Bakırköy Belediye Tiyatrosu

Bildiğiniz gibi, ödenekli tiyatrolarımıza yazılarımda fazla yer vermiyorum. Yaptıkları işleri küçümsediğimden değil; seyirci kitlesini oluşturmuş, genelde dopdolu oynayan bu kurumların yerine, bağımsız, daha yenilikçi ve kimi zaman daha az tanınan genç tiyatrocuların işleri beni çok daha fazla çekiyor. Tek istisna Bakırköy Belediye Tiyatrosu. Topluluğun neredeyse bütün işlerini, ilgi ve heyecanla izliyorum.

Çokmerkezlileşen İstanbul'un kültür sanat hayatı ağırlıklı olarak Beyoğlu ve Kadıköy’le kısıtlıyken, özellikle topluluğun seçimiyle Alican Yücesoy’un Türkiye'nin en genç genel sanat yönetmeni olarak göreve başlamasından sonra BBT, bölge tiyatrosunu aşan güçlü bir çekim merkezi oluşturuyor.

BBT, tiyatronun içinde bulunduğu bölgeye dair projeler geliştirmek, yurtdışından kendini kanıtlamış yönetmenlerle ortak prodüksiyonlar oluşturmak, çağdaş oyun metinlerini Türkçeye kazandırarak Türkiye prömiyerlerini gerçekleştirmek, yerli ve yabancı tiyatro klasiklerini çağdaş yorumlarla sahneye taşımak, iç eğitime yönelik atölyeler düzenlemek, uluslararası festivaller ve tiyatrolarla ortaklıklar geliştirmek, repertuarındaki oyunları, Türkiye'de ve uluslararası alanda geniş bir seyirci kitlesine ulaştırmak olan amaçlarının çoğunu hayata geçirmiş durumda. 

Repertuarlarındaki oyunların hepsi de izlenmeye değer çalışmalar. Heyecanları ve dinamizmleriyle benim klasikçi ve tutucu bulduğum Afife Jale Ödülleri Jürisini bile baştan çıkararak ‘Yanlışlıklar Komedyası’ ve ‘Gülünç Karanlık’la peş peşe en iyi prodüksiyon ödülünü almışlar.

Tim Supple’ın sahnelediği ‘Yanlışlıklar Komedyası’, çağcıl dekor ve kostümleri, kimi günümüze ve bizdenleştirmeye uyarlama çabasına karşın klasik Shakespeare güldürüsü tadına daha yakın. Ancak bitmez tükenmez enerjisi, kıpır kıpır oyunculukları ve müthiş inandırıcı ikiz karakterleriyle sanırım birkaç sezon daha izleyicileri güldürmeye devam edecek (17 Ocak’ta). Sahnelenmeye başlar başlamaz bir tiyatro fenomenine dönüşen, aykırı ve ayrıksı ‘Gülünç Karanlık’ birden fazla izlenmeyi hak eden /isteyen bir çalışma (19 Ocak’ta). İnci Aral’ın Maraş Katliamından bir yıl sonra sağ kurtulup civar köylere sığınan tanıklarla yaptığı röportajlardan kurmacaya aktardığı, resmi tarihin kaydetmediği o karanlık günleri anlatan ‘Kıran Resimleri’, son yılların izlenmesi şart oyunlarından. (18 ve 19 Ocak’ta). Daha önce söz etmiş olduğum ‘Kardeşlerimi Arıyorum’ 24, 25 ve 31 Ocak’ta. Tabii ki yarının seyircisini de unutmuş değiller. Repertuarlarında iki güzel çocuk oyunu da var.

Biz bu yazıda BBT’nin en yeni prodüksiyonlarından ikisinden söz edeceğiz.

Önemli Not: Bölgesel tiyatrolar repertuarlarındaki oyunlarla İstanbul içinde de turneye çıkıyorlar. Ancak kimi oyunların yerinde izlenmesi şart. Örneğin ‘Uyarca’nın dekoru DasDas dışına çıkmasını zorlaştırıyor. BBT’nin Turhan Tuzcu Sahnesi için hazırlanan oyunlarıysa özgün mekânlarına daha çok yakışıyor. Siz siz olun, İstanbul’un hiçbir tiyatrosuna uzak demeyin; oyunları yerinde izleyin.

Trafik yoğunluğu gözünüzü korkutuyorsa toplu taşımayı yeğleyin. DasDas, Ataköy Belediyesi bitişiğindeki Watergarden’ın girişinde. Kadıköy’den Belediyeye sık sık otobüs ve dolmuş kalkıyor. Taksim AKM önünden de dolmuş var. BBT 9. Kısım Ataköy’de, Yunus Emre Kültür Merkezinin iki sahnesinde hizmet veriyor. Yenikapı – Havaalanı metrosu Ataköy durağına ya da Zincirlikuyu – Avcılar / Beylikdüzü metrobüsü Şirinevler durağına (ikisi de aynı yerde) 8-10 dakikalık yürüme mesafesinde.

Ceren Ercan’ın yeni üçlemesinin ilk bölümü ‘Seni Seviyorum Türkiye’

“Mutlu bir şekilde uyanabilirdik, bu ülkenin her hangi bir yerinde…  Kaş olmayan, Bodrum olmayan, İzmir olmayan... Başka bir yer. Olabilir miydi? Bizim ülkemiz nerede başlıyor? Nerede bitiyor bizim ülkemiz?”

‘Seni Seviyorum Türkiye’ beş kişinin peşinden bizi İstanbul’da bir çamaşırhaneye sürüklüyor. Ülkenin değişen koşulları içinde kendine bir yer ve var olma nedeni arayan bu beş kişi çamaşırhanede geçirdikleri süreçte tahammülün ve baş etmenin sınırları içinde geziniyorlar. Kendini ifade etmenin dilini bulamayan hatta onu aramaktan vazgeçip kendi gündemini yaratma çabasında olanlar saklandıkları yerden çıkıyorlar.

Kısılan seslerimiz; yan yana geldiğimizde nasıl bir kaos yaratıyor bugün? Bu kaos yarına dair yeni bir imkanı içinde saklıyor mu?

Bir ülkenin gittiği yere bakarak o ülkenin geleceği içinde kendini göremeyenlerin bir kısmı olan bitene tepki vermeyi, bir kısmı ise bu tepkiyi ertelemeyi tercih ediyor. Bu beş kişi erteledikleri tepkilerin gündelik hayatlarında yarattığı tüm karmaşa ile karşımızdalar. Baskıladıkları, yok saydıkları şeylerle bu kez yan yana baş etmek zorundalar. Bir tür ruhsal karnaval içinde ortaya saçılanlar uzun süredir açığa çıkmayı bekleyen tüm şeyler gibi coşkuyla korku arasında bir eşikte duruyor.

Bu eşik hali onları; varlık ile yokluk, susmak ile haykırmak, yok etmek ile yok olmak, gitmek ile kalmak arasında bir yerlerde tutuyor.

BBT’nin tanıtım broşüründeki bu uzunca alıntı bile, İstanbul Festivalinde prömiyer yapan ‘Seni Seviyorum Türkiye’yi anlatmak için yeterli değil. Oyunun yazarı ve dramaturgu Ceren Ercan’a yazıp yönettiği ‘İstenmeyen’de hayran olmuş, belki de sahnelenmesine ve oyunculuklarına uzak kaldığımdan, ‘Köpeklerin İsyan Günü’nü pek sevmemiştim. Bu kez, aynı zamanda hem soyut hem somut olan, son derecede zeki ve sağlam bir metinle karşımıza çıkıyor. Beş karakterin bir gece boyunca yaşadıkları dramatik bir olay akışı bile denemeyecek sürreel oluşumu, Türkiye’de her an yaşamakta olduklarımızı yansıtan, müthiş kapsamlı ve gerçekçi saptamalarla dengeleyen ilginç ötesi bir metin.  Yönetmen Yelda Baskın, Melih Kıraç’ın koreografisinin de desteğiyle, çamaşırhanenin tamamen soyutlandığı bomboş bir mekânda, Alican Yücesoy, Damla Karaelmas, Defne Şener Günay, Emre Koç ve İrem Sultan Cengiz’den 90 dakikalık süresi boyunca soluk soluğa izlenen, nefes kesici bir performans elde etmiş. Dansları, şarkıları, seyirciyle kurdukları interaktif iletişimleri ve tek aksesuarları olan giysilerle yaptıklarıyla (kostüm tasarımı Selin Ölçen), dört dörtlük bir tiyatro gösterisi.

Mutlaka, en az bir kez izlenmesi gereken önemli bir oyun 12, 13 ve 20 Ocak BBT’de.

 

Müzikli Zaman Matinesi ‘Cıngıllı’                                                                                     

Emrah Eren, proje tasarımını üstlendiği, müzik direktörlüğünü Çiğdem Erken’in yaptığı ‘Cıngıllı’ tiyatro değil, tematik konser olarak tanımlasa da, 8 Aralık’da prömiyer yapan, yerli müzikallerimizden örnekleri Türkiye tarihi ile iç içe geçirerek seyirciye ileten proje ancak sağlam dramaturji bilgisi olan bir tiyatro ekibinin altından kalkabileceği dört dörtlük bir çalışma. Sahnelerimizin perdelerine sinmiş, hepimizin anılarında yeri olan, 27 müzikalden alınmış şarkıları, Hacivat’ın “Yâr, bana bir eğlence, medet!” perde gazelinden başlayarak canlı müzik eşliğinde seslendiren, kantolar, operetler, Keşanlı Ali’ler, ithal müzikaller, Devekuşu Kabare’ler, Şan Tiyatrosu müzikalleri, Ortaoyuncular klasikleri ve niceleriyle sürdüren geniş kapsamlı bir iş. Finali ‘Lüküs Hayat’la yapmalarıysa cuk oturuyor.

‘Cıngıllı’yı keyifli bir nostaljik dinletinin ötesine götürense, ülkemizin müzikal tarihinin siyasal tarihiyle içiçeliği, ikisini birbirinden ayırmanın mümkün olmayışı ve konserin Türkiye tarihinin paralelinde gelişmesinin neredeyse şart oluşu. Durum böyle olunca da, ortaya zeki göndermeleri, siyasi ve toplumsal eleştirisiyle hınzır kara mizah tadına da doyum olmayan bir dinleti çıkıyor.

Prensipte şan eğitimi, oyunculuk öğreniminin ayrılmaz bir parçası olup, iyi bir oyuncudan sesinin elverdiğince düzgüm şarkı söyleyebilmesi beklenir ama burada durum farklı.

BBT’nin izlediğimiz, sevdiğimiz, beğendiğimiz oyuncuları Ragıp Savaş, Fidan Koşar, Orhan Kemal Aydın, Yonca Şahinbaş, Nazan Koçak, Emrah Eren, Faruk Üstün, Erol Ozan Ayhan, Gözde Ayar, Mustafa Sercan Yener ve İrem Sultan Cengiz değme assolisti kıskançlıktan çatlatacak pürüzsüz sesleriyle, sololarda, düetlerde ve korolarda karşımıza dört dörtlük, kusursuz birer şarkıcı olarak çıkıyorlar.  

Oyun sonrasında, giriş gazelini ve o müthiş “Bir Zengin Olsaydım”ı seslendiren Emrah’a müzikal performansın heyecan verici düzeyinden söz açtığımda, BBT ekibinin yetkinliğini çok sağlam müzikal geçmişine borçlu olduğunu,  ayrıca Uğur Çerkezoğlu (Piyano), Ebru Mine Sonakın (Klarinet), Nilay Sancar (Keman), Aykut Yıldırım (Bas Gitar), Ersin Toz (Gitar), Melih Yüzer (Davul), Harun Koç (Perküsyon), Adem Elkaya (Ud) ve Mehmet Boyacı’dan (Kanun) oluşan topluluğun da BBT’nin devamlı orkestrası olduğunu söyledi.

‘Cıngıllı’, ilk gününden beri izleyicinin sevdiği ve sahiplendiği bir çalışma. Tabiî ki, fon perdesine yansıtılan orijinal prodüksiyonların neredeyse tamamını fiilen izlemiş olan benim kuşağım için farklı, özel bir yeri var. Artık aramızda olmayan Keşanlı’nın Engin Cezzar’ını ve Semiha Berksoy’unu, Lüküs Hayat’ın Suna Pekuysal’ını duygulanarak anmak, artık bizler gibi nine olmuş sevgili dost Nevra Serezli’yi tekrar gençliğinin ve güzelliğinin doruğunda görmek bambaşka bir duygu. 

Keyifli, eğlenceli, hınzır… Daha ne isteriz ki! Kaçırmayın!16 Ocak Baba Sahne’de 21 Ocak ve sezon boyunca BBT’de. İyi seyirler dilerim.

 

 

 

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
829