gözükür. Düşüncelerinizi saklamak kolaydır. “İçi dışı bir” tabir edilenlerimizin bile aslında içini ne kadar dışına vurduğunu bilemeyiz. Bana göre herkes, parti eşyası satan dükkânlarda bulunan lastikli birer göz maskesi takar. Tek farkı bu maskelerin görünmez olması ve kişinin yüzünü saklamak için değil, düşüncelerini saklamak için kullanılmasıdır.  Herkes bazı düşüncelerini saklar; bazısı girdiği bir ortama ayak uydurmak için, bazısı işinden kovulmamak için, rezil olmamak için, tartışma çıkarmamak için, ilişkisinin bozulmaması için… Liste böyle uzayıp gider. Bazı düşünceler ise ağızdan çıkar, kelimelere dökülür. Ağızdan çıkan her kelimenin bir gücü vardır. Ya iyidir ya kötü, ya faydalıdır ya faydasız, ya yapıcıdır ya da kırıcı. Kelimeyi söyleyen kişi gözümüze ya iyi enerjili gözükür ya da kötü.

***

Uzun zaman önce, sosyal medyada gördüğüm, aklımdan çıkmayan bir görsel ve ona eşlik eden bir soru hakkında yazmak istedim. Haftalar geçti. Araya hayat girdi; apolitik tutmaya özen gösterdiğim köşemde dayanamayıp değindiğim üzücü olaylar, terör, kar, sokak hayvanları, filmler, Oscar törenleri derken uzun zamandır yazmak istediğim bu yazı, bir mevsim sonraya kaldı. Beni etkileyen fotoğraf iki elini bir lotus çiçeği gibi açmış, ellerinde ve kollarında -hatta görenin tahmin etmesi istenilen imaj olarak tüm vücudunda- minik minik karıncalar gibi gözüken, küçük boyutundan dolayı ilk görüşte okuması zor olan kelimeler dolu olan bir kadın görseliydi. Binlerce kelime yazılıydı kadının üzerinde. Üzerinde ise büyük puntolarla şöyle bir soru vardı; “Eğer kelimeleriniz vücudunuzun üzerinde gözükseydi, bugün ne kadar güzel olurdunuz?”

***

Söylediğiniz kelimelerin tüm vücudunuzda gözükmesi en temiz kalplimiz için bile korkutucu bir düşünce. Eğer kelimelerimiz vücudumuzun üzerinde gözükseydi, bugün çoğumuz güzel olmazdık sanırım. Her ne kadar işte, okulda, resmi yerlerde sözler daha iyi filtrelense de, gün içinde hepimizin belli saatlerde ağzımızdan çıkanı kulağımız duymuyor. Yirmi dört saatlik bir zaman dilimi içinde hiç küfür etmemek, agresifliğin derecesini kontrol etmek mümkün. Ancak bence hiç kızmamak, dedikodu yapmamak (ve evet ‘dertleşmek’ ile dedikodu yapmak arasında ince bir çizgi var), dertleşmemek, şikâyet etmemek, sitem etmemek, hiçbirini yapmamak imkânsıza yakın. Endişe ve stresinizin daha az olduğu, okula ve işe gitmediğiniz hafta sonlarını düşünün. Geçtiğimiz hafta sonu çok keyifli anlar da yaşadınız, ailelerinizle, sevdiklerinizle, dostlarınızla yemeklere, gezmelere gittiniz, Purim Bayramı’nı kutladınız. “Genel olarak keyifli bir hafta sonuydu” deseniz bile trafiğe sinirleneniniz, Hollanda olaylarına üzüleniniz, kızanınız, şekeri düşüp sinirleneniniz, lokantadaki servise deli olanınız, çocuğuna ödev için kızanınız, “kimseye söyleme ama” diye azıcık dedikodu yapanınız mutlaka çıkmıştır. Ağzınızdan nasıl kelimeler çıkmıştır o anlarda kim bilir? Eğer kelimeleriniz vücudunuzun üzerinde gözükseydi, o gün ne kadar güzel olurdunuz?

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın