“Bir dili yaşatacak olanlar, yine o cemaatin üyeleridir”

Judeo-Espanyol lisanına gönül vermiş bir avukat: Belgin Dinç

“Bir dili yaşatacak olanlar, yine o cemaatin üyeleridir”

Belgin Dinç, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Bölümü mezunu bir avukat.  Her zaman dillere karşı bir ilgisi olduğunu dile getiren Dinç, dilbilim master tezini Judeo-Espanyol üzerine yapıyor. Dinç, bu süreci ve lisan merakını bizlerle paylaştı.

Dora Niyego

Okurlarımıza kendinizi tanıtır mısınız?

Otuz beş yaşındayım. Konya’da doğdum, Ankara’da büyüdüm. Anadolu Lisesinde İngilizce öğrendim. Galatasaray Üniversitesinde iki yıl hazırlık okuyarak Fransızcayı da öğrendim. Üniversitedeyken İspanyolca da öğrenmeye başlamıştım. Sonra, bir sene boyunca, Güney Amerika’yı gezdim. Orada İspanyolcamı pekiştirdim. Şu anda Boğaziçi Üniversitesinde dilbilim üzerine master yapıyorum.

Bu master programında dilleri mi inceliyorsunuz?

Dili insanın bilişsel bir yetisi olarak inceliyoruz. Türkiye’deki dilleri sosyal, siyasi konteksti içinde değerlendiriyoruz. Boğaziçi’nin dilbilim bölümündeki eğilim, Türkiye’deki bütün dilleri incelemek. Ayrıca, Türkçe’nin de bütün değişik lehçelerini inceliyoruz. Örneğin, Kayseri’de konuşulan Türkçe, standart Türkçeden çok farklı.

Judeo-Espanyol lisanını incelemek nereden aklına geldi?

İspanyolca bildiğim için, Judeo-Espanyol’u anlayabiliyorum. Master programına başlarken öyle bir düşüncem yoktu. Daha önceden Sefarad Yahudilerinin İspanya’dan geldiklerini biliyordum ama lisanlarının İspanyolca ile bu kadar aynı olduğunu bilmiyordum. Bu dili incelemeyi seçmemde, danışman hocamın çok katkısı oldu. “İspanyolca biliyorsun, Judeo-Espanyol’u incelemeyi seçersen kolay olur” dedi. Bir lisanı incelerken görüşmeler yapıyoruz, “Bu kelimeyi sen nasıl söylüyorsun, öbürü nasıl söylüyor?” gibi sorular soruyoruz. Biz buna data toplamak diyoruz.

Datayı nereden topladın?

Cervantes’teki İspanyolca hocamın Sefaradlarla özel bir ders yaptığını biliyorum. Hocamın ismi Andres. Andres ile iletişime geçtim, “Öğrencilerinle konuşabilir miyim?” dedim. Bir gün beni dersine davet etti. Bunun, tez konum olduğunu açıklayarak onlara birçok soru yöneltim.

Ne tip sorular?

Sorular dili kullanımları ile ilgiliydi. Örneğin, Türkçe bir cümle söyleyip bu cümleyi Judeo-Espanyol lisanında söylemelerini istedim. Seslerini kayda alıp sonra inceledim. Bu çalışmam hâlâ devam ediyor. Orada başlattığım syntax (söz dizimi) çalışmamı uluslararası bir konferansta sundum. Barselona’da yapılan bir atölye çalışmasıydı bu. Her sene ayrı bir ülkede yapılıyor. Okul için yazdığım makaleyle konferansa başvurdum ve kabul edildim. Çalışmamı konferans şeklinde sundum.

Akademik bir sunum muydu bu?

Evet öyleydi. Barselona’da Pompeu Fabra Üniversitesinin düzenlediği bir konferanstı. Dünyanın çeşitli yerlerinden dilbilimciler geldi. Birçoğu doktorasını tamamlamış kişilerdi. Birçok üniversitede dilbilim üzerinde hocalık yapıyorlardı. Almanya, İsrail, İspanya, İtalya’dan gelen katılımcılar vardı.

Judeo-Espanyol’u seçtiğin için, bu çalışmanın İspanya’da yapılması senin yönünden ilginç olmalı?

Tabi, orada İspanyol hocalar olması bakımından ilginçti. “Hâlâ orada konuşuluyor mu? Bu dil yaşıyor mu? Kaç kişi konuşuyor? Sen Sefarad mısın?” gibi sorularla karşılaştım. Bu dilin hâlâ konuşuluyor olması onlara ilginç geldi. Örneğin oradaki İspanyol hocalardan birinin doktora tez konusu ‘Çağdaş İspanyolcanın Gramerinin Tarihsel Gelişimi’ imiş. Bugünkü İspanyolcanın dilbilgisinin son halini on altıncı yüzyılda aldığını, kendisinin de doktora tezi için Judeo-Espanyol’dan faydalandığını sohbet arasında bahsetti.

Peki, o dönemden sonra İspanyolcanın değişiminden bahsetti mi?

Diller zaten sürekli değişim halinde. Sefaradlar İspanya’dan ayrıldıktan sonra, oradaki lisanla temasları kalmadı. Beş yüz yıl içinde, oradaki İspanyolca bir yönde evrim geçirdi. Buradaki İspanyolca ise (Judeo-Espanyol) Türkçe ve Rumcayla etkileşim ile başka bir yönde değişim gösterdi.

kutu

Judeo-Espanyol biliyor musunuz?

Evet, öğrendim. Can Evrensel’i tanırsınız. Sizin cemaatten, Judeo-Espanyol bilen, bu lisan üzerine çalışmalar yapan bir genç. Bana anneannesini tanıştırdı. Onunla tanıştığımda doğrudan Judeo-Espanyol konuşmaya başladık, çok keyifliydi. Bu lisanı akademik yönden incelerken, çok mutlu oluyorum. Benim için sanki ayrı bir dünya açıldı.

Başka bir yerde sunum yaptınız mı?

Madrid’de her sene ‘Foro Internacional del Español’ başlıklı bir etkinlik düzenleniyor. Bu, daha çok İspanyolcayı ekonomik bir değer olarak değerlendiriyor. Örneğin İspanya’ya dil öğrenmeye gelenler ülke ekonomisi için bir kaynak olarak görülüyor. Ama sonuç olarak ana tema İspanyolca. Orada Judeo-Espanyol’u anlatan tanıtıcı bir sunum yaptım. Akademik bir konferans olmadığı için genel hatlarıyla dille ilgili bilgi verdim. Sunumumda “Türkiye’de böyle bir İspanyolca konuşuluyor. Böyle bir ortak noktamız var. Bakın bu lisan Türkiye’de yaşayan bir dil” gibi konulara değindim.

Boğaziçi Üniversitesinin düzenlediği bir çalışma yapıldı. Bizim Sefarad Center’dan bazı üyeler de katıldı.

Evet. ‘Türkiye’de Dil Etkileşimi’ isimli bir proje. İstanbul’un azınlık dillerinden Judeo-Espanyol, Rumca, Ermenice ve Türk İşaret Dili incelendi. Judeo-Espanyol için toplam altı saatlik bir konuşma kaydımız var. Bu çalışma bizim için dilbilim yönünden çok değerli oldu. Düşünsenize, kaç cümle, kaç kelime çıkar bu konuşmadan. Yaklaşık on Sefarad katılımcımız oldu. Serbest sohbet şeklinde idi. Konuşmacılar arada bir Türkçeye geçiyorlardı. Hangi anlarda Türkçeye geçiyorlar? Bunlar da dilbilim yönünden incelediğimiz şeyler.  

Biz Judeo-Espanyol konuşurken içine Türkçe kelimeler de katıyoruz.

Bizim için, bir topluluğun üyeleri ne konuşuyorsa dil odur. Türk Dil Kurumu, Türkçeyi böyle konuşmalıyız der. Bir grup, bir lisanı böyle konuşuyorsa, o lisan öyledir. Bizim yaptığımız şey, konuşulanı gözlemlemek ve betimlemek. Judeo- Espanyol’u gözlemlediğimizde, Türkçe’nin de etkilerini görüyoruz. Türkiye’de dominant bir dil var, o da Türkçedir. Öbür diller de domine edilen dillerdir. Bu, bütün dünyada da böyledir.

İncelediğimiz zaman, Judeo-Espanyol lisanında, Türkçe fiillerin sonuna ‘ear’ bazen de ‘dear’ eki koyarak kelime judeo espanyollaştırılıyor. ‘ear’ eki İspanyolcada zaten olan bir ekken aradaki ‘d’nin nerden geldiğini araştırdım bir çalışmamda. Rumcada ve Romancada da aynı şekilde Türkçeden geçen fillerin sonuna ‘d’ harfi eklendiğini gördüm.

Siz bu şekilde fillerin kullanılarak konuşulmasına yanlış diyorsunuz. Bizim için dilbilim yönünden yanlış yoktur. Biz buna “Türkçe’nin etkileri var” diyoruz. İnceleyip gözlemlediğimiz şey, Türkiye’de konuşulan dillerde, Türkçe fiile önce ‘d’ takısı ekleniyor, sonra o dilin diğer takıları konuyor. Böylece, o Türkçe fiil o lisana girmiş oluyor. Türkçeye de diğer dillerden geçmiş kelimeler var. Diller temas ederek, bu şekilde evrim geçiriyor.

Judeo-Espanyol eskiden bütün Yahudi evlerinde konuşulurdu. Bugün maalesef evlerde konuşulmadığı için gençler bu lisanı bilmiyor.

Bütün iki dilli toplumlarda öyledir. Siyasi veya sosyal nedenlerden dolayı, bir dil prestij dili olarak görülür. Diğer dil ise, ev içine, aile içine kapanmıştır. Domine edilen dil ne kadar canlı, ne kadar yaşayabilir? Bizim incelediğimiz şeyler bunlar. Mesela, Judeo-Espanyol, Cumhuriyet sonrasında evlerin içine kapanmıştı. Bugün artık evlerde de konuşulmadığını görüyoruz. Bu durumda, bu dil ne kadar yaşayabilir? Bu kötü bir haber. Ama iyi bir haber de, bu lisan için yaptığınız çalışmalar, basında yazılı olarak yer alması, kitaplar yazılıyor olması, o dilde dersler veriliyor olması o dilin eğitimi olduğunu ve kamusal alanda varlığı olduğunu gösteriyor. Bu olumlu bir şey. Ama evlerde yaşlıların bile bu dili artık konuşmuyor olmaları, dilin canlılığının giderek azaldığını gösteriyor. Bir dili konuşanların tavrı çok önemlidir. Bir dili yaşatacak olanlar da, yine o

 

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın