Batya Natan

Hızır baharı getirdi…

Artık T A M A M. Kış aylarının soğuğu, karanlığı ve kasveti geride kaldı. 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece Hızır ile İlyas buluştu. Hızır, İlyas için buluşmaya gelmişti ama tam 186 gün bize bolluk, bereket, sevinç getirmek için yanımızda olacak. Bu umut dolu inanç, Anadolu sözel kültür ögelerinden biri. Bir yılı ‘Kasım Günleri’ ve ‘Hızır Günleri’ diye ikiye ayırıyor Anadolu. Önümüzde koskoca Hızır Günleri var. Kasım Günleri 8 Kasım’da, Hızır Günleri ise 6 Mayıs’ta başlıyor.

Hızır’ın rengi yeşil. O sebeple Batıya ait mitsel anlatımlarda adı Green Man (Yeşil Adam). Hızır kelimesi de ‘hadra’ yani yeşil kelimesinden geliyor. Hızır inancı yalnızca Anadolu’ya has değil; Keltlerde, İngilizlerde, İtalyanlarda, Fransızlarda ve daha pek çok kültürde var Yeşil Adam. Bu kahramanın ortak özellikleri arasında en dikkat çekici olan, uğradığı yere yeniden hayat veriyor olması. O hem hayat yenileyen hem koruyucu, kurtarıcı hem de bereket sunan biri. Anadolu hikâyelerinde en özgün olan taraf ise onun sabit bir insan görünümüne sahip olmaması. Bazen bir erkek, bazen kadın ya da çocuk, bazen yoksul ya da zengin biri olarak her durumda karşımıza çıkabiliyor. İşte bu sebeple Anadolu Alevileri “Her gördüğünü Hızır bil ki Ali’ye Selman olasın” diyorlar. İnsan ayrımı yapma, her insanı Hızır gibi bil ki bu sayede Ali’ye Selman olasın. Ali’ye Selman olmak ne demek olabilir? Ali, yüce, aşkın demek, tıpkı İlya’da olduğu gibi. Selman; selam, şalom; huzur ve barış demek. Bu haliyle Ali’ye Selman olmak, aşkınlıkta barışı bulmak anlamına geliyor. Zaman ve mekâna aşkın olan evrenseller olduğuna göre her gördüğünü Hızır bilen kişinin insanlık ailesinde huzur bulması son derece olağan. Tabii bir de işin tarihi yanı var; Hz. Ali’ye dost olan Selman-ı Farisi meselesi. Selman-ı Farisi farklı bir diyardan gelen ve aile içine alınan yegâne kişi. Bir manevi öğretmen, tıpkı Hızır gibi. Hem tanıdık değil, farklı hem de öğretmen.

Hızır’ın farklı farklı görünümlerde karşımıza çıkması oldukça önemli bir konu. Anadolu’yu Anadolu yapan temel durum da bu. Aşureye benziyor Anadolu. Aşureye benziyorsa o zaman Anadolu bu topraklar. Nohut ayrı bir kazanda kaynıyor, buğday, fasulye, fındık hepsi ayrı kazanlarda kaynıyor. Sonra tek bir kazanda tane olma özelliklerini koruyarak, yani diğeri uğruna ezilmeden farklı oluşlarını, varlıklarını koruyarak buluşuyorlar. Jöle kıvamında bir su birleştiriyor onları. Bu jöle muhabbet ve sevgi olmalı. Muhabbet ve sevgi için aşkınsal bir buluşma gerekiyor; kültürün, dilin, dinin korunup aşıldığı bir durum; tek başına insan kimliği yetiyor.

Hızır uzun günler bizimle birlikte olacak dedik. Hızır baharı getirdi. Çiçekler açacak rengârenk. Kimi kırmızı, kimi mor, kimi sarı… Bütün çiçekler mor olsaydı, mor ne güzel renk der miydik acaba? Moru güzel yapan yanı başında duran sarı ve yeşil. Tüm insanlar sarışın olsaydı “Sarışınlar ne güzel!” denir miydi?

Bereket tek bir şeyden bol miktarda bulunmasında değil, farklılıkların çeşitliliğinde yatıyor. Bu çeşitlilikten ötürü kış geldi diye bayram yapmıyoruz da bahar geldi diye seviniyoruz, bayram yapıyoruz. Bahar geldi mi artık yavaş yavaş meyveler, sebzeler çeşitlenecek demektir. İnsan doğada çeşitliliğe sevinip bayram yaparken kendi türünün çeşitli olmasına tahammül edemeyen varlıktır. Yüzlerce çiçek, onlarca meyve olsun ister, buna bereket der, ama söz konusu insan oldu mu herkes kendisine benzesin ister. Herkesin birbirine benzediği dünyanın kuru bir dal olduğunu göremez.

Her üzüm tanesi ayrı renk olan bir üzüm çeşidi var. Adına Bektaşi üzümü diyorlar. İsmi neden böyledir, kaynağını bulamadım (bilen varsa, bana da öğretirse çok sevinirim) ama benim yorumum şöyle; Hünkâr Hace Bektaş-i Veli’nin (bu arada hâce öğretmen demek, doğru kullanımın bu olması gerekir) bir sözü var; “Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan halka müderris olsa dahi Hakk’a asidir.” Bu söz Alevi – Bektaşi geleneğinin temel kurallarından biri. Tüm insanlığa aynı gözle bakılmalı, bunu yapmayan, halkın öğretmeni de olsa Hakk’a başkaldırır. Çeşitliliği, halk oluş, yaratılış gereği Hakk’ın bizzat istediğini göremeyen küfür içinde kabul edilir. Farklı renklerde üzüm taneleri olan bir üzüme Bektaşi üzümü denmesi bu açıdan bence anlamlı.

Hızır baharı getirdi. Bu bahar bol bol gülmeli, neşeyi her renkte sevmeli… Bereketin çeşitlilikte var olduğunu görüp Hızır’ın her an karşımıza herhangi bir insan kılığında çıkabileceğini unutmamalı. Hızır’ı gülüşünden tanımalı.

Not: Hıdırellez üzerine kapsamlı bir yazım bu ay Şalom Dergi’de yayınlandı. Hızır üzerine nitelikli bir okuma yapmak isteyenler içinse Carl Gustav Jung’un Dört Arketip eserini tavsiye ederim.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın