‘Yarı-Dolu-Yarı-Boş’ bardak… Hangi yarıya odaklansak?

Eğer bir işe başvurduğunuzda başlıktakine benzer ‘derin’ bir psikoloji testine tabi tutulursanız, aman dikkat edin: “Yarısı boş!” derseniz kötümser, “Yarısı dolu!” derseniz fazla iyimser olduğunuza hükmedilebilir… İşi çok istiyorsanız, uyanık olun: sizden beklenen yanıtın hangisi olduğunu kestirmeden, sakın yanıt vermeyin.

***

1. Dün

Annemle babamın akranları, yaşamlarını savaş, açlık ve hastalığın sürekli tehdidi altında sürdürdüler… Savaşın -ve tüm diğer sıkıntılarının- sona ereceği hususunda iyimserdiler; her şeyin kusursuz, herkesin eşit, devletlerin adil olacağı ütopik bir geleceğin hayalini kuruyorlardı.

‘Savaş-sonrası’ dünyaya gelen bizim ‘68 kuşağı’ ise, işlerin tekrar sarpa saracağından endişe ettiği için midir nedir, hep karamsar oldu… George Orwell’in 1984 yılı için öngördüğüne benzer bir ‘distopyanın’1 kendisini beklediğinden o kadar endişeliydi ki, karşılaştığı her türlü teknolojik, çevresel ve kültürel gelişmeyi, bu ürkütücü geleceğin habercisi olarak gördü… Aşırı tepkiler verdi.  

Önce Paris’in, sonra da diğer metropollerin sokakları, birer savaş alanına döndü… Öğrenci gençlik, ellerinde pankartlar -ve molotof kokteylleri- ‘devlet örgütüne’, ‘yerleşik düzene’ ve bir önceki neslin tatlı rüyası, ‘Amerikan kapitalizm ve emperyalizmine’ karşı ideolojik savaş açtı.

Tabii ki, başkaldırılarını örgütlemek, ‘söz geçirebilmek’ için, öğrencilerin, kendi ‘yerleşik düzenlerini’ kurmaları, kendi ‘kolluk kuvvetlerini’ geliştirmeleri gerekti… Ve romantik 1968 ruhu’, kendi içinde çelişkiler göstermeye başladı. 

‘Öğrenciler’, baskıcı buldukları için karşı çıktıkları devlet örgütlerinden daha otoriter olmaya, kendi ideolojilerine hizmet eden şiddet ve zorbalığı mubah görmeye, Baader-Meinhof gibi acımasız örgütlere, ‘Bonnie and Clyde’ çetesine duyduklarına benzer bir sempatiyle bakmaya başladılar.

Alman ve Filistinli teröristlerin Entebbe’ye kaçırdıkları uçakta, Yahudi yolcuları ayrı bir yere ‘toplamalarının’ Nazi dönemiyle gösterdiği benzerlik, benim neslimin ‘devrimci’ idealistlerini fazla rahatsız etmedi… Ve ortaya, Alman filozof Jürgen Habermas’ın ‘sol faşizmi’ diye adlandırdığı yeni bir fenomen çıkmış oldu.

Neyse ki, 1968, ‘mono-kültür’, yani tek tip mahsul veren bir tarla olmadı… Yaşıtlarımın bir kısmı, ellerinde pankartları, ‘protest kültürünü’ geliştirmekle meşgulken, bir diğer bölümü de, beyaz önlükleriyle laboratuvarlarına kapanıp, protesto edilen kötülüklere akılcı çareler aramaya koyuldular.

2. Bugün

68 kuşağının ‘eli pankartlılarının’ gürültülü uyarıları ve ‘beyaz önlüklülerin’ bilimsel, teknolojik ve politik yaratıcılığı sayesinde, açlık, hastalık ve savaş gibi ‘kronik illetlerin’ sonu geldi… gibi görünüyor.

Aşı ve antibiyotiklerin bulunması sayesinde hastalıklara meydan okuyoruz… Marie Antoinette’in “ekmek yerine pasta” yeme önerisini harfiyen benimsemiş olmalıyız ki, eskiden aç olanlarımız, bugün artık obez (aç kalmak, otla beslenen zenginlerimizin katlanabileceği bir lüks)… Ve, TV ekranlarında izlediğimiz tüm vahşete rağmen, büyük olasılıkla, savaş alanında değil, aşırı yaşlılıktan, döşeğimizde öleceğiz.

3. Yarın

Yarınları belirleyecek olan savaş, ne savaş meydanlarında veriliyor, ne de Paris sokaklarında… ‘Eli pankartlıların’ yeni mücadele alanı ABD kampüsleri… ‘Beyaz önlüklüler’ de, Silikon Vadisinde iş başındalar.

Kampüsler, her zamanki gibi öfkeli ve karamsar‘Küresel ısınma’, ‘hava kirliliği’ gibi çevresel, ‘Irk, cinsiyet ve yaş ayrımcılığı’ gibi sosyal afetlerin insanlığın geleceğini karartacağından endişe ediyor.

‘Öğrenciler’, endişe ve eylemlerinin haklılık ve aciliyetinden o kadar eminler ki, karşıt görüşleri dinlemeye tahammülleri yok… Öğrenci ve akademisyenlerin konuşma yasağı talep ettikleri uzun listenin içinde: Henry Kissinger, Condoleezza Rice, Hindistan başbakanı Narendra Modi gibi ‘sağcı’ saydıkları politikacılar, bilim insanları, gazeteci ve sanatçılar var.

Bu yasak talebine rağmen davet edilmiş olanlar ise, organize güruhlar tarafından -bazen kaba kuvvetle- susturuluyorlar. ‘Öğrenciler’, kampüslerini ‘özgür düşüncenin’ değil, ‘düşünceden özgürlüğün’ kalesi yapmaya çalışıyorlar adeta…

Ama neyse ki, iGen (Internet generation), kampüslerden ibaret değil… Gençlerin bir bölümü ‘protest şarkıları’ besteleyip söylerken, diğer bir bölümü, Silikon Vadisinde, protesto edilen kötülüklere rasyonel çözümler arıyorlar.

‘Kampüs’, öfkeli ve karamsar… ‘Vadi’, heyecanlı ve iyimser

***

Alternatif Bir ‘Test Sorusu’ Önerisi

Varsayın ki, felaket kaçınılmaz: Dünyanın kısa zamanda sular altında kalacağı kesinleşti… Doğru eylem, aşağıdakilerden hangisidir:

a) Suçluları cezalandırmak

b) Toplanıp ilahiler söylemek

c) ‘Protest’ yürüyüşüne katılmak

d) Su altında yaşamayı öğrenmek

 

1 Distopya (Ya da anti-ütopya): Ütopya’nın zıttı. Ürkütücü, totaliter bir toplum kurgusu.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın