Bir dönem Galata’da Yahudiler yaşardı…

Balat’ta doğmasına rağmen küçük yaşta Galata’ya taşınan Nino Mizrahi, semtin Yahudi yaşantısını, iş ve aile hayatını, o dönemin geleneklerini de hatırlatarak aktarıyor.

1945 yılında İstanbul’da Balat semtinde doğan Nino Mizrahi, ilkokul üçüncü sınıfa kadar kadar Balat’ta okuduktan sonra 1954 yılında Bankalar Caddesine taşındı. Okçu Musa İlkokulunu bitirdikten sonra lise tahsiline Taksim Atatürk Erkek Lisesinde devam eden Mizrahi, askerliğini bitirdikten sonra eşi Eti ile 1967 yılında evlendi. Bir kız ve bir erkek evlat babası olan Nino Mizrahi’nin üç de torunu bulunuyor. Niso Mizrahi, o dönemler Galata’daki yaşamı bizlerle paylaşıyor.

 

Nino Mizrahi ve ailesi


Balat’tan Galata’ya taşınmanızın sebebi ne?

1954 yılında Bankalar Caddesine taşınmamızın en büyük sebebi Balat’taki Yahudi nüfusun oradan göç etmeye başlaması ve babamın iş yerini Tahtakale’den Karaköy’e taşıması oldu. O yıllar elektrik piyasası yavaş yavaş Bankalar Caddesine taşınmaya başlamıştı. Dükkânımız İtalyan Sinagogunun (Kal de Los Frankos) yanında idi. O zamanlar, o yörede elektrik piyasası henüz yoğun değildi. Çocukluğum, gençliğim, tüm iş hayatım, emekli olduğum 2010 yılına kadar acısı tatlısı ile burada geçti.

O zamanlar, Yahudilerin Galata’da evlerinin ve işyerlerinin olduğu yerler nereleri idi?

Galata’ya taşındığımız yıllarda bu semt tamamen evler ve esnafla dolu idi. Burada yoğun bir Yahudi nüfusu bulunuyordu. Yahudilerin yerleştiği yerler, Şimşir Sokak, Bankalar Caddesi (en yoğun yer), Laleli Çeşme Sokak, Şair Ziya Paşa Yokuşu (Yahudi Yokuşu olarak da tanınırdı), Yanıkkapı sokak, Büyük Hendek Caddesi, Küçük Hendek Caddesi, Mektep Sokak, Emekyemez Altıncı Caddesi ve Tozkoparan Caddesi idi. Bir de biraz daha uzakta olan, Yüksek Kaldırım, Kuledibi, Tatarbey Sokak, Yazıcı Sokak da aynı yoğunlukta Yahudi ailelerle dolu idi.

Galata’dan başka semtlere taşınmaların başlamasının nedenleri nelerdir?

Elektrik piyasasının buralara yerleşmeye başlamasıyla aileler ve küçük esnaf yavaş yavaş buraları terk etmeye başladı. Ayrıca kiralar artmaya ve mülkler de değerlenmeye başlayınca, rant hesabı yapan kişiler bir şekilde evlerini ve iş yerlerini satıp, Taksim, Nişantaşı, Kurtuluş, Gayrettepe, Şişli, Sıracevizler ve Caddebostan gibi semtlere taşınmayı tercih etti. Taşınmaların yoğunlaştığı tarih, takriben 1960’lı yıllara denk gelir. Bu arada işi bozulan ve ailevi nedenlerden dolayı birçok aile de yurt dışına göç etti.

 

GALATA ESNAFI

O yıllarda Galata’daki Yahudi esnafların bazılarını hatırlıyor musunuz?

1954 yılında Galata’ya taşındığımız zaman, yöredeki esnafın çoğu Yahudi idi. Şair Ziya Paşa Caddesinde, Romi, Şoef, Todros, Kovos, belli başlı dört Yahudi kasap idi. Mösyö Moiz ve Mösyö Mordo’nun bakkal dükkânlarından alışveriş yapardık. Akel Eczanesi, Belifante Pastanesi, Birinci Karma İlkokulunun önündeki köfteci Mösyö Moiz, okulun yanında Mösyö İba (hahamiko), Avram Kardeşler balıkçı dükkanı, Şimşir Sokak’ta tavukçu Yenifiliz gibi esnafları anımsıyorum. Büyük Hendek Caddesinde kasap rahmetli Mösyö Nesim Liçis, berber Mösyö Cibili, her sabah çok kimsenin kahvaltı için gözleme ve burmuelo aldığı börekçi Mösyö Aruh, mezeci Yomtov, Aşer Levi şarap evi gibi Yahudi esnafları sayabilirim. Bu arada, Bankalar cCaddesini anmadan geçemeyeceğim. Modern Pastanesi Mösyö Andon, Mektep Sokak’ta Lo Bueno Pastanesi sahipleri o semtte çok sevilen esnaflardı.

Yıllar içinde semt nasıl bir değişim yaşadı?

Galata semti, uzun yıllar bu yapısını koruduktan sonra, yukarıda da anlattığım gibi birden değişime uğradı. Zaman içinde yavaş yavaş her şey yok olmaya başladı. Özellikle iş yerleri burayı değiştirdi. Tabii göç de çok büyük bir faktör teşkil etti ve bir devir ister istemez kapandı. Yakın zamanda bu semtin çok eski oluşundan dolayı ikinci bir değişim dalgası yaşanmaya başladı. Şimdilerde o eski iş yerleri, kafe, otel, lokanta, gece kulübü ve pastanelere dönüşmeye başladılar.

 

UNUTULMAZ BAYRAMLAR

Biraz da çocukluğunuz ve gençliğinizdeki dini ritüellerden bahseder misiniz?

Yahudi yaşantısı ile çok ilgili olan bu semti anlattıktan sonra çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği Kuledibi’ni hatırladığım kadarı ile anlatmaya çalışacağım. Aklımda kalan en güzel günler Pesah arifesi idi. O günler semtte inanılmaz bir görüntü oluşurdu. Tezgâhlar Büyük Hendek Caddesinde açılır, beyaz tatlı (şarope blanko) denen tatlı türü, çok sert ve kalın bir hamursuz türü olan şemura, ceviz içi portakal reçeli, hamursuz ve bunun gibi Pesah Bayramının geleneksel olan yiyecekleri satılırdı. Kasaplardan et almak çok zordu. Kasapların önlerinde uzun sıralar oluşurdu. Bayram gecesi çiçekçiler sıra sıra her yanı doldururlardı. Sinagoglar dolup taşardı. Semtte tam bir karnaval havası eserdi. Toplumumuz bu konularda çok hassas olduğu için bayram tam manası ile yaşanırdı. Bu semtlerde Neve Şalom Sinagogu, Apolon Sinagogu (Mahazike Tora), Aşkenaz Sinagogu, İtalyan Sinagogu ve bir de Edirnelilerin devam ettiği, Bankalar Caddesinin üst tarafında bir sinagog daha vardı. Karaköy’de de Zülfaris Sinagogu vardı. Düğünler Neve Şalom ve Zülfaris Sinagoglarında yapılırdı. Her sinagoga devam edenler ayrıydı. Roş Aşana ve Kipur’da yeriniz yoksa ayakta kalırdınız. Sinagoglar boşalırken, inanılmaz bir manzara oluşurdu. Sokaklar dolup taşardı. Çok yakın yerlerde oturulduğu için herkes bayramlaşır öyle evlerine giderdi.

Gündelik yaşama dönecek olursak, hafta sonları nasıl zaman geçirirdiniz?

Mahazike Tora’yı da anmadan geçemeyeceğim. Erkekler – kızlar birlikte oraya devam ederdik. Cumartesi günleri sabahtan akşama kadar orada okur eğlenirdik. Mahazike Tora’ya devam etmeyen çok az çocuk vardı. Rahmetli Rav Nesim Behar’ın gayretini, uğraşılarını anmamak mümkün değil. Gençler için de Amikal adı verilen bir gençlik lokali vardı. Pazar günleri orada partiler yapılırdı. Ayrıca hafta sonları Tünel’de buluşup Beyoğlu’nda sinemaya gitmek de çok moda idi. Büyüklerimiz cumartesi akşamları arkadaş ve aile fertleri ile genelde evlerde toplanıp eğlenirlerdi. Cumartesi akşamları, Şabat’ın bitiminde Mezeci Yomtov da oluşan sırayı görmeye değerdi. O zamanla bugünkü gibi gidilebilecek eğlence yerleri çok azdı. Bu sebepten evler tercih sebebi idi. Bizden daha büyük olan arkadaşlarımız, gençler ve babalarımız, genellikle Şişhane’deki Sarı Madam kahvesine gider,  o dönemde popüler olan pişpirik, kaptıkaçtı, tavla gibi oyunlar oynarlardı. Annelerimiz belli günlerde ‘fiks’ yaparlardı. Toplanıp oyun oynar ve sohbet ile vakit geçirirlerdi. Ayrıca, o zamanlar annelerimiz, kızlarına çeyiz hazırlarlardı. Bankalar Caddesinde, Mösyö Samporta adında bir desinatör vardı. Masa örtüsü, yatak örtüsü, çarşaf, yastık gibi çeyizlikleri ona götürür, işleme yapmak için çizdirirlerdi. İnanılmaz bir sabırla, orada oturup sıralarının gelmesini beklerlerdi. Sonra da konu komşu, ailenin kadınları oturup işleme yaparlardı. Bu da bir eğlence vesilesi idi. Gençler ayrıca Or Ahayim ve Orfelina gibi kurumlara devam eder, kete çıkar, yardım için bağış toplarlardı. Toplanan paralar, o zamanlar moda olan kumbaralara atılırdı.

Galata dışında erkeklerin işyerleri nerelerdi idi?

Bu semtlerde oturan erkeklerin işyerleri, çoğunlukla Tahtakale, Sultanhamam Yeşildirek ve Mahmutpaşa da idi. Az da olsa Perşembe Pazarında da Yahudi esnaflar vardı. Ağırlıklı olarak Eminönü bölgesinde işyeri olanlar çoktu. Çoğunlukla tekstil, çorap, gömlek, iplik ve manifatura gibi işlerle uğraşırlardı. O zamanlar ekonomik şartlar yüzünden her gün lokantaya gidip yemek yemek mümkün değildi. Maddi durumu iyi olanlar dahi evden yemek getirirlerdi. Bugün artık yok olmuş bir meslek olan yemekçileri anımsıyorum. Her sabah gelir, sefertası dediğimiz yemek kaplarını sırtlarında taşıdıkları sopanın çengellerine takar hiç şaşırmadan sahiplerine iletirlerdi. Sonra da kapları tekrar toplayıp evlere geri dağıtırlardı.

 

ÇOCUKLAR VE EĞİTİM

Çocuklar ve gençler hangi okullarda okurlardı?

Çocuklar çoğunlukla Birinci Karma, İkinci Karma ve Musevi Lisesine giderlerdi. Bazı aileler de, çocuklarını Fransız veya İngiliz liselerine yollarlardı. Evlere yakın olan okullar tercih edilirdi, zira bugünkü gibi okul servisleri yoktu. Kendi imkânlarımız ile okulumuza gidip gelirdik.

O zamanlar sık sık hamamlara gidilirdi değil mi?

Evlerde yeterli konfor olmadığı için yıkanmak için hamamlara gidilirdi. Hanımlar hafta arası genellikle perşembe günleri, erkekler de pazar günleri hamama giderlerdi. Perşembe Pazarı Hamamı ve Unkapanı Hamamı yakın olduğu için tercih edilen hamamlardı.

O semtin ve o günlerin özlemini çeker misiniz?

O günleri anmamak ve o sıcaklığı unutmak mümkün değil. Bu semtin dağılması ile aile bağları, arkadaşlık ve komşuluk yok oldu. Bayramlarda yaşanan o güzellikler kayboldu. O zamanla, herkes birbirine çok yakın oturduğundan yakın iletişim içinde idik. Yahudi toplumu birbirine uzak semtlerde oturmaya başlayınca maalesef bu yakınlık yok oldu. Kardeş çocukları bile birbirine yabancı oldular. Akrabalık mefhumu çok zayıfladı. Bugünkü teknoloji de buna bir sebeptir.

Kendi adıma, o güzel günleri yaşadığım için kendimi şanslı addederim.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın