kanada REklam

Web´den Seçmeler

• “Buradaki asıl sıkıntı, ABD´nin bölgedeki eksikliğinin caydırıcılığını azaltacağı ve İsrail´in varoluşsal bir tehdit olarak algıladığı İran´ın kendine güveninin artması ile daha saldırgan olacağı kaygısı. Bu İran-İsrail çatışmasını daha olası kılar. Unutmamak gerekiyor ki, tüm dünya ´IŞİD ile mücadele gerekir´ derken de İsrail ´İran önceliğimizdir´ diyordu.” Karel Valansi – www.criturk.com

Web´den Seçmeler
  • BU AFİŞ, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN, “ANAYASA VE KANUNLAR ÖNÜNDE EŞİT” HRİSTİYAN VE YAHUDİ VATANDAŞLARINI ALENEN AŞAĞILIYOR, KİN VE DÜŞMANLIĞA YOL AÇMAYI HEDEFLİYOR. KAMU BARIŞININ BOZULMASINI HEDEFLİYOR

Konya’da, otobüs duraklarına asılan afişleri gördünüz mü, bilmiyorum.

Anadolu Gençlik Derneği ve Milli Gençlik Vakfı imzasını taşıyan bu afişlerde şunlar yazılı:

“Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o da onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez.”

Bu afişler, Konya Büyükşehir Belediyesi’ne ait otobüs duraklarına asıldı. Belediyenin bu ilan panoları, Wall AG isimli bir Alman şirketi tarafından kiraya veriliyor.

Merak ediyorum, kanunlarımızı okuyup anlayacak düzeyde bir savcı ya da mülki idare amiri, bu afişleri gördü mü?

Türk Ceza Kanunu’nun 216. Maddesi, “Halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” diyor.

Bu aşağılama suçu, kamu güvenliği açısından açık ya da yakın bir tehlikeye neden oluyorsa, cezası bir yıldan üç yıla kadar hapis olur.

Bu afiş, Türkiye Cumhuriyeti’nin, “Anayasa ve kanunlar önünde eşit” Hristiyan ve Yahudi vatandaşlarını alenen aşağılıyor, kin ve düşmanlığa yol açmayı hedefliyor. Kamu barışının bozulmasını hedefliyor.

Soralım bakalım:

* Konya’da, TCK’ya vakıf ve Türkçe okumayı bilen bir savcı var mı? Varsa, bu afişi okumuş mu?

* Bu afişin sorumluları hakkında nasıl bir işlem yapıldı?

* Bu afişin, kamuya ait yerlere asılmasına kim izin verdi?

* Afişlerin asıldığı yerlerin kiralarını kim ödedi? Kira ödenmediyse, para alınmaması için kim ricacı oldu? (İçeriği suç oluşturan bir afişin asılmasını kolaylaştırmak, suça iştirak sayılır mı acaba? Bilemedim.)

* Vilayet ve Emniyet Müdürlüğü Dernekler Masası, inanmış Müslümanları, halkın bir bölümüne karşı alenen tahrik eden bu afişleri bastırıp, asan dernekler ile ilgili nasıl bir işlem yapıyor?

Bizim ülkemizde, kamu görevlilerinin bu tür suçlara ortak olmasının yolu, tam siper olup, sorulara yanıt vermemekten geçer.

Konya Cumhuriyet Başsavcısı, Konya Valisi, Konya Emniyet Müdürü!

Sessizliğin arkasına saklanıp, bu soruları atlatabileceğinizi zannetmeyin.

Takip edeceğim.

MEHMET Y. YILMAZ

https://t24.com.tr/yazarlar/mehmet-y-yilmaz/erdogan-rusya-dan-istedigini-aldi,24223

 

  • İÇİMİZE BU KADAR BÜYÜK BİR DÜŞMANLIK DÜŞMÜŞ OLAMAZ...

EGE Denizi’nde keyifli bir ekim güneşini yaşıyordum.

Türkiye’den mümkün olduğunca uzak durmaya, başka ufuklarda gezinmeye gayret ediyordum...

Heyhat WhatsApp’ıma bir anda o afişin görüntüleri düşmeye başladı.

Konu, Konya’da minibüs duraklarına asılmış o afiş...

Neredeyse tanıdığım bütün dostlarımdan art arda geliyordu...

Hepsinin içinde aynı duygu, aynı hüzün...

Burası bizim ülkemiz olamaz...

İçimize bu kadar büyük bir düşmanlık düşmüş olamaz...

Hepsi bir de şunu söylüyordu...

“Biliyoruz karşı çıksak hemen ne var bunda, Kuran ayeti” diyecekler...

Bak Konyalı kardeşim...

Benim en sevdiğim, en takdir ettiğim şehirlerden biridir Konya...

Seni ve senin bütün insanlarını bir kenara koyuyorum...

Lafım o afişi bugün oraya astıran kimse ona...

Yahu arkadaş bugün Kuran’dan aklına gele gele o ayet mi geldi...

Çocuklarımız Suriye’ye barış getirme iddiasıyla hayatlarını verirken, biz bütün dünyaya düşmanlık değil, sevgi mesajları yollamaya çalışırken sen kalkıp ne yapıyorsun yahu...

Bulamadın mı Kuran’dan bir sevgi, barış, insanlık, kardeşlik ayeti...

Yahu be arkadaş...

Bu afişi oraya asarken, üç adım ötede yatan Mevlânâ da mı hiç aklına gelmedi...

Hani o “Kim olursan ol gel” diyen bilge insan var ya...

Yaşadığın o şehirde, bütün hayatın boyunca o cümlenin hiçbir kelimesi bile kalmadı mı kulağında...

ERTUĞRUL ÖZKÖK

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/yani-emin-simdi-yalaka-donek-ve-libos-mu-oldu-41356533

 

  • ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞININ RAPORUNDA SİYASİ ŞARTLARIN DA ELVERMESİ DURUMUNDA İSRAİL GAZININ TÜRKİYE ÜZERİNDEN TAŞINMASI GEREKTİĞİ VURGULANIYOR

Sanırım bugün ABD’nin Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı aldığı tutum da bu raporda yazıldığı çıkarların örtüşmemesinden kaynaklanıyor.

Raporda İsrail gazıyla ilgili de önemli tespitler yer almakta. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı raporunda İsrail’in kendi gazını Türkiye üzerinden piyasaya ulaştırmak istediği belirtiliyor: “Doğu Akdeniz kaynaklarının tek bir ihraç pazarı ve iletim güzergâhını hedeflemediği; en ekonomik iletim güzergâhı Türkiye olsa bile, uluslararası ilişkiler kaynaklı riskler nedeniyle, kaynakların Türkiye-Avrupa ve Uzak Doğu arasında boru hatları ve LNG terminalleri ile paylaştırılacağı ve ülkemizin dahil olduğu bir projenin gündeme gelmesi halinde, İsrail’in BOTAŞ’ı ortak yapmak istediği bilinmektedir.”

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının raporunda siyasi şartların da elvermesi durumunda İsrail gazının Türkiye üzerinden taşınması gerektiği vurgulanıyor: “İsrail’in Tamar ve Leviathan sahalarından üretmeyi planladığı doğalgazı, düşük maliyetlerle ve ticari olarak, güvenilir ve geniş pazarlara ulaştırılması hedefinde Türkiye, çok kritik bir noktaya gelmiştir. Ancak, İsrail ile ilişkilerin mevcut durumu ve siyasi atmosfer, ülkemizin enerji kaynaklarının çeşitlendirmesi bağlamında oldukça büyük bir fırsatın önünde engel teşkil etmektedir. Söz konusu doğalgazın Rusya Federasyonu’ndan temin edilen kaynaklara ciddi bir alternatif haline gelebileceği ve Türkiye’nin diğer doğalgaz anlaşmalarında pazarlık şansını arttırabileceği düşünülmektedir. Bu sebeple, Türkiye’nin, kendi kara çıkışına kadar olan yatırım maliyetlerine katlanmaksızın, rekabetçi fiyatlarla, arz güvenliğine katkı sağlayacak miktarda gazın gelmesine -siyasi fizibilitenin oluşması halinde- imkân verecek ticari projelere izin verilmesine ilişkin süreç değerlendirilmelidir.”

MASUM GÖK

https://odatv.com/bakanligin-gizli-raporunda-israil-icin-ne-yaziyor-31101912.html

 

  • POST-AMERİKAN ÇAĞI OLARAK GÖZLEMLENEN ULUSLARARASI VE BÖLGESEL POLİTİKADA İSRAİL’İN DAHA DA CESUR HAMLELER YAPABİLMESİ OLASIDIR

İlk olarak belirtmek gerekir ki İsrail “demokrasisi” etnik bir referansla güdümlendiğinden daha ziyade “ırksal/etnik demokrasi” sınıfına giriyor. Kısacası, ülkenin “ötekilerine” yönelik uygulamalar, İsrail’in demokrasi oyununu salt Yahudi kitlelerle sınırlandırıyor. Bu bağlamda bir dönemin Güney Afrika’sı gibi ırk ayrımcısı apartheid rejiminin farklı bir örneklemi olarak görülebilir. Bu kavramsallaştırmayı İsrail örneği üzerinden ele alan pek çok çalışmaya akademik literatürde rastlanılabilir.

Ayrıca İsrail siyasetinin militarizasyonu, bugüne indirgenemeyecek ölçülerde geniş bir tarihi arkaplana sahiptir. Kuruluş sürecinin de bir getirisi olarak, Arap kitleleri korkutup kaçırmayı hedefleyen terör eylemleriyle ünlenen çete liderlerinden politik profiller üretilen ve sonra bu profillerin kahramanlaştırıldığı toplumda devlet yönetimi, özellikle karar alım süreçlerinde askerin yoğun katılımıyla gerçekleşmektedir. Kaldı ki ülkedeki askerlik süreleri ve uygulamalarının kapsamı, toplumu militarize etmenin bir aracı olarak kullanılmaktadır. Sivil siyaset ile askeri işler girift bir biçimde ele alınır. Hatta denilebilir ki İsrail’de salt sivil bir perspektifle değerlendirilen herhangi bir başlık bulunmamaktadır. Siyaset, sorun başlıklarını oldukça militarist bir dille ele alır ve askeri profillerin görüşleri doğrultusunda karara bağlar. Nitekim İsrail siyaseti, emekli askerlerin “yatay geçiş” yaptığı bir alan görünümüne de sahiptir. Bu tip gerekçelerle İsrail, akademik literatürde “garnizon devlet” olarak bilinen kavramsallaştırmaya yakın bir pozisyona sahiptir.

PYD’nin, Suriye’nin kuzeydoğusunda kurmaya çalıştığı yönetsel yapı ile İsrail’in demokrasi standartları pek çok bağlamda eşleşmektedir. Her ikisi de etnik referanslarla ayrımcı bir siyaset takip ediyorlar. Her ikisi de “garnizon devlet” niteliklerine sahip olacak kadar militarist bir anlayışa sahiptir. Yukarıda anlatılanlar ışığında denilebilir ki İsrail, aslında idari nitelikleri itibarıyla kendisi gibi olanlarla ilişkilerini geliştirmektedir. Bir başka ifadeyle belirtmek gerekirse, kurulan ittifaklar ülkelerin siyasi sistemlerine dair çıkarımda bulunabilmemizi sağlar. Bu olguya, sosyolojiden ödünç alarak, “ayna ittifaklar” da diyebiliriz.

İsrail’in Kürt politikası açısından olası bir Kürt devletinin niteliğine bakılmaksızın salt etnik referanslarının önem arz ettiğini belirtmekte fayda var. İsrail açısından olası bir Kürt devletinin nasıl yönetileceğinden ziyade, İsrail’in ulusal çıkarlarına ne ölçüde hizmet edeceği hesaplanmaktadır. Neredeyse bağımsızlığını kazandığı tarihlerden bu yana çevre/çevresel pakt olarak isimlendirilen dış ve ulusal güvenlik politikasıyla da gayet uyumlu olan bu beklenti, elbette ki ilerleyen yıllarda da güçlenerek devam edecektir. Bu durum, devletler dünyasının realist varsayımları düşünüldüğünde, oldukça normal görülebilir. Lakin bir devletin ittifak ilişkisi geliştireceği oluşumlarla kimyasal uyumu da önem arz etmektedir.

2017 yılında Kuzey Irak’taki Bölgesel Kürt Yönetimi’nin gerçekleştirdiği bağımsızlık referandumuna da oldukça açıktan destek veren İsrail, bölgede oluşturulacak bir Kürt devletine sıcak bakmıştır ve bakacaktır. Söz gelimi Türkiye ile ittifak ilişkisinin sonlandığı bir atmosferde İsrail’in elini bağlayan herhangi bir engel de söz konusu değildir. Bu açıdan bakıldığında, post-Amerikan çağı olarak gözlemlenen uluslararası ve bölgesel politikada İsrail’in daha da cesur hamleler yapabilmesi olasıdır.

CEYHUN ÇİÇEKÇİ

https://www.aa.com.tr/tr/analiz/israil-kurtler-ve-pyd-ortak-tehditler-ve-ayna-ittifaklar/1622396

 

  • HAMAS’IN SUUDİ ARABİSTAN’IN BASKI VE KÖŞEYE SIKIŞTIRMA SİYASETİNE KARŞI DİRENMESİ, RİYAD YÖNETİMİNİN HAMAS’A YÖNELİK DÜŞMANCA POLİTİKALARINI DAHA DA ŞİDDETLENDİRMESİNE YOL AÇABİLİR

Geçmişte İran’la Suudi Arabistan arasında “denge siyaseti” izleyen Hamas’ın, Eylül 2019’daki basın açıklamasıyla birlikte, bu siyaseti bir süreliğine terk ettiği söylenebilir. Bölgesel ve yerel şartlar yüzünden Hamas’ın siyaseten sıkıştığı göz önünde bulundurulduğunda, kendisini destekleyen İran’la yakınlaşması oldukça rasyonel bir adım olarak görülüyor. Fakat Hamas’ın Suudi Arabistan’la ilişkilerini tamamen koparması da kısa vadede beklenmemeli. Öte yandan Hamas’ın Suudi Arabistan’ın baskı ve köşeye sıkıştırma siyasetine karşı direnmesi, Riyad yönetiminin Hamas’a yönelik düşmanca politikalarını daha da şiddetlendirmesine yol açabilir. Suudi Arabistan’ın özellikle medya aracılığıyla Hamas’ı karalaması ve finansal desteğinin kesilmesine dair adımlar atması, bu anlamda önemli işaretler olarak görülmeli. Ayrıca, daha önce de zikrettiğimiz gibi, Riyad yönetiminin Suudi Arabistan’a ekonomik ve siyasi olarak bağımlı olan Arap ülkelerine de Hamas’a yönelik sert politikalar uygulamaları yönünde baskı yapması beklenebilir. Suudi Arabistan’ın Arap Birliği’ndeki lobicilik faaliyetlerini hızlandırarak 2016’da Hizbullah’ın terör örgütü ilan edilmesini sağladığı gibi, Hamas’ın da terör örgütü olarak tanınmasına yönelik faaliyetler yürütmesi de ihtimaller arasında.

Suudi Arabistan’ın baskı siyasetinin dozunun giderek artmasının Hamas üzerinde etkileri olacaktır. Bu siyasetin neticesinde, Hamas’ın Ortadoğu ve Filistin ölçeklerinde güç kaybına uğrayabileceği söylenebilir. Hamas ise bu açmazdan kurtulmak için İran, Türkiye ve Katar ile daha da yakınlaşabilir. Öte yandan, her ne kadar hukuki ve siyasi süreçte Hamas köşeye sıkıştırılıyor olsa da, asıl köşeye sıkışan Filistin halkı olacaktır. Halihazırda Gazze’deki yaşam standartlarının ve ekonomik durumun çok kötü olduğu düşünülürse, Hamas üzerindeki baskıların artması, mevcut şartların iyice kötüleşmesi neticesini verecektir.

Son tahlilde, Suudi Arabistan’ın Hamas’ı sıkıştırmaya yönelik hamlelerinin en azından iki hedefe matuf olduğu söylenebilir. Bunlardan ilki “Yüzyılın Anlaşması”na sadakat göstermek, ikincisi ise İran’ın Filistin üzerinden bölgesel nüfuzunu artırmasını engellemek.

Sebepler ve hedefler ne olursa olsun, sonuç olarak Suudi Arabistan’ın Hamas hamlesi Filistinliler nezdinde şu gerçeği bir kez daha ortaya koymuştur: Filistin halkı ve Filistin davası Türkiye, Kuveyt, Katar gibi birkaç istisna dışındaki “Müslüman” ülkeler tarafından, “demokrat” Batılı ve işgalci güçlerin insafına terk edilmiştir.

MEHMET RAKİPOĞLU  

https://www.aa.com.tr/tr/analiz/suudi-arabistan-hamas-uzerindeki-baskiyi-artiriyor/1626195

 

  • "İSRAİL İÇİN EN KORKULU SENARYO, WASHİNGTON VE TAHRAN ARASINDAKİ GÖRÜŞMELERİN YENİDEN BAŞLAMASI VE/VEYA SUUDİ ARABİSTAN İLE İRAN'IN YAKINLAŞMASIDIR."

"İsrail güvenliği söz konusu olduğunda kimseye güvenemeyeceğini, kendi kendine yetmesi gerektiğini düşünüyor. Bu son olayda da İsrail'in İran'a karşı koyma gücü olduğu birçok kez vurgulandı. Buradaki asıl sıkıntı, ABD'nin bölgedeki eksikliğinin caydırıcılığını azaltacağı ve İsrail'in varoluşsal bir tehdit olarak algıladığı İran'ın kendine güveninin artması ile daha saldırgan olacağı kaygısı. Bu İran-İsrail çatışmasını daha olası kılar. Unutmamak gerekiyor ki, tüm dünya 'IŞİD ile mücadele gerekir' derken de İsrail 'İran önceliğimizdir' diyordu. Şimdi de Bağdadi'nin öldürülmesinin ardından IŞİD'in geleceği tartışılırken de İsrail aynı şeyi söylüyor."

"İsrail için en korkulu senaryo, Washington ve Tahran arasındaki görüşmelerin yeniden başlaması ve/veya Suudi Arabistan ile İran'ın yakınlaşmasıdır." diyen Valansi, Amerika'nın Suriye'nin güneyinde kalma kararının önemine dikkat çekti:

"Trump bir bölüm askerinin Suriye'de kalacağını belirtti. Bir bölümü petrol güvenliği için diğer bir bölümü de Ürdün ve İsrail'in talebi üzerine bu iki ülke sınırlarına yakın. Trump 'Bunun dışında ABD'nin Suriye'de kalmaya devam etmesi için bir sebep yok.' diye ekledi. Suriye savaşı boyunca İsrail'in, İran'dan Hizbullah'a yönelik mühimmat yüklü konvoylara yönelik operasyonlarla sınırında İran'ın veya müttefiklerinin güçlenmesini ve yeni bir cephenin açılmasını engellemeye çalıştığını da düşündüğümüzde Amerikan askerlerinin güneydeki varlığı daha da önem kazanıyor."

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve Başkan Yardımcısı Mike Pence, Ankara temaslarının ardından İsrail'i ziyaret etmiş ve burada İran'ın sahada giderek daha güçleneceğine dönük endişeleri gidermeye çalışmışlardı.

Amerika'nın sahadan çekilmesiyle oluşan boşluğu dolduran Rusya ile İsrail'in kuracağı ilişki de Suriye krizine dair merak edilen konular arasında. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Suriye krizinin başlamasının ardından Rus lider Vladimir Putin ile çok sayıda buluşma gerçekleştirse de Valansi'ye göre bu temaslar Washington ile ilişkileri ikame etmekten uzak. Valansi "İsrail, Moskova'nın Orta Doğu'da oyun kurucu olduğu ve özellikle Suriye konusunda birlikte çalışmaları gerektiğinin bilincinde. Bun karşın İsrail, ABD'yi müttefik olarak görürken Rusya'yı birlikte çalışılması, iyi geçinilmesi gereken bir güç olarak görüyor." değerlendirmesinde bulundu.

Benzer şekilde, eski İsrail'in ABD Büyükelçisi Michael Oren, The Times Of Israel gazetesine verdiği demeçte şu ifadeleri kullanmıştı:

"45 yıl boyunca bel bağladığımız Pax Americana'nın sonuna geldiğimiz için endişeliyim. Amerika'nın yardıma gelmeyeceğini söylemiyorum ama artık bu kesin değil. Rusya ise bizim müttefikimiz değil. Öyleymiş gibi davranmanın anlamı yok ama onları düşman haline getirmenin anlamını yok. Rusya ile modus vivendi (birlikte yaşamanın yolunu bulma) kurmamız gerekli."

KAREL VALANSİ (HABER: GÖKHUN GÖÇMEN)

https://www.criturk.com/haber/ozel-haber/salom-gazetesi-yazari-karel-valansi-yorumladi-118181

 

  • İNSAN KENDİNDEN BİLDİĞİNE DEĞİL, ÖTEKİ OLARAK GÖRDÜĞÜNE AYRIMCILIK YAPAR. YANİ ASIL MARİFET, FARKLILIKLARI GÖRÜP, BİLİP, TANIYIP AYRIMCILIK YAPMAMAK

Baydar çok iyi ifade etmiş. Bir-iki ekleme yapmak gerekirse, evet, çoğunluk veya baskın grup mensupları aralarında kimin azınlık olarak tarif edilen gruptan olduğunu bilmez, çünkü azınlığa mensup bireyler kendilerini gizlerler. O kadar ki, haksızlığa uğradıklarında bile, genellikle ortaya çıkıp haklarını açıkça savunmaktan kaçınırlar, çünkü bilirler ki, haklı olmalarının bir önemi yoktur, kolayca haksız duruma düşürülebilirler ve gördükleri zarar büyüyebilir. Onun için, çoğu zaman haksızlığı sineye çekmeyi tercih etmek zorunda kalırlar. Onlar haksızlığı sineye çektiği, itiraz edip sesini yükseltmediği için, diğerlerine ortada bir sorun yokmuş, herkes halinden memnunmuş gibi gelir. Nitekim, “Biz kimin kim olduğunu bilmezdik” diyenler, devam cümlesi olarak “Aramızda hiçbir sorun yoktu” da derler. Birileri itiraz edecek olursa, o zaman ‘sorun’ çıkar. O noktadan itibaren de, çoğunluk mensupları sorunun ‘birdenbire’ çıktığını düşünerek şaşırırlar, sorunun çıkışını bir dış etkene (nifak!) bağlarlar.

Altı çizilmesi gereken başka bir durum da, “Biz kimin kim olduğunu bilmezdik, ayrım yapmazdık” sözünün barındırdığı bir çelişki. Kimin kim olduğunu bilmez, herkes gözünüze aynı, yani kendiniz görünürse nasıl ayrımcılık yapacaksınız ki zaten? İnsan kendinden bildiğine değil, öteki olarak gördüğüne ayrımcılık yapar. Yani asıl marifet, farklılıkları görüp, bilip, tanıyıp ayrımcılık yapmamak.

OHANNES KILIÇDAĞI

http://www.agos.com.tr/tr/yazi/22639/kimin-kim-oldugunu-bilmemek

 

  • “MEMLEKET İÇİN İYİ İŞLER YAPMIŞ BİR KİŞİ YAHUDİ, ERMENİ, DÖNME, VESAİRE OLSA BİLE NE OLUR? KALDI Kİ BU KİŞİLERİN HİÇBİRİNİN YAMAMAYA ÇALIŞILAN O ETNİK KİMLİKLERLE ALÂKALARI YOK” DİYECEĞİM AMA MAKSAT, DEDİĞİM GİBİ BAŞKA! MESELE KİŞİLERİN ETNİK KÖKENLERİ DEĞİL, GAYRIMÜSLİMLİK İDDİASININ KÜFÜR NİYETİNE KULLANILMASI…

Yaftalama meraklısı çatlaklardan birinin hedefinde  şimdi Kâzm Karabekir Paşa var… Herif, İstiklâl Harbi’nin en önemli kumandanlarından olan Kâzım Karabekir’in “Selânik dönmesi” yani aslen Yahudi olduğunu iddia ediyor ve ondan daha da çatlak bir hayran güruhu bu yâveye alkış tutuyor!

“Memleket için iyi işler yapmış bir kişi Yahudi, Ermeni, dönme, vesaire olsa bile ne olur? Kaldı ki bu kişilerin hiçbirinin yamamaya çalışılan o etnik kimliklerle alâkaları yok” diyeceğim ama maksat, dediğim gibi başka! Mesele kişilerin etnik kökenleri değil, gayrımüslimlik iddiasının küfür niyetine kullanılması…

Hani, Naziler’in 1935’te Alman vatandaşlarının Yahudi yahut melez olanlarını belirleyip safkan Almanların haricinde kalanları ortadan kaldırmak için çıkarttıkları meşhur “Nürnberg Kanunları” vardı ya…

Bizdeki acemi Nürnberg heveslileri işte bunu yapıyorlar ve hakaret maksatlı soy-sop araştırmalarının kaynağı da, gazetelerde çıkan vefat ilânları!

Aileler arasındaki bağlantıları güya bu ilânlar vasıtası ile kurup kim kimin akrabasıdır buluyor ve hedefe koydukları kişinin dönmeliğini yahut başka tür gâvurluğunu ispat edebilmenin ilhamını ilânlarda arıyorlar. Üstelik “Ahmet’in ablasının görümcesinin dayısının damadının dadısının eltisinin kuzeninin kayınpederinin bakıcısı bundan 35 sene önce bir Selânik dönmesi ile aynı otobüse binmiş, dolayısı ile Ahmet de dönmedir!” gibisinden gayet âlimâne bir metodla!

Türkiye gibi çokuluslu imparatorluk bakiyesi bir devlette olmaması gereken bu iş artık gayet ciddî boyutlardadır, bir değil birkaç neslin beyni yıkanmıştır, önemli ailelere ve geçmişte hayırlı işler yapmış olanlara potansiyel tehlike gözüyle bakılmaktadır! Özellikle de ideolojilerin etkisi ile yurtiçinde bile etrafımızı bir tehdit çenberinin çevirdiğine inanılmakta; memleket zayıf, zavallı ve püf deseler yıkılacak derecede halsiz zannedilmektedir.

Endişem, apaçık bir “nefret suçu” olan bu tehlikenin önünün şimdiden alınmaması hâlinde Türkiye’de mevcut bütün etnik kimliklerin yakın bir gelecekte hedef hâline getirilmesidir!

MURAT BARDAKÇI

https://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/2537431-boyle-bir-nefret-sucu-kanunu-bizde-de-lazim

 

Netten okumalar

 

  • ENOT TSUKİM / VAHA ÇÖL GÖL ÜÇLEMESİ – MALKA AZARYAD

https://www.turkisrael.org.il/single-post/2019/10/29/Enot-Tsukim-Vaha-%C3%87%C3%B6l-G%C3%B6l-%C3%9C%C3%A7lemesi

 

  • ÜLKENİN SONUNA GELDİK Mİ? - BANU YILDIRAN GENÇ

http://www.agos.com.tr/tr/yazi/23127/ulkenin-sonuna-geldik-mi

 

  • YAHUDİ YÖNETMEN MÜSLÜMAN AİLELERİN HİKAYELERİNİ BEYAZ PERDEYE TAŞIDI – İSLAM DOĞRU

https://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/yahudi-yonetmen-musluman-ailelerin-hikayelerini-beyaz-perdeye-tasidi/1631539

 

  • NAZİLERİ KANDIRIP YÜZLERCE MASUMU SOYKIRIMINDAN KURTARMAK İÇİN İCAT EDİLEN HAYALİ HASTALIK: K SENDROMU

https://onedio.com/haber/nazileri-kandirip-yuzlerce-masumu-soykirimindan-kurtarmak-icin-icat-edilen-hayali-hastalik-k-sendromu-886627

 

  • NÜRNBERG-2’DE KİM YARGILANMALI? – SERPİL GÜVENÇ

https://haber.sol.org.tr/yazarlar/serpil-guvenc/nurnberg-2de-kim-yargilanmali-273597

 

  • İHAM’IN LEWİT V. AVUSTURYA KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ: “İSMİ AÇIKÇA GEÇMESE DE ARALARINDA BAŞVURUCUNUN DA OLDUĞU HOLOKOST MAĞDURLARINA İFTİRA VE HAKARET EDEN MAKALELER YAZILMASI, 8. MADDE İHLALİ”

https://anayasagundemi.com/2019/10/30/ihamin-lewit-v-avusturya-kararinin-ozet-cevirisi-ismi-acikca-gecmese-de-aralarinda-basvurucunun-da-oldugu-holokost-magdurlarina-iftira-ve-hakaret-eden-makaleler-yazilmasi-8-madde-ihlali/

 

  • FRANSIZ DİRENİŞİ'NİN SİMGE İSMİ 103 YAŞINDA ÖLDÜ

https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya/2019/11/04/fransiz-direnisinin-simge-ismi-103-yasinda-oldu/

 

  • GÜNÜN KADINI: Franceska Mann

https://www.ekmekvegul.net/bellek/gunun-kadini-franceska-mann

 

Takılan tweetler

 

Mecra@Mecra

Tam 102 yıl önce bugün...

2 Kasım 1917'de, İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour, İngiliz Yahudi lider Lord Rothschild'e yazdığı bir mektupla, Filistin'de bir Yahudi vatanı kurulması yönündeki resmi desteği bildirdi.

Mektup, "Balfour Deklarasyonu" olarak bilinir.

 

https://twitter.com/mecra/status/1190566206958387201?s=12

 

ümit kıvanç@umit_k

Bağdadi’nin ölümü üzerine yine her şeyi “Yahudi”ye bağlayan, nefret dolu mesajlar atılıyor. Irkçılıkla salaklığın nasıl ayrılmaz ikili olduğu tekrar tekrar ispatlanıyor.

https://twitter.com/umit_k/status/1188967959798132736?s=12

 

cemile@mustear111

Rue Hendek, musevi azınlığın evlerinin bulunduğu cadde.

 

https://twitter.com/mustear111/status/1188775415416000512

 

İsrail'e Dair@e_israil

#Gazze'den İsraile 11 roket atıldı. #İsrail buna cevabı sonucunda 27 yaşında bir #Arap ölmüş. Cenazesini protesto gösterisi haline getirmişler. Sen İsrail'e saldırınca napacak? Adamların evlerine füze atın, adam otursun mu? Elbetcevabı olmayacak mıydı?Doymadınız ölmeye öldürmeye.

https://twitter.com/e_israil/status/1190638245362704384

 

İsrail'e Dair@e_israil

Büyük #Yahudi felsefecisi ve din alimi #Maimonides (Rambam) den bir söz paylaşayım. Belki her türlü nefretin kaynağına ışık tutar: "Kimse tanımadığını sevemez" Bir Yahudi arkadaşı olan #Yahudiler in de bizler gibi insan olduğunu anlar. #yahudilik #yahudifelsefesi

https://twitter.com/e_israil/status/1189977694072651777

 

ishak ibrahimzadeh@ishak5723

Düzeltme !

Her toplumun, diğeri ile yaşamış olduğu acılar olabilir, bunları tarihle yüzleşerek aşabilmek de çocuklarımıza & acıya olan sorumluluğumuzdur

En vahim şekli Holokost olan “soykırımın” tek taraflı savlar ve(ya) politika malzemesi olarak kullanılması da kabul edilemezdir

 

https://twitter.com/ishak5723/status/1189874899831185409

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın