Moda Sahnesinde ‘Bir Başkadır A.’

Ansızın gelene Tanrı’dan teselli bulunur.

Bu nasıl bir sessizlik?

Ona canlı gibi ölü de denilebilir.

Güneş, gün ışığı, çok az aydınlatıyorsun acımızı.

Işıltını geri isteriz.

Biri alır taşır seni.

Belki de şu an gülüyorsundur.

Biz elbette ağlıyoruz.

Üzüntü ağladığında, kahkaha gibi çınlar.

Biri alır taşır seni.

Diri ya da ölü.

Adını sen koy.

 

Kemal Aydoğan’ın seçtikleri sayesinde, birkaç yıldır genç Alman ve Avusturyalı yazarların ilginç oyunlarını Moda Sahnesi’nde izleme fırsatımız oldu. Zincirin son halkası, Andreas Sauter ile Bernhard Studlar’ın birlikte yazmış oldukları, Gülen İpek Abalı ile Ayşe Gülsüm Özel tarafından Türkçeye kazandırılan ‘A. ist eine andere / Bir Başkadır A.’

1974 yılında Zürih’te doğan Andreas Sauter ile 1972’de Viyana’da doğan Bernhard Studlar, 1998-2002 yılları arasında sahne yazarlığı eğitimi aldıkları Berlin Sanat Okulunda tanıştıktan sonra birlikte oyun yazmaya başlamışlar. Gergin ve abartılı diyalogların peş peşe sıralandığı, psikolojik açıklamalardan, derinlikli çözümlerden uzak duran oyunları, ilk bakışta eğlenceli ve hınzır güldürüler olarak algılanabilir. Ancak oyun bittikten sonra ağızda kalan güldürünün değil,  komedi kılığına girmiş trajedinin tadıdır.

A. ist eine andere / Bir Başkadır A.’da, genç ve yaşam dolu A.nın sebepsiz intiharından birkaç gün sonra, A.’nın babası Pheres (Metin Coşkun), A.’nın yakın arkadaşı tıp öğrencisi Nina (Deniz Elmas), A.’nın mimar kocası Gerd (Emre Çaltılı) ve Gerd’in barmen arkadaşı Bongo (Bülent Aksu), A’.yı anımsamaktadırlar. Aslında dördünün de öleni pek o kadar umursamadan kendi bencilliklerine odaklanmaları, anma toplantısını karanlık ve traji-komik bir farsa dönüştürmektedir.

Unutulmuş gündelik ayrıntıların, telafisi mümkün olmayan anların birleşimi azar azar A.’nın gizemini ortaya çıkacak, A. (Kübra Kip) duru ve yalın kişiliğiyle yeniden var olmaya başlayacaktır.  Ve tabii ki, A. canlandıkça yok oluşu daha da belirginleşecektir.

Sauter ile Studlar çok ilginç bir iş başarıyorlar. Oyunu gülerek, eğlenerek, arada bir kahkahalarla seyreden izleyici, bol bol alkışlayıp kalktıktan bir süre sonra izlediklerinin içini acıtmaya başladığını fark ediyor. Ertesi günse o güldüklerinin aslında ona iyice dokunduğunu anlıyor. Bu karşıtlık A. İçin de geçerli. Anıların içinden şöyle bir ortaya çıkıveren A. giderek canlanıp, oyunun en, belki de tek sevilesi kişisi olarak ortaya çıktıkça daha çok ölmeye başlıyor.

Moda Sahnesi kurucularından, topluluğun bütün oyunlarının yönetmeni Kemal Aydoğan, hakkını vererek ‘komedya’ sahneleyebilen az sayıda ustadan biri. Türün Türkçe karşılığı ‘güldürü’yü tercih etmiyorum, çünkü ‘güldürü’de sadece güldürmek vardır, ‘komedya’da ise  “güleriz ağlanacak hâlimize”.

Aydoğan, neredeyse bütün çalışmalarında gülmenin gizlediği acıyı, güldürünün gizlediği tragedyayı ortaya çıkarmaya çalışan bir tiyatro adamı. Moda Sahnesi’nin repertuarındaki, bazıları yepyeni, bazılarıysa 2013’ten beri oynanmakta olan oyunlara şöyle bir göz atınca ‘Kemal Aydoğan tarzı’ iyice ortaya çıkıyor:

Hamlet’in soytarısının Hamlet’in kendisi olduğunu algılayarak tragedyayı absürt bir güldürüye dönüştüren post modern yorum, seçtiği çok farklı yola karşın Shakespeare’in mesajını bire bir aktarmasıyla kusursuzluğun sınırlarını zorlayan çok başarılı bir çalışma. Bernard-Marie Koltès’in toplumsal ve kişisel suç ve ahlâk yargılarını alt üst eden son oyunu ‘Roberto Zucco’, seri katil Zucco’nun yaşamlarını alt üst ettiği kişilerin, kimi zaman Zucco’dan da daha kötücül karakterler olduklarına odaklanan kapkaranlık bir traji-komedi.

Her türlü aşırılığın mubah, hatta şart olduğu grotesk bir fars olarak ele alınan Koffi Kwahulé’nin ‘Bira Fabrikası’, çığırından çıkmış, çıkarılmış bir dünyada yaşanmakta olan kaosun, ekonomik, politik, medyatik karmaşanın, tavizsiz bir portresi. 

Stefan Tsanev’in kontrolden çıkmış bir kıskançlığın etrafında şekillenen ‘Bütün Çılgınlar Sever Beni’, bulvar komedisiyle, vodvile dönüşen hayatlar ve ilişkilerle dalga geçerken, kutsal kitaplardan Meryem ile Yusuf’un öyküsüne de göndermeler yapan ciddi bir çalışma.

Shakespeare’in ‘A Midsummer Night’s Dream’ komedisini yeni bir çeviri ve farklı bir isimle karşımıza çıkaran son yılların en etkileyici en heyecan verici güldürüsü ‘En Kısa Gecenin Rüyası’, özgün metne zekice yedirilmiş toplumsal erkek egemenliği, ayırımcılık ve ırkçılık eleştirisiyle, metnin yapısına ve ruhuna sadık kalarak nasıl günümüze uyarlanabileceği konusunda bir tiyatro dersi.

Moritz Rinke’nin eğlenerek izlenen ‘Seviyoruz ve hiçbir şey bilmiyoruz’ oyunu, güldürünün ardındaki gerçeklerin altını çizerek, çarpıcı diyaloglarıyla günümüzün sert ve acımasız dünyasına ayna tutan bir çalışma.

Absürt ve komik bir öyküyü grotesk ve çılgın bir güldürü temposuyla anlatan Torun İstiyorum, faşizmin kılık değiştirerek burjuva toplumunu nasıl yeniden oluşturduğunu anlatan, günümüz yaşam biçimini acımasızca hicveden,  tokat gibi sert bir metin.

Böyle bir repertuarda doğal olarak yer alan Bir Başkadır A., sanki Kemal Aydoğan için yazılmış bir metin. Aydoğan, oyunu yalın, farklı, neredeyse interaktif bir yorumla ele alıyor. Minimumla maksimum yaratma ustası Bengi Günay’ın oluşturduğu, kendi sığlıklarının içine hapsolmuşçasına, hiç dışına çıkamayacakları bir ‘olay yeri inceleme’ şeridiyle kuşatılmış dörtlü, anılarını doğrudan izleyicilere anlatıyor. Sanki asıl ölenler, içine tıkıldıkları dörtgen içindeki bu dört kişi, tek canlı olan da, istediğinde onların tabut/çerçevesine rahatlıkla girip çıkabilen, etraflarındaki boşlukta kelebek gibi uçuşarak, koşturarak dolanan A.dır…

Metin Coşkun, Deniz Elmas, Emre Çaltılı ve Bülent Aksu’nun toplu performansı kusursuz. Hamlet’in Ophelia’sı Kübra Kip, duru ve dokunaklı oyunculuğuyla müthiş.

Gerçekten ‘bir başka’ bu A. Mutlaka izlenmeli.

‘Balat Monologlar Müzesi’  Fener’de Yuvakimyon Rum Kız Lisesinde

GalataPerform’un kurucusu Yeşim Özsoy’un 2012’de başlatmış olduğu Türkiye’nin ilk oyun yazarlığı şenliği Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali, 2016’da ilk kez, İstanbul’un önde gelen bağımsız tiyatrolarının desteğiyle, 28 Eylül – 4 Ekim tarihleri arasında ‘Peki Ya Mutluluk?’ teması ile yazılmış oyunların yanı sıra özel projelerle söyleşilerin de gerçekleştiği olağanüstü bir şenliğe dönüşmüştü.

Şenliğin doruk noktası, proje direktörlüğünü Ahmet Sami Özbudak’ın yaptığı, Balat’ta, eski bir binanın odalarında dört monolog ve iki kısa oyunun izleyicilerle paylaşıldığı ‘Balat Monologlar Müzesi’ydi.

Yeni Metin Yeni Tiyatro İleri Yazarlık öğrencilerinin, Balat-Fener hattında çıktıkları hikâye ve karakter avının sonuçları, bir müzeymişçesine gezilen binada isteyenin girdiği odalardaki oyunlara bir göz attıkları, isteyenin de üçer kere tekrarlanan çalışmaların bazılarını baştan sona izledikleri gösterilerde sahneleniyordu.

Bu olağanüstü gösterinin, izleyemeyenler, ya da her oyunun tamamını merak edenler için mutlaka tekrarlanması gerektiğini gören GalataPerform, sezon boyunca devam etme kararı alarak, Fener’de eski bir Rum okulunu müze olarak kurgulayarak okulun farklı sınıflarına/odalarına farklı birer oyun yerleştiriyor.

Yeşim Akyol Günay’ın yazdığı, Koray Kadirağa’nın oynadığı ‘Başkara’Ceren Demirel yönetiyor. Nihal Öztürk’ün yazdığı Ilgın Sönmez’in yönettiği ‘Kırmızı Taç’da Ahmet Çaplı ve Tuğçe Özcan var. Salihcan Sezer’in yazdığı, Başak Kıvılcım Ertanoğlu’nun yönettiği ‘Oğul’un oyuncusu Levent Kumrulu. Modern Zamanlarda Maria Paleologina’Caner Kılıç yazmış, Ayfer Dönmez yönetmiş. Oynayan, Batur Belirdi. Volkan Çıkıntıoğlu’nun yazdığı ‘Balat’ın Sırrı’nı yöneten Koray Doğan, oynayan Erol Babaoğlu. ‘Small’u yazan Ülkü Oktay, yöneten Şaziye Konaç, oynayan İpek Türktan Kaynak. Serdar Kurt’un yazdığı ‘Çuval’ı Lesli Karavil yönetiyor. Oyuncular Barış Gönenen ve Haydar Köyel.

Sadece tiyatroyu sahne dışına taşırarak yaşamın ta kendisine indirgeyen farklı bir deneyim yaşamak için değil, hepsi de tiyatro adına çok sağlam, çok etkileyici çalışmaları izlemek için de mutlaka katılınması gerekli bir iş. 22 ve 29 Ocak saat 14.00’te Tevkii Cafer Çıkmazı, Fener Yuvakimyon Kız Rum Lisesinde. Yeri kolay, Fener’de,  Rum Erkek Lisesi (büyük kırmızı bina) ve Kanlı Kilise’nin hemen yanında.

Önemli Not: GalataPerform’un gerçeklerden yola çıkarak bir ütopya yaratma arzusunun ürünü ‘Yaşlı Çocuk’, yepyeni bir form ve birkaç kadro değişikliğiyle 17 Ocak’tan itibaren iki haftada bir Salı günleri Talimhane Şişli Blackout Sahnesi’nde. İzlenmesi şart olanlardan.

Hepinize iyi seyirler dilerim.   

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın