kanada REklam

Eminönü, Taksim ve başka şeyler…

Bu hafta sonu kızımızın doğum günü için alışveriş yapmak üzere Eminönü’ne gittik Cezmi’yle. Orası ikimiz için de özel bir yer… Babalarımız, birbirlerinden habersiz, aynı camide Cuma namazı kılarlarmış. İşler birbirlerine çok yakınmış. Yıllarımız farklı zamanlarda, aynı mekânlarda geçmiş. Ne zaman oraya gitsek, “Sen burayı biliyor musun”larla başlayan cümleler, havada uçuşuyor aramızda. Bir ortak yönümüz de bu bölge. Senede bir kere, kendimizce bir bahaneyle oralara gidiyoruz.

Hamdi’de bir öğle yemeği ve bir gündüz rakısı, bizi bambaşka zamanlara, anılara; düne, bugüne hatta yarınlara taşıdı. Orası büyülü bir yer… Tarih kitabının sayfalarında dolaşmak gibi… Bir yanda Rüstem Paşa Camii, Yeni Cami, Süleymaniye; bir yanda Galata Kulesi, Pera. Galata Köprüsünden bahsetmiyorum bile. Hangimizin orada bir balık ekmek yemişliği, şehre oradan bakmışlığı yoktur ki?

Bir o tarafa bir bu tarafa; bir düne, bir bugüne ama daha çok düne bakarken vaktin nasıl geçtiğini anlamadık. Elimizde rengârenk fenerler, balonlar, simler, pullar; zihnimizde canlanan anılar, yüreğimizde kaybettiklerimizin sızısı… Biraz mavi, biraz bulut; biraz aydınlık, biraz loşluktu içimize kalan… Babalarımız birbirlerini hiç tanımadan göçüp gitmişlerdi bu dünyadan… Birden ağladığımı fark ettim. Yaşım ilerledikçe daha mı kolay ağlar oldum, diye düşündüm kendi kendime… Çocukluğum, ilk gençliğim; içimdeki edebiyat sevgisinin temellerinin atıldığı yerdi eski yarımada benim için…

Arabasız gittiğimiz için, elimizdekilerle metroların koridorlarında zaman kaybetmeyelim diye Cezmi, “Gel; kahveyi sana Taksim’de içireyim,” dedi. Bir taksiye atladık. Artık, olmayan AKM’nin önünde ineceğimizi söyledik şoföre. Neyse ki orası neresi, demedi bize. Taksim, içime daha çok işledi sanki… Üniversite öğrenciliğime gittim önce. 23B Ortaköy -Dereboyu otobüsüne binerek Beşiktaş’taki okuluma ulaştığım sabahlara… Taksim Sütiş’te yapılan kahvaltılara, yol boyunca sınav için, içten içe tekrar edilen edebi şahsiyetlere…

Taksim Gezi’ye oturduk ve benim gözlerim yeniden doldu. On altı sene önce, Bensiyon Pinto ile yapılan ilk akşamüstü sohbetine... Kitap yazma serüveniyle beraber onunla çıktığımız inanılmaz yolculuğa… Onun sayesinde tanıdığım birbirinden önemli değerli, isimlere, yüzlere, akıllara, yüreklere… Ne çok anı sığdırmıştım o coğrafyaya… Çocuk olmadığım, otuzlu yaşlarımın başında olduğum; hayatın, başarının, mutluluğun ve artık ne istediğimi, en önemlisi ne istemediğimi bilmenin verdiği rahatlığı en güzel haliyle yaşadığım dönemdeydim. Yapılan toplantıların, yazılan satırların, alınan kayıtların, verilen randevuların arasında dolaştım biraz… Bensiyon Bey’in yakın dostlarından birinin ofisinde yediğimiz öğle yemeklerinde edilen sohbetlerin tadının, hâlâ damağımda olduğunu fark ettim. AKM’nin otoparkında beni bekleyen arabamla eve dönüp aldığım notları hemen çözmenin heyecanını hatırladım. Alman Konsolosluğundaki imza günümüzü, Goethe Enstitüsündeki tanıtım gecemizi hatırladım.

Cezmi, sanki hiç bilmiyormuş gibi oraları ve oralarda olanları heyecanla anlattığımı fark ettim ona. Yüzüme gülerek bakıyordu; heyecanıma, coşkuma… Yaşananları o da yaşasın, o da en az benim kadar heyecanlansın istiyordum.

Bizi hayata bağlayan sokaklar, caddeler, binalar; müzikler, kokular, ama en önemlisi insanlar vardır. Bir an gelir; onlar,  bir sebeple babamıza, annemize, en yakın dostumuza, bizi biz yapan her ne veya kim varsa götürür bizi…

Başka şeyler vardır, insanın yalnızca kendisine ait olan.

Sadece bu sebeple, en sevdiği de bilsin ister tüm bu ayrıntıları…

Can Yücel’in dediği gibi:

başka türlü bir şey benim istediğim

ne ağaca benzer, ne de buluta

burası gibi değil gideceğim memleket

denizi ayrı deniz,

havası ayrı hava.

bir başka yolculuk dalından düşmek yere

yaşadığından uzun

bir tatlı yolculuk dalından inmek yere

ağacın yüksekliğince

dalın yüksekliğince rüzgarda

ve bir yeni ömür

vardığın çimen yeşilliğince

nerde gördüklerim

nerde o beklediğim

rengi başka

tadı başka.

Bazen geçmiş, gelecek kadar güzel ve heyecanlı olabilir insan için… O zamana sığan kim ya da ne varsa düşünüp yeniden onlara can verebilir. Adını yeniden koyabilir. Üstüne eklenenlerle geldiği yerden, gerçekleşen hayallerinden çok mutlu olabilir.

Rengi ve tadı başka olan yenilerde, eskilerle buluşabilir.

Eminönü ve Taksim gibi, eskiyi ve yeniyi kendinde buluşturabilir.

 

 

 

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın