Çoğunluk sorunsalı

Sorunsal olan kısmıyla ilgiliyim elbette. Gerçi sorunlu olmayan ve cennet vadeden bir çoğunluk da tanımış sayılmam. Ama asıl konu şu ki; başarı ve mantık sayılara endekslenemez.

Epeyce sayıda kişinin dikkatini çektiyse hatta tavsiyeler zincirinde ısrarla gözümüze sokuluyorsa demek ki o şeye artık başarılı diyebiliriz! Olan bu!

Ben okudum, izledim, gittim, durdum, yedim, içtim… Ucu açık gibi görünen deneyimler çeşidini trend haline getirip yine çoğunluğun onayına sunmak ve nedense hiç özgün olmayan şeylerin, başarı gibi ortaya saçıldığı bir şiddete maruz kalmak. Durumumuz aşağı yukarı böyle. Hem de epeydir. Bunu okuyanlar arasında “E yani?” diye soranlar ise bu vasatlığı içten içe normalleştirmiş olanlarımız. Bir de fırsatçılar var. Yani “Evet ama tüm dünyada böyle” diyenler için zihin kullanma kılavuzu henüz tamamlanmadı. Üzerinde çalışıyorlar. Öte yandan çeşitli vesilelerle “Hayır ben öyle düşünmüyorum” diyen kimileri de kıskanıyor türünden dayanaksız fikirlerle suçlanıyor. Analitik düşünceyle itiraz edenin yerildiği, çoğunluğun sırf taraf belirlemek adına kendince kutsallaştırdığı her ‘başarı’ adeta taçlanıyor. Tabi o kadar enteresan ki, bir heves sevilen kişiden daha birkaç yıla ne bileyim birkaç aya kalmadan bir başka vesile ile de anında soğuluyor. Değişik bir sevgi anlayışı.

Neyse, nitelikten değil nicelikten geçen başarıyı esas alınca tuhaf hikâyelerimiz oluyor. Sonuçta dayanak noktamız çoğunluğun onayladığı bir durumu aşırı istenir kılmak. Mantıklı mı? Hayır. Nedenlerini her açıdan açıklayabilir miyiz? Hem evet, hem hayır. Açıklasak da kabul görür mü? Kesinlikle hayır. Çünkü çoğunluğun işaret ettiği şeye doğru çekilmek için artık yerleşik bir sağduyu var. Zaten bu kez başka bir çoğunluk, durumu kırmak yerine atomu parçalamayı seçiyor gibi. Zaten genetiğimizle kuşaktan kuşağa aktardığımız davranış bilincimiz de böyle biçimleniyor. Kırmak bir yana aksine daha da güç kazanıyor. Ne yazık ki… Ama birleşmek üzere değil de, tuhaf bir şekilde ayrıştırmak üzere toplanan sayılar oluyor. Mantıkla açıklamak zor.

Diyebilirsiniz ki, “İyi de bizde öyle çoğunluk nerde?” İki tarafız. Bir oraya çekilmeye çalışılıyoruz bir diğer tarafa’ Haklısınız, öyleyiz. Hatta taraflardan taraf beğenmeyenler nerdeyse sistemde barınamaz haline geldi. Hangi tarafı tuttuğunu söylemek bir kimlik tespiti daha ötesinde güven testinden geçmek gibi olmayacak dinamiklerle ele alınıyor. Mantık alır gibi değil. Ama en baştan söylemiştim. Tüm bu taraflıkta mantık aramak yapabileceğimiz en büyük hata.

O yüzden mantıklı olmayan tartışmalar zincirinde ismi ortaya atıldı Uğur Dündar’ın. Alışılmayan bir vesile ile Binali Yıldırım tecrübeye işaret etti. Gerçekten güleyim mi ağlıyayım mı bilemedim. Senelerdir ekranlardan ve gazetelerden dışlanan bu tecrübenin, aniden kıymete binmesi bir tek bana mı ilginç geldi?

Yani bugüne kadar televizyonlarda habercilik adına değiştirilen ne varsa, ismi zikredilen Uğur Dündar dahil tüm tecrübeli isimlerin üstü çizildi. Borsamız artmış olmalı ki herhalde bir bir yeniden gündeme geliyoruz. Fakat bu esnada farkında olmadan başka bir şey yaptı Binali Yıldırım. İşaret ettiği tecrübenin kıymetinin altını çizerken, yıllardır iktidarın yaratığı habercilik ve gazetecilik anlayışının da bir çırpıda üstünü çizmiş oldu.

Evet evet kesinlikle emin olabilirsiniz. Hem de kendi içlerinden birisi olan Binali Bey tarafından. Artık fikir kimden geldi bilmiyorum ama bu kesinlikle kaş yapayım derken göz çıkarma operasyonudur… Zaten ölü doğan o tarz yani mantıktan çok uzak yanlı haberciliğin cenaze namazı çağrısıdır. İlgililere duyurulur…

Neyse bu mantıksızlığı da bir kenara bırakacak olursam tümüyle başka bir şeye konsantre olmak istiyorum. Yani başka türlü bir mantıksızlığa!

Tabi bu esnada Uğur Dündar düşündü taşındı moderatörlüğü kabul etmemeye karar verdi. Türkiye’nin acilen normalleşmesi gerekiyormuş. Teklif ilk geldiğinde çok normaldi sanırım çünkü önce bir sevindi. Yani bunu inkâr edemeyiz değil mi? Sonrasında ise yapmayacağını, neden yapmayacağını ve neden yapmadığını açıkladı. Ona tepki gösterenlere kariyerinden tozlu albüm fotoğraflarıyla cevap verdi. Ama bana sorarsanız, Uğur Dündar gazetecilik refleksiyle değil televizyoncu duyarlılığıyla hareket etti. Suçlamıyorum. İnsan her zaman yaptıklarıyla tanımlanmaz yapmadıkları, kabul etmedikleri ve seçmedikleri de onları tanımlar. Dolayısıyla Uğur Dündar verdiği kararın kendisi için hata mı yoksa doğru bir tavır mı olduğunu zaman gösterecek. Ve bu zaman hepimize, bu kadar ufak bir şeyin insanın hayatını nasıl etkileyebildiğini de anlatacak sanırım. En azından benim hikâyelere olan tutkum anlık seçimlerimizin bizi neye dönüştürdüklerini izlemeye ve anlamaya devam edecek…

Öte yandan sayın okuyucular bir vesile çeşitli yerlerde paylaştığımdan dedikodu hükmünde kalmasın diye buraya açık açık yazıyorum. Son zamanlarda sıklıkla bahsediyoruz ya, şöyle normalleşelim böyle normal olalım diye… Yalnız bir şeyi lütfen atlamayalım. Her şey normalleşirken araya sıkışan zehirli otları temizlemek de bize düşer. Bu vesile zamanında 24 Tv’de epeyce kötülük eken Akif Beki gibi iktidarlarla gelip şimdilerde sözde ‘muhalif’ yazılar yazarak araya kaynamaya çalışan tipler için normalleşmek mümkün olamaz. Çıkışlar sağdan arkadaşım, demekten imtina etmeyelim.

 

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın