YAŞAMIN İZDÜŞÜMLERİ

Sara YANAROCAKBu hafta M.S. 2. - 7. yüzyıllar arasında Babil coğrafyasında yaşayan Yahudilerin siyasi ve dini yaşamlarını Sasaniler Dönemi`nde incelemeye devam ediyoruz. M.S. 4. yüzyılda vücuda getirilmeye başlanan Babil Talmudu`ndan da söz edeceğiz...

Kavram
9 Ocak 2008 Çarşamba

Silvi NAMER

Eliza’nın rüyaları

Geçenlerde komşumla sabah kahvelerimizi yudumlarken rüya tabirlerinin insanları oldukça fazla etkilediklerinden söz ediyorduk. Bu mevzuu komşum mu, yoksa benim mi açtığımı pek hatırlamıyorum. Bildiğim tek şey, komşumun bana ilginç ve olağan üstü bir kadın olan uzak akrabası Eliza ninenin rüyalarından bahsetmesi, beni bu yazıyı yazıp sizlerle paylaşmaya ittiğini hessetmemdir.
Eliza nine on yedi yaşına kadar pek rüya görmezmiş. Ya da onları önemsemezmiş. On yedi yaşını henüz doldurduğu günlerde samimi bir arkadaşının nişanına davet edilmiş. Ailesi ile birlikte nişanını kutlandığı eve geldiklerinde, genç kızların ayrı oturdukları ve aralarında sohbet edip eğlendikleri odaya yönelen Eliza, sevinçle onlara katılmış. Derken yaşlı mı yaşlı, buruşuk yüzlü ihtiyar bir kadın elinde gümüş bir şekerlik, genç kızların bulundukları yere girerek onlara badem şekerlerinden ikram etmeye başlamış. Bir ara Eliza’nın önünde duraklayarak kısık bir sesle ona şöyle demiş:
- Güzel kız, bahtın açık gönlün ferah olacak. Bu beyaz şekerlerden on tanesini mendilinin içine doldur. Gece yatmadan evvel onları yastığının altına koyarsan, rüyanda evleneceğin adamı görürsün.
Yaşlı kadının konuşmasını dinleyen genç kızlar adeta alay edercesine aralarında gülüşmüşler. Sadece Eliza, saygı ile teşekkür ederek, yaşlı kadının dediğini yapmış. Evine döndüğünde badem şekerleri ile doldurduğu mendilini yastığının altına koymuş. Rüyasında, hiç tanımadığı boylu poslu yakışıklı ve mesleği öğretmenlik olan bir gençle karşılaştığını, sekiz ay içinde evlendiğini görmüş. Uyandığında annesinin yanı başına giderek ona rüyasını heyecanla anlatıvermiş.
Annesi gülümseyerek:
- Umarım delikanlıya bizlerden selam söylemeyi unutmamışsındır.
Diyerek kızı ile şakalaşmış.
Kısa bir süre sonra, yeğeninin evine giden Eliza, orada bulunan davetliler arasında düşlerindeki yakışıklı adamı fark edince nerede ise bayılacakmış. Öğretmen olan gence müthiş bir yakınlık duymuş. Eliza’nın yeğeni hemen onları birbirlerine tanıştırmış. Genç adamın Eliza’yı beğendiği her halinden belli oluyormuş. O, gece iki genç uzun, uzun sohbet etmişler.
Zamanla onları sıkça buluşturan tesadüfler, gençlerin arasında hayat boyu sürecek sonsuz sevginin ilk adımları olmuştur. Sekiz ay sonra ise mutlu bir çift, aşklarını evlilikle mühürlüyormuş. Bir sene sonra Eliza rüyasında bir kız çocuğu doğuruyormuş. Uyandığında kocasına bir kızları olacağını söylemiş. Genç adam karısının saçının okşayarak:
- Rüyalar ters çıkarmış derler. Belki de bir oğlumuz olur ne dersin? Diye cevap vermiş. Fakat Eliza’nın rüyaları hep doğru çıkarmış. Dokuz ay sonra güzeller güzeli kızı kollarının arasında imiş. O, günden sonra herkes Eliza’nın düşlerinden bahsediyormuş. Gördüğü iyi ve kötü rüyalar, bir bir gerçekleşiyormuş.
Göz açıp kapayıncaya kadar kocaman yirmi dört yıl geçmiş. Biricik kızı evlenmiş. Artık torun sahibi olan Eliza, bu sefer müthiş acayip bir rüya görmüş. Otuz beş yaşlarında hoş bir kadın, envai yiyeceklerle dolup taşan bir sofra başında üç oğlu ve kocası ile oturuyormuş. Aniden nereden geldiği belli olmayan bir patlama sesi duyulmuş. Genç kadın, oğulları ve kocası sofra başında hayatlarını kaybetmişler. Tüm aile eski zamana ait bir tablodan fırlar gibi imiş. Kıyafetler ise geçmişi anımsatıyorlarmış. Eliza uyandığında kendini huzursuz hissetmiş. Eşinin işte ve kendisinin evde tek başına oluşu onu epey tedirgin etmiş. Yataktan fırlayarak hızla giyinmiş. Ona yakın oturan annesine gitmiş. Annesi kapıyı açtığında kızının soluk yüzü, onu fazlasıyla endişelendirmiş.
- Neyin var kızım hasta mısın? Diye sormuş.
- Hayır anneciğim, bu geceki rüyam asabımı feci halde bozdu. Bir türlü onu nasıl yorumlayabileceğimi bilemiyorum. Sana gördüklerimi anlatmalıyım. Zira korku doluyum.
Onu dikkatle dinleyen annesi kadıncağızı bir daha tarif etmesini istemiş. Sonra ona şöyle demiş:
- Bahsettiğin genç kadın, ben doğmadan tüm ailesiyle birlikte, açıklanmayan bir patlamada ölen teyzemdi. Annemden büyükmüş. Bizler sana hiçbir zaman ondan söz etmedik. Ben ise onu sadece resimlerden tanıyorum. Seni her zaman ona benzetmişimdir. Resimlerini dahi görmediğin bu ailenin rüyana girmesine bir türlü anlam veremiyorum.
Bunları söyledikten sonra Eliza’nın annesi eski eşyaları barındıran ve kiler gibi kullandıkları bir odaya yönelmiş. Orada bulunan, hatıralarla dolup taşan bir çeyiz sandığının kapağını açmış. İçinden bir kısmını boşalttıktan sonra elini sandığın derinliğine sokarak, yıllarca evvel sakladıkları tüm resimleri çıkartmaya uğraşmış. Aralarından epey sararmış olan birini kızına uzatmış. İlk olarak eline geçen bu resim, Eliza’ya adeta şok geçirtmiş. Annesinin teyzesi olan resimdeki hanım, rüyasında gördüğü genç kadınmış. Ayrıca Eliza’ya çok benziyormuş.
Eliza bu rüyayı bilgili eşine anlattığında, adamcağız yarı şaka yarı ciddi ona şöyle demiş:
- Belki de dünyaya ikinci gelişindir. Yani “Reenkarnasyon” dedikleri gibi bir şeydir. Kısacası karşımızda açıklayamayacağımız bilinmeyenler vardır. Kimileri böyle durumlara inanırken, diğerleri için ise alay edilecek bir mevzudan ibarettir.
Eliza eşine saçmalamamasını söylerken derin düşüncelere dalmaktan kendini alamıyormuş. Kadıncağızın bu yorumlanamayan rüyasını duyan akrabaları, onun olağanüstü, temiz kalpli bir insan oluşuna ve altıncı hissinin kuvvetinden kaynaklandığına inanıyorlarmış.

Tanımadığım Eliza nine, yazıma konu olduğun için sana teşekkür ederken, en büyük temennim şimdiden sonra seni ve aileni mutlu edecek rüyalar görerek yaşamına devam etmendir. Etrafını sevgi ve saygı ile saran sevdiklerinin gülen yüzleri asla solmasın.