28 Şubat 2021 Pazar 10:39
vakko
vakko

Bir saadet zincirinin çöküşü

James Cox ‘DÜZENBAZLAR KULÜBܒnde kapitalist sistemi ustalıkla eleştiriyor

Viktor APALAÇİ Sanat 2505 görüntüleme
25 Eylül 2019 Çarşamba

Kapitalizmin lokomotifi sayılan ABD’de, kolay yoldan para kazanma peşindeki sermayedarları tuzağa düşüren finans kuruluşlarını anlatan filmler zincirine ‘Düzenbazlar Kulübü’ son halka olarak katılıyor. Film, kapitalist sistemi, sınırsız ve kontrolsüz hırslarıyla, para tutkusunun kurbanı olan insanlar üzerinden eleştiriyor. Sermayenin kara yüzünü ortaya çıkaran bu tip filmler, ABD’nin yakın geçmişindeki skandallardan esinlenerek, insanların nasıl mahvedildiklerini gözler önüne seriyor.

Ustalıkla yapılmış karakter tahlillerinden beslenen, doygun ve samimi senaryosuyla, kusursuz sinematografisi ve başarılı oyuncu kadrosuyla ‘Kız Kardeşler’, yılın en iyi yerli film sıfatını hak ediyor.

 

Hollywood, kapitalizmin lokomotifi sayılan ABD’de, kolay yoldan para kazanmak isteyen sermayedarları tuzağa düşüren finans kuruluşlarının sonu hüsranla biten öykülerini sık sık sinemaya taşıdı. Bunların son örneği James Cox’un ‘Düzenbazlar Kulübü/Billionaire Boys Club’.

Bu film de kapitalist sistemi, sınırsız ve kontrolsüz hırslarıyla para tutkusunun kurbanı olan insanlar üzerinden eleştiriyor. Sermayenin kara yüzünü ortaya çıkaran bu tip filmler, ABD’nin yakın geçmişindeki skandallardan esinlenerek, insanların nasıl mahvedildiklerini gözler önüne seriyor.

Filmin senaryosunda da imzası bulunan James Cox’un akıllarda kalacak başarılı bir işi yok. Cox sadece bir porno yıldızının hayatını anlatan ‘Wonderland’ (2003) ve ‘Highway’ adlı filmleriyle tanınıyor.

 


DOLANDIRICI HARİKA ÇOCUKLAR

Konusunu gerçek bir hayat öyküsünden alan film 1980’li yılların başında Los Angeles’te geçiyor. Bu biyografik film, ABD’yi sarsan bir finans skandalının kahramanlarını tanıtmakla başlıyor. Bir grup Harvard mezunu gencin kurdukları saadet zincirinin oluşmasını, zirveyi yakalamasını ve trajik olaylar sonrası çöküş sürecini izliyoruz.

Beverly Hills’in varlıklı gençleri, genelde babalarının verdiği cömert harçlıklarla son derece lüks bir hayat sürdürmektedir. Onlardan biri olan Dean Karny (Taron Egerton), orta halli bir noterin oğlu olan ve ticari zekâsına güvendiği okul arkadaşı Joe Hunt’ın (Ansel Elgort) aralarına katılmasını ister.

Joe’dan, Jeremy ve Ryan gibi milyoner çocuğu arkadaşlarını etkileyip, babalarının koyacağı sermaye ile bir finans şirketinin kurulmasına ön ayak olmasını talep eder. Ağzı iyi laf yapan Joe, bir manipülasyon ile zengin okul arkadaşlarını ikna edip, çok para kazanacakları Billionaire Boys Club’ın kurulmasını sağlar.

Masraftan kaçınmadan kurulan göz alıcı bürolar, kiralanan görkemli villalar, fiktif karlarla bir saadet zincirine dönüşen kulübün ünü kısa sürede Los Angeles’e yayılır.

Joe’ya benzeyen kurt bir finans düzenbazını Ron Levin’i (Kevin Spacey) aralarına alan ‘Düzenbazlar Kulübü’nün ismi sektörü etkiler. İnsanlar tüm birikimlerini zincire teslim etmekte, şehrin varlıklı kesiminden ve dev şirketlerden yatırım teklifleri yağmaktadır.

Joe, Ron Levin’in evinde tanıştığı masum ve güzel sanatçı Sydney (Emma Roberts) ile hayatının en mutlu günlerini geçirmektedir. Ancak her yalancı rüyanın bir sonu vardır. İşlerin kontrolden ve rayından çıkmasıyla ‘Düzenbazlar Kulübü’, FBI’ın radarına girmekten kurtulamaz. Deneyimli finans düzenbazı Ron Levin’in tecrübesiz gençleri dolandırdığının ortaya çıkmasıyla olaylar kanlı bir sona yönelir.

 

DÖNEMİN ATMOSFERİ USTALIKLA VERİLMİŞ

Film, 1980’lerin Los Angeles’inin atmosferini yansıtmada çok başarılı. Pop art akımının önemli temsilcisi, dönemin ikonlarından ressam Andy Warhol’u (Cary Elwes) Los Angeles’in ünlü bir mekânında Ron Levin’in masasını paylaşırken görürüz. Joe’nun sanatçı sevgilisi Sydney sayesinde dönemin sanat çevrelerini tanırız.

İki başrol oyuncusu Ansel Elgort ile Kevin Spacey, ‘Baby Driver’deki beraberliklerini bu filmde de sürdürüyorlar. Spacey’nin hemcinslerini taciz etmesinin açığa çıkmasıyla, TV dizilerinden ve filmlerden kovulması, ‘Düzenbazlar Kulübü’nün vizyona girmesini iki yıl geciktirdi. MeToo ile adı çok anılan eşcinsel aktör, bu filmde deneyimli üçkâğıtçı Levin rolünde harikalar yaratıyor. Dexter Fletcher’in ‘Rocketman’ müzikalinde canlandırdığı Elton John rolüyle Oscar’ın iddialı adayları arasına giren İngiliz aktör Taron Egerton, bu filmde iyi oyunculuğunu kanıtlıyor.

Filmde Sydney’in annesini canlandıran eski tüfeklerden Rossana Arquette’i (rolü kısa olsa da) görmek sevindirici.

Yazımızı konularını finans dünyasından alan filmlerle bitirelim. En ünlüleri olan ‘Borsa/Wall Street’ (1987) ve devam filmi ‘Para Asla Uyumaz’da (2010) Oliver Stone’un imzası vardı.

İlk film Michael Douglas’a En İyi Yardımcı Aktör dalında Oscar kazandırmıştı.

Klasiklerden, 1954 tarihli Robert Wise’ın ‘The Executive Suite’inin başrolünde William Holden vardı. Yine ustalardan Sydney Pollack’ın ‘Şirket/The Firm’inde (1993) Tom Cruise, Harvard mezunu bir piyasa kurdunu canlandırıyordu. Martin Scorsese ustanın ‘Para Avcısı/The Wolf of Wall Street’inde (2013) Leonardo di Caprio’yu izlemiştik. Kevin Spacey’in performansıyla akılda kalan J. C. Chandler’in ‘Oyunun Sonu/Margin Call’u (2011), Coen Kardeşlerin ‘The Big Lebowski’si (1998) türün önde gelen filmleri.

Mali müşavirlik kisvesi altında Ben Affleck’in karıştığı dolandırıcılık olaylarını ‘Hesaplaşma/The Account’ta (2016) izlemiştik.

 

Yılın en iyi filmi  Çaresizliğin ve çıkışsızlığın öyküsü

Kariyerinin ilk iki filmi ‘Tepenin Ardı’ (2012) ve ‘Abluka’dan (2015) sonra, Emin Alper üçüncü filmi ‘Kız Kardeşler’ ile sinemamızın umut vaat eden yaratıcı yönetmenlerinden biri olduğunu kanıtlıyor.

Film, sarp kayalıklar ve dağlarla çevrili bir dağ köyünde çaresizlik ve çıkışsızlık içinde bunalan insanların öyküsünü, pastoral tatlar içeren bir sinema diliyle anlatıyor.

Evine çocuk bakıcılığı yapmak üzere aldığı bir besleme kızı, uyum sağlayamadığı için köydeki babasına geri götüren taşralı bir doktor üzerinden, film köylülerin tutunamamışlık duygusunu aktarıyor.

Emin Alper, masumiyetini yitiren kentli-kasabalı insanların ikiyüzlülüğünü, daha iyi bir hayat sürmek için, kasabada bir iş bulma peşindeki köylünün çabasını, toplumdaki sınıf farklarını ve eşitsizliği kıvrak bir dille anlatıyor.

Emin Alper, kahramanlarının sıkışmışlık duygusunu, senaryosundaki nefis diyaloglar eşliğinde seyirciye geçirmeyi başarıyor. Ustalıkla yapılmış karakter tahlillerinden beslenen, mizaha da yer veren, doygun ve samimi senaryosuyla, kusursuz sinematografisiyle ‘Kız Kardeşler’, yılın en iyi yerli filmi sıfatını hak ediyor.

Emin Alper şubat ayında yarıştığı Berlin Film Festival’inde filmini “Daha iyi bir yaşam umuduyla hareket edenlerin hikâyesi” olarak takdim etmişti.

Filmde, yöredeki kömür madeninin kapatılmasıyla işsizliğin arttığı, Artvin-Yusufeli’nin Morkaya Köyünde, yoksulluk ve yoksunluk içinde yaşayan bir babanın, anneleri ölmüş üç kızını, daha iyi bir hayat sürmeleri için kasabadaki ailelere besleme olarak verme çabalarını izliyoruz.

Film, gittiği kasabada baktığı küçük çocuğun hastalanarak ölmesinden sonra, Havva’nın baba evine dönmesiyle başlıyor. Doktor Necati’nin evine verilmiş ablası Reyhan, eczacı kalfasıyla kırıştırıp baba evine karnı burnunda dönünce alelacele köyün yarım akıllı çobanı Veysel’le evlendirilmiştir. Diğer ablası Nurhan, gönderildiği evdeki çocuklara kötü davranınca işinden kovulmuştur.

Film boyunca köydeki baba evine dönen üç kız kardeşin hayatla ve yazgılarıyla yüzleşmelerini izleriz. Bebek sahibi Reyhan ile erkeklerden nefret eden Nurhan arasındaki, cinselliğin açık şekilde konuşulduğu ‘yayık sekansı’, köy kadınlarının cinselliğe yaklaşımını dile getiren filmin en başarılı bölümlerinden biri.

Film, roman ve tiyatro oyunlarında hep erkek olarak karşımıza çıkan ‘köyün delisi’, bu filmde ‘Taklacı Hatice’ adlı bir kadın.

Filmin mekân seçimindeki isabet, kameraman Emre Erkman’ın harika doğal mekânlarda çekilmiş, kartpostal güzelliğindeki görüntüler, Giorgos ve Nikos Papaionnou imzalı, filmin finalinde bir Azeri türküsüne yer veren nefis müzik partisyonu, teknik kadronun başarısını gösteriyor.

Son İstanbul Film Festivali’nden Altın Lale ve En İyi Film FIPRESCI ödülleri ile ayrılan film Emin Alper’e En İyi Yönetmen, Yunanlı bestecilere En İyi Özgün Müzik, üç kız kardeşi canlandıran Cemre Ebüzziya, Ece Yüksel ve Helin Kandemir’e En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini getirmişti.

Emin Alper’i filmde, hayvan hırsızı iki köylüden biri olarak küçük bir rolde izliyoruz.

Film boyunca, “Türkiye’nin Oscar yarışındaki adayı niye bu film olmadı?” sorusunu aklımdan çıkaramadım.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

İLGİLİ HABERLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

GZ

MOZOTROS AİLESİ

MOZOTROS AİLESİ

TÜNELİN UCU

TÜNELİN UCU