Batya Natan
Batya Natan

Sevmeyi öğrendiğimiz gün

Her sabah gazete okumak, uzun yıllardır süren bir alışkanlığım. Günümüzde çoğu insan tabletlerden, cep telefonlarından gazeteleri izliyor. Bu konuda ben, daha çok son dakika haberleri için internete başvuruyorum. Kitaplarda olduğu gibi kâğıda dokunmanın, kokusunu içime çekmenin keyfinden henüz kopamadım. Hani gazete okuyorum dediysem de, daha çok önemli haberleri, kimi köşe yazarlarını ve bazı başlıkları… Yoksa onlara uzun bir zaman ayırıp satırlarını didik didik edenlerden değilim. Özellikle şiddete ve ölüme yer veren üçüncü sayfayı hiç okumuyorum. Daha sabahın erken saatlerinde içimi karartmanın, toplumun yöneldiği bu olumsuzluğu, sevgisizliği düşünmenin hiç gereği yok. Bunların yerine Zülfü Livaneli’nin bu güzel şarkısını dinlemek isterim:

 “Dünyayı güzellik kurtaracak / Bir insanı sevmekle başlayacak her şey”

Aslında tüm olumsuz düşünceleri bir yana bırakıp, şarkının sözlerini sürekli yinelemek daha keyifli olurdu:

Bir insanı sevmekle başlayacak her şey!

Bu sözler, benim gibi birçoğumuza hiç de yabancı gelmiyordur. Yıllar öncesinden Sait Faik’i okurken, bu tümceler bir mıh gibi aklıma çakılmıştı:

“Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey.”

Bencilliğin, yalnızlığın, sevgisizliğin giderek arttığı günümüz dünyasında, ünlü yazar ilk adım olarak bir insanı sevmekle yola çıkmamız gerektiğini söylerken, süregelen bu eksikliğimizi birkaç sözcükle ne güzel vurgulamış oluyor. Yalnızca bir insanı değil, bir insandan başlayarak tüm insanları sevmek! Nitekim ünlü psikanalist ve düşünür Erich Fromm da, eğer kişi yalnızca tek bir insanı sever ve onun dışında tüm çevresine kayıtsız kalırsa, o sevginin sevgi değil, bencillik olduğunu söylüyor.

Bu ünlü düşünürün Sevme Sanatı kitabını genç yaşımda okumuştum. Söylediklerinin anlamını diğer okumalarım ve deneyimlerimin ışığında, ancak olgunluk çağında daha iyi kavramıştım. Her şeyden önce Fromm, sevmeyi önemli bir sanat olarak görüyor ve diğer sanatlarda olduğu gibi başarılı olmak için ayrıca emek harcamamız gerektiğini söylüyor. Aksaklık ve başarısızlıklar, nasıl bir sanatçının yapıtına gösterdiği özen ve çabayla gideriliyor ve geliştiriliyorsa, bizim de benzer bir yaklaşımı sevgi ilişkilerinde göstermek zorunda olduğumuzu belirtiyor.

Kendi payıma şunu eklemek istiyorum: 

Hepimizin bildiği gibi, sevginin egemen olduğu her türlü ortamda hoşgörünün ve bağışlayıcılığın olumlu etkilerini görebiliyoruz. Böyle bir iklimde yaşantımızın daha güzel ve anlamlı olabileceğini söylemek bile gereksizdir.

Sözlerimize son noktayı koymadan, Bilge Karasu’nun,  Altı Ay Bir Güz kitabında yer alan şu sözlerini anımsatmak istiyorum:

‘Şimdi yoksulluğu da çalışmayı da öğrendin. Sevmeyi öğrendiğin gün eksiğin kalmayacak!’

Bakalım varsa, bu eksikliğimizi hangimiz ne zaman duyumsayacak ve bunu nasıl öğreneceğiz?..

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
621