1 Haziran 2020 Pazartesi 22:26

Bodrum’da Müzik Ziyafeti-I 15.Uluslararası Bodrum Müzik Festivali

Erdoğan MİTRANİ Sanat 1257 görüntüleme
28 Ağustos 2019 Çarşamba

Klasik müziğin gelişimine katkıda bulunmak, Bodrum Yarımadasının tarihi dokusu ve eşsiz doğasında, yerli ve yabancı ziyaretçileri klasik müziğin evrensel değerleri çerçevesinde bir araya getirmek amacıyla Doğuş Grubu kurucu destekçiliği ile 2005 yılından bu yana bir marinada düzenlenen ilk klasik müzik festivali olarak yapılmakta olan Uluslararası D-Marin Turgutreis Klasik Müzik Festivali, 13. yılında tüm Bodrum’u yayılarak, başta Bodrum Belediyesi olmak üzere Bodrumlular tarafından da sahiplenerek Bodrum Müzik Festivali adını almış ve programını Bodrum’un her tarafına yaymıştı.

Doğuş Grubunun sosyal sorumluluk projesi olarak hayata geçirdiği Bodrum Müzik Festivali, bugüne kadar Türkiye ve dünyanın önde gelen orkestralarını, solistlerini ve topluluklarını 200’ü aşkın konserde 250 bini aşkın müzikseverle buluşturdu. Festivalin bilet fiyatları, klasik müziğe ilgi duyan herkesin rahatlıkla katılımını sağlamak için makul seviyelerde tutulurken, bilet gelirlerinin tamamı, her yıl Tohum Otizm Vakfıyla Bodrum Sağlık Vakfına bağış olarak aktarıldı, 2010 yılından bu yana otizmli çocukların eğitim masraflarını karşılayan bağışlar 2 milyon TL’yi aştı. Bu yıl da bilet gelirleri tümüyle bu iki vakıf ve henüz tedavisi bulunmamış kelebek hastalığına (lupus) yakalanmış çocuklarla ilgilenen Kelebek Çocuklar Vakfı arasında bölüştürülüyor.

Bu yıl 22-25 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilen festival, 15. yılında, Festivalin ana mekânı D-Marin Turgutreis Marina’nın yanı sıra, D-Marin Turgutreis Amfitiyatro, Şevket Sabancı Parkı, Bodrum Marmara Oteli, ZAİ Bodrum ve Halikarnas Mozolesi Anıt Müzesinde müzik dünyasının çok sayıda yıldızını ağırladı.

24, 24 ve 25 Ağustos tarihlerinde her sabah 07.00’de Şevket Sabancı Parkındaki Sabah Konserlerinde, Doğuş Grubunun kültür ve sanata desteğinin en önemli göstergelerinden olan Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası çatısı altında destek gören genç yeteneklerin nefes kesici konserleri vardı.

D-Marin Amfitiyatro’da, yurtdışında adını duyurmaya başlayan yerli müzisyenlerimizle yabancı sanatçıları aynı sahnede bir araya getiren Günbatımı Konserlerinde sanatçılarla müzikseverler saat 19.00’dan itibaren Bodrum güneşinin batışını müzikle selamladı.

İlk konserde, kemancı Elvin Hoxha Ganiyev ve piyanist Vassilis Varvaresos, Schubert, Lizst, Scriabin, Ravel ve Franck’tan keman-piyano eserleri seslendirdiler. Bir gece önceki parlak Dvořák yorumuna hayran olduğumuz viyolonsel sanatçısı Pablo Ferrández’in ertesi gün viyolacı kız kardeşi Sara Ferrández’le aynı sahnedeki uyumu olağanüstüydü.

Çellist Umut Sağlam’ın elemanı olduğu Quartet Parantez bir Dvořák dörtlüsü ve piyanist Faruk Kalaycı’nın katılımıyla Schumann’ın ünlü piyanolu beşlisini yorumladı. Serinin, ZAİ Bodrum’da gerçekleşen, ‘Rus edebiyatı ve Müzikler’ başlığını taşıyan son konserinde Mert Fırat, anlatıcı olarak akordeon sanatçısı Ksenija Sidorova’ya eşlik etti.

Geçtiğimiz yıl, ilk kez gerçekleştirilen Gece Konserleri bu yıl da The Marmara Bodrum’da devam etti. 23 Ağustos 23.00’te piyanist, besteci, tekno ve caz müzisyeni Francesco Tristano, klasik ve elektronik müziği harmanlayan son derece ilginç bir program sundu. 24 Ağustos’ta Sabahattin Ali öykülerini anlatan Mert Fırat’a saksafonuyla Korhan Futacı katıldı. Kapanış konserinde saksafonun parlayan yıldızı Jess Gillam ve başarılı piyanistimiz Zeynep Özsuca nefes kesici bir performansıyla sundular. Ödüllü seyahat yazarı Saffet Emre Tonguç, Bodrum Mozole Anıt Müzesi kazı alanında Bodrum Hikâyesi’ni sundu.

Geldik D-Marin Turgutreis Marina’daki Akşam Konserlerine ve heyecanla beklenen Nil Venditti yönetimindeki Bilkent Senfoni Orkestrasının Açılış Konserine.

Bilkent Üniversitesinin özgün bir sanat projesi olarak kurulduğu günden bu yana, sanat yaşamımıza her yıl 50’yi aşkın etkinlikle katılan, 2009’da “UNICEF Türkiye İyi Niyet Elçisi” ilan edilen Bilkent Senfoni Orkestrası (BSO), bugüne dek konserleri, televizyon ile radyo kayıtları ve 40’ın üzerinde CD ile seçkinleşmiş çok önemli bir sanat kurumumuz.   

22 Ağustos’taki açılış konserinde orkestrayı 1994 doğumlu genç bir şef, Fazıl Say’ın hakkında, “İddia ediyorum yüzyılın en iyi şeflerinden biri olabilir. Bir ‘deha’ hissediliyor” demiş olduğu Nil Venditti yönetti. Türk bir anne ile İtalyan bir babanın kızı Venditti, en erkek egemen mesleklerin başında gelen orkestra şefliğinde başarıyla yükselebilen az sayıda kadından biri. Perugia’da doğup büyümesine, öğrenimini, doğduğu kentte almasına karşın, ailece her yazı Datça’da geçirdiklerinden hem Türk hem İtalyan kökenlerini korumuş.

Müziğe, yüksek lisans yaptığı viyolonselle başlayan, peşinden L’Aquila Konservatuarında orkestra şefliği eğitimi alan Nil Venditti, 2015’te İtalya’nın en prestijli ulusal şeflik yarışması Premio Claudio Abbado Genç Müzisyenler Yarışmasında birincilik, 2017’de Bükreş uluslararası Jeunesses Musicales Orkestra Şeflik Yarışmasında ikincilik ve George Enescu Filarmoni Orkestrası Özel Ödüllerini kazanmış. Hâlen Zurich Hochschule’de orkestra şefliği yüksek lisansını tamamlıyor.

Birinci yarıda Venditti yönetimindeki BSO, kuruluşundan beri D-Marin Klasik Müzik Festivaline katılımlarıyla destek veren, konser öncesi festivalin Onur Ödülü’nü almış olan dünya yıldızımız Fazıl Say’a Beethoven’ın 3. Piyano Konçertosu’nda eşlik etti.

Olağanüstü virtüozitesi kadar mükemmel yorumcu /interprète tarafı ile dünyanın en önde gelen piyanistlerinden, çağımızın en önemli bestecilerinden Fazıl Say, eline aldığı her müziği didik didik ederek, yaşamının, duygularının, deneyimlerinin, kişisel felsefesinin imbiğinden geçirip defalarca yeniden okuyarak, bildiğimizi tanıdığımızı sandığımız bir eseri o zamana kadar keşfetmediğimiz derinlikleriyle yeniden yorumlayan bir sanatçı. Kendisinden defalarca dinlemiş olduğumuz bu üç bölümlük konçertoyu da ilk kez izlercesine heyecanla keşfetmemizi sağladı.

Anlatılamaz güzellikteki yorumunun doruk noktası, birinci bölümün sonlarında gelişen o karanlık ve karamsar cadenza idi. Beethoven’in bu konçerto için yazdığı kadans dışında Fazıl Say, Wilhelm Kempff, Clara SchumannFranz LisztIgnaz Moscheles ve Charles Alkanhave de birer alternatif kadans bestelemiştir. Sanırım bende ilk kez dinlemişim izlenimi uyandıran bu cadenza Say’ın bestelediğiydi.

Festivalin epey ruhsuz dinleyicisinin tüm bölüm aralarında alkışlamayı ihmâl etmediği bu olağanüstü yorum, kanımca hak etmediği kadar cılız bir alkış aldı.

Konser sonlarında geleneksel olarak solistlerin ‘bis’ yapmasının aslında derin bir anlamı vardır. ‘Bis’ karşılıklı bir teşekkürün, sanatçı ile izleyici arasında kurulmuş olan iletişimin göstergesidir. Seyirci kendisine az önce yaşatmış olduğu güzellikler ve mutluluklar için sanatçıya alkışlarıyla teşekkür ederken, sanatçı da bu alkışlara bir parça daha seslendirerek teşekkür eder. Dinleyicisiyle müthiş bire bir iletişimi olan, seyircinin coşkusuna nazlanmadan çok sayıda bis ile cevap veren Fazıl Say, bu kez tek ‘bir’ bis sonrasında birinci kemanı aracılığıyla orkestrayı sahneden dışarıya davet etti.

Burada bir kez daha, “bölüm aralarında alkış olmaması” gerektiğini tekrarlamak isterim! Bir klasik müzik eseri birkaç bölümden oluşsa da bir bütündür ve aralar iki bölüm arasında soluklanılan meditatif birer bağlantıdır. Bu aralarda alkışlamakla bölüm çalınmakta iken alkışlamak aynı derecede yersizdir. (İtalyan Senfonisinin birinci bölümünde bunu da yapanlar vardı!)

Aradan sonra orkestra yerini aldığında Nil Venditti podyuma elinde mikrofonuyla çıkıp önce herkesin hatırını sordu. Samimi bir şirinlikle, ‘kırık’ Türkçe’si için özür diledikten sonra, geleceğe güvenle bakan genç bir Mendelssohn’un kendisi gibi 24 yaşındayken, bir İtalya seyahatinde ülkenin atmosferinden ve renklerinden etkilenerek bestelediği, 4 no.lu ‘İtalyan Senfonisi’ için birkaç açıklama yaptı.

Gençliğin coşku ve neşesiyle İtalya’nın güneşli ve canlı havasını yansıtan birinci bölümün ardından bir procession / ayin yürüyüşünden etkilenen ikinci bölümün ballad tadını anlattı. Kornoların zarif menuettosu’nun öne çıktığı şiirsel üçüncü bölümün ardından gelen, Roma dansı  ‘saltarella’ ile Napoli ‘tarantella’sını harmanlayan parlak ve neşeli final bölüm sebebiyle senfoninin İtalyan olarak adlandırıldığını söyledi.

Mikrofonu bırakıp bageti eline aldıktan sonra da, ödül aldığı bütün yarışmalarda yaptığı gibi, partisyon kullanmadan ezbere yönettiği senfoni boyunca kendisi için bütün söylenenleri hak eden, üst düzey bir orkestra şefine dönüştü. Keyifli senfoninin bu keyifli ve başarılı yorumu, bu kez seyirciden epey sıcak bir alkış aldı.

Bu güzel açılış konserinin ardından gelen diğer konserlere sonraki yazılarımda yer vermek üzere…

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

İLGİLİ HABERLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR