kanada REklam

Yabani öküzü eğitme sanatı

“Bir şey olacak, hayatım düzelecek!”…“Bir şey olacak, her şey yıkılacak!” Endişe ile umut arasında gidip geliyorum. Elimde olanı yitirmekten endişe, olmayanı edinmeyi umut ediyorum. Bu, doğamın yaşamamı sağlayan bir lütfu mü? Yoksa yaşatmayan bir laneti mi?

λ Yaşamsal endişelerim var: Hastalık, yaşlılık ve ölümün beni beklediğini biliyorum. Genç ve sağlıklı olduğumda bile, kaygı yakamı bırakmıyor… Sonsuza kadar öyle kalamayacağımı biliyorum.

λ Ekonomik endişelerim var: İhtiyaçlar sonsuz, imkânlar, sınırlı. “Ailemin ihtiyaçlarını karşılayamayacak duruma düşer miyim?” Kaygılanıyorum.

λ Toplumsal endişelerim var: İçinde yaşadığım toplumun saygın bir bireyi olmak istiyorum. Çevremin değer verdiği şey zenginlik ise zengin, bilgi ise bilgili olmak istiyorum… Olamayacağıma kanaat getirince, bilgili ve zengin görünmeye çalışıyorum.

λ Spiritüel endişelerim var: Yaşamıma bir ‘anlam’ kazandırmak istiyorum… Dışarıda bir ‘spiritüel pazarı’ kurulmuş, beni bekliyor… Tezgahtar ve müritler, beni kendi ‘yollarına’ sokmaya çabalıyorlar: “Kadim bilgelik Kabala sayesinde, yaşamının anlamını keşfedeceksin!”; “Bizim Yeşiva’ya gelmen için beş neden var…”; “Yoga yap, ruhunla temasa geç!”

“Hindistan’dan gelen Gu-Ru’yu dinledim, hayatım değişti.” diyor bir mürit…

Karnım doyup, diğer tehlikeler de uzak göründüğü için, pazarda alış-veriş yaparcasına, biraz o tezgâha, biraz buna takılıyorum… Özendiğim bir ideal insan modeli yok değil…

Ama onu bir türlü hayata geçiremiyorum… Çünkü biçim vermeye çalıştığım, zor bir malzeme… Oluşan, etkilenen, yaşayan bir hamur… İstediğin kıvamda durmuyor… Sürekli ayar istiyor… “Artık Nirvana’ya erdim… Köşeyi döndüm!” diyemiyorsun.

Peki, bu zorluğa katlanmaya değer mi? Bizim fikrimizi alan yok… Birer tekneye binmiş, koca okyanusta gidiyoruz…

λ Kimimiz, her türlü rüzgâr ve dalganın oraya buraya savurduğu teknesinin içinde, doğaya boyun eğerek, edilgen bir biçimde yaşamını sürdürüyor;

λ Kimimiz, kulaktan dolma yarım yamalak bilgi ile, doğaya karşı mücadele veriyor;

λ Çok azımız da, rüzgârı, dalgayı, teknesini ve bunların nasıl etkileştiğini anlayarak, doğa ile uyum içinde, güvenli, huzurlu ve eğlenceli bir rota tutturuyor.

Ya da, Zen literatüründen ödünç bir metaforla söyleyecek olursam:

λ Çoğumuz, bu yabani öküzün üzerinde, yaşamını oraya buraya savrularak sürdürecek;

λ Çok azımız da, öküzünü terbiye etmeyi, onunla uyum sağlamayı öğrenecek.

↔↔↔

Öküzü Eğitmenin On Spiritüel Aşaması

1- Öküzü Aramak…

“Buralardadır, uzağa gitmiş olamaz! İkimiz de doğamıza ihanet ettik; öküzle aramız iyi değil… Öküz kayboldu… Duyularımız bizi ayarttı, ikimiz de yoldan çıktık… Kazanma umudu, kaybetme endişesi, içimizi yakıyor… ‘Bu, doğru!’ ‘Şu, yanlış!’… Düşünceler, her yönden saldırıyor.”

2- Öküzün İzlerini Görmek…

“Öğretilerin yardımıyla, bir şeyler anladım… İzleri görüyorum… Tüm nesnelerin özü bir… Dışımdaki dünya, özümün yansımasından ibaret! Gene de, iyi olanla olmayanı, gerçekle sahteyi ayırt edemiyorum.”

3- Öküzü görmek…

“Tüm duyularım, düzen ve uyum içinde… Suyun içindeki tuz, boyadaki tutkal gibi… Farkedilir, ama ayrılmaz… Öküz, benden başka birisi değil.”

4- Öküzü Yakalamak…

“Onu yakaladım… Ama hakim olamıyorum… Düşündüğü tek şey, taze ot… Asi doğası, terbiyeyi ret ediyor. İtaat etmesi için kırbaçlamam gerekecek.”

5- Öküzü Terbiye Etmek

“Bir düşünce harekete geçince, diğeri takip ediyor, sonra bir başkası… Sonu gelmeyen bir düşünce kervanı… Kafamdaki keşmekeşin sahtelikleri, aydınlandıkça gerçeğe dönüşüyor. Yaşamın bana eziyet etmesinin nedeni, nesnel dünya değil, kendini aldatan zihnim… Dizginleri sıkı tut! Kendine acıma!”

6- Öküzün Sırtında Eve Dönmek

“Mücadele sona erdi… Kaybetme korkusu da, kazanma isteği de, yok oldu. Öküzün sırtına oturmuş, kavalımı çalıyorum. Dünyevi şeyler ilgimi çekmiyor… Baştan çıkmam artık!”

7- Öküzü Unutup Yalnız Kalmak

“Tek parça olduğumu anladım artık… Öküz, simgesel! Bana gereken, balık… Balık ağı değil.”

8- Ne Öküz var, ne de Adam…

“Keşmekeş bitti, sükûnet egemen… Kutsal Buddha’yı dahi aramıyorum.”

9- Kökene Dönmek

“O, başlangıçtan beri kusursuz… Biçimli şeylerin olgunlaşma ve çürümelerini sakince izliyor… Dinginliği sarsılamaz… Sihirli dönüşmeye ihtiyaç duymayınca, öz-disiplinin sahteliklerini ne yapsın? Sular masmavi akıyor, tepeler yemyeşil…

10- Mutluluk Dağıtan Ellerle Kente Girmek

“Eski bilgelerin adımlarını takip etmeden, kendi yolumda gidiyorum… Ayyaşlar ve kasaplarla arkadaşlık ediyorum… Hepimiz birer Buddha’ya dönüştük.”

 

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın