28 Şubat 2021 Pazar 10:49
vakko
vakko

Savaş sonrası travması

Rus sinemasının yükselen değeri Kantemir Balagov ‘UZUN KIZ’ ile savaşın yıkıcı etkisini gözler önüne seriyor.

Viktor APALAÇİ Sanat 2168 görüntüleme
18 Aralık 2019 Çarşamba

Film, 1945’te savaş sonrası harabeye dönen Leningrad’da yaralarını sarmaya çalışan iki kadının dayanışma öyküsüne odaklanıyor. Balagov henüz ikinci filmini yapan bir yönetmenden beklenmedik bir olgunlukta savaşın tahribatı hakkında iddialı ve büyük sözlere gerek duymadan, sakin ve incelikli üslubuyla bir başyapıta imzasını atıyor.

Film, savaşın geride bıraktığı onarılması güç tahribatı, görkemli acılı insanlar manzaraları tabloları aracılığıyla anlatıyor. Özenle yazılmış diyaloglar, sakin ve durgun bir sinema dili, şiirli ve yalın atmosferi, olağanüstü bir oyuncu kadrosu ‘Uzun Kız’ı izlenmeyi hak eden bir film yapıyor. Film dostluk, dayanışma, aşk, sorumluluk, ihanet ve şantaj gibi temaların hakkını veriyor.

Cannes’ın Belirli Bir Bakış bölümünün En İyi Yönetmen ve Uluslararası Eleştirmenler Birliği’nin (FIPRESCI) En İyi Film ödüllerini kazanan ‘Uzun Kız/Dylda’, bu yıl Rusya’nın Oscar adayı.

Filmin yönetmeni 27 yaşındaki Kantemir Balagov, Alexandre Sokourov’un kurduğu sinema okulundaki öğrencilik yıllarından sonra, yaptığı iki uzun metrajlı film ile Rus sinemasının yükselen değerleri arasına girdi.

Film, 1945’te savaş sonrası harabeye dönen Stalin dönemi Leningrad’ında savaş travmasını atlatmaya ve yaralarını sarmaya çalışan, yıpranmış, sarsılmış iki genç kadının dayanışma öyküsüne odaklanıyor.

İki kadının dayanışması

Kantemir Balagov henüz ikinci filmini yapan genç bir yönetmenden beklenmedik bir beceriyle, savaşın tahribatı hakkında iddialı ve büyük sözlere gerek duymadan, sakin ve incelikli üslubuyla bir başyapıta imzasını atıyor.

Film, savaşı geride bıraktığı onarılması güç tahribatı, görkemli acılı insan manzaraları tabloları aracılığıyla anlatıyor. 2. Dünya Savaşı sırasında nüfusunun yüzde 15’ini kaybeden Sovyetlerin yaşadığı psikolojik travmanın yıkıcı etkisini film iki kadın kahramanı üzerinden mercek altına alıyor.

Film aynı zamanda radikal ataerkil toplumda kadının yerini sorguluyor. Özenle yazılmış diyaloglar, sakin ve durgun bir sinema dili, şiirle ve yalın atmosferi, konunun içerdiği acıyı hissettiren mizanseni, olağanüstü oyuncu kadrosunun varlığı, ‘Uzun Kız’ı muhakkak izlenmesi gereken bir film yapıyor.

Klostrofobik ve melankolik atmosferine rağmen film insanın yüreğine seslenen duyarlı bir dram. Bu derinlikli yol filmi dostluk, dayanışma, aşk, sorumluluk, ihanet ve şantaj gibi temaların hakkını veriyor.

Kendini isyankâr bir yönetmen olarak tanıtan Kantemir Balagov, Kuzey Kafkasya’nın fakir bir bölgesinde yetişti. Sinemayı 17 yaşında keşfeden yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi ‘Yakınlık/Tesnota’ (2017) Cannes Belirli Bir Bakış bölümünde övgüyle karşılandı. Rus sinemasının harika çocuğu ilan edilen Balagov, Cannes’dan FIPRESCI ödülüyle ayrıldı. ‘Yakınlık’, ailesinin, kendisini istemediği bir adamla evlendirmesine karşı çıkan Kafkasyalı genç bir Yahudi kızın öyküsünü anlatıyordu.

‘Uzun Kız’ın senaryosunu Balagov (Alexandr Terekov ile birlikte) Svetlana Aleksievitch’in 2. Dünya Savaşı kadınlarının dramını anlatan, 2015 Nobel ödülü sahibi ‘Savaşın Kadın Yüzü Yok/La Guerre N’a Pas un Visage de Femme’ adlı romanından esinlenerek yazdı.

Kendi stilini yaratmaya çalışan, özgün fikirler üreten, atmosfer yaratmada usta, umut vaat eden Balagov’u ‘Saul’un Oğlu’ ile Holokost dehşetini kahramanın yüz ifadesiyle aktaran Macar yönetmen Laszlo Nemes’a benzetmek mümkün.

Klostrofobik, melankolik atmosfer

Filmin orijinal ismi Dylda Rusçada fasulye sırığı anlamına geliyor. Bizde film ‘Uzun Kız’ adıyla vizyona girdi. Çünkü iki kadın kahramanından biri çok uzun boylu. İya adlı bu kadın ve kader arkadaşı Maşa, Leningrad’ın savaş sonrası sefil atmosferinde, hayatlarını sürdürebilmek için bir anlam ve umut bulma peşindedir.

Tarihin en büyük kuşatmalarından biri bitmiş ama enkazın altında kalan insanların ölüm kalım savaşı devam etmektedir. Erkeklerini savaşta kaybetmiş, ölülerini gömmekten yorulmuş, yıkıntı halini almış bir hayalet şehirdeki bu iki kadın çalıştıkları askeri hastanede sayısız yaralının tedavisi için yoğun bir çaba içindedir.

Uzun boylu, sıska, sessiz, ketum ve esrarengiz bir kadın olan İya’nın (Viktoria Miroshnichenko) tek yakın arkadaşı kısa boylu, kızıl saçlı, burnu sürekli kanayan karizmatik Maşa’dır (Vasilisia Perelygina).

Maşa’nın cephede topçu bataryasında savaşırken kendisine emanet ettiği oğlu Puşka’yı İya komşu terzi kadının himayesine bırakmıştır. İya cephede rahatsızlanınca geri hizmete alınır, Puşka da evine taşınır.

Aileleri olmayan Kızıl Ordu’nun bu iki kadın askeri savaş sonrası sivil hayata geçemeden kendilerini bir askeri hastanede hemşire olarak buluyor, hasta odalarında ümitsizce ölümü bekleyen askerlerin acılarını dindirmeye çalışıyorlar.

Ölen sevgilisinin intikamını almak için savaşa katılan uçaksavar bataryası askeri Maşa, püskürtülen Almanları Berlin’e kadar kovalayacak kadar hırslı bir kadındır. Acılı anne Maşa, emanetine sahip çıkmayıp Puşka’nın ölümüne sebebiyet veren İya’dan bir çocuk doğurup kendisine vermesini talep eder. Zira kendisi geçirdiği kürtajdan sonra tekrar çocuk sahibi olamayacaktır.

İki sorunlu kadın, bir erkek egemen toplumunda birbirlerine yaslanarak ayakta kalmaya çalışırlar. Zamanla iki kadın arasında belli belirsiz şehvetin tetiklediği bir yakınlaşma ve bir yasak aşk yaşanır.

Ataerkil toplumda kadının yeri

Tarihin en büyük kuşatmalarından birine Almanların 900 günlük baskısına direnen, yiyecek stokları bitince kedileri, köpekleri, sonraları kendi ölülerini bile yiyen Leningradlılar pes etmemekte direnmişlerdi. Askeri hastaneye getirilen savaş gazileri arasında umutsuz vakalar ve hayata döndürülmesi imkânsız askerler de vardır. Ailelerinin yanına hayattan beklentisi kalmamış sakat bir insan olarak dönüp her gün bir kez daha ölmek yerine, doktorlardan kendilerine ötanazi yapılması için yalvaran ağır yaralılar vardır.

Hastanenin başhekimi kendisine ötanazi yapılmasını talep eden felçlilerin de dahil olduğu umutsuz vakaların beklentilerini hemşire İya aracılığıyla karşılar. İya soğukkanlılıkla son kez ötanazi için onay aldıktan sonra yaralı insanın boyun damarına attığı bir iğne ile ölüm meleği işlevini görür.

Film savaş aleyhtarı nutuklar çekmeden 2. Dünya Savaşının sadece şehirlerin binalarını değil, insanlarını da hem fiziksel hem de mental olarak paramparça ettiğini gösteriyor.

Gıda kısıtlamalarının devam ettiği günlük hayatta kıt kanaat geçinen iki kadından hırslı olanı Maşa, kendisine âşık olan bir zengin delikanlıdan seks karşılığı erzak kabul eder. Çıkışsızlık yaşayan ikilinin zorlaşan hayat şartlarına isyan eden Maşa delikanlının evlenme teklifini kabul eder.

Görkemli bir villadaki tanışma merasiminde burjuva ev sahibesi gelin olarak görmek istemediği Maşa’yı aşağılayıp sayısız hakarete boğarak ikilinin yollarının ayrılmasını sağlar.

Ayak takımı olarak gördüğü işçi sınıfa nefretini kusan kibirli burjuva kadının tiksintiyle baktığı Maşa’ya hakaretler yağdırdığı sekans Rus toplumundaki sınıf farklılıklarının altını çizerken eleştirisini beraberinde getiriyor.

Filmin unutulmaz sekansları arasında, yaralı askerlerin şakalaştıkları Puşka’dan köpek taklidi yapmasını istedikleri sahne var. Puşka beceremeyince yaralılardan biri, “Çocuk hiç köpek görmedi ki, tümünü biz savaş günlerinde yemiştik” der.

İki müthiş başrol oyuncusu

Erkek düşmanı İya’nın arkadaşına bir bebek doğurması için başhekimle yattığı sahnede Maşa’ya sarılmayı şart koşması, hayatta güvenebileceği sadece bir tek insan olduğu acı gerçeğini ortaya koyuyordu. Filmin 25 yaşındaki kadın görüntü yönetmeni Kseniya Sereda ışık kullanımındaki becerisiyle yönetmen Balagov’un mizansenine katkıda bulunuyor. Natüralist bir ressamın elinden çıkmış tablo güzelliğindeki fotoğraflar, filmin kahramanlarının yaşadığı soğuk atmosfere ayna tutan sepya renklerdeki görüntüleriyle, Sereda bir ustalık gösterisinde bulunuyor.

2017 Cannes Film Festivali Jüri Ödülü sahibi, Andrey Zvyagintsev’in ‘Sevgisiz/Nelyubov’ filminden tanıdığımız Evgeni Galperine ‘Uzun Kız’daki müzik partisyonuyla öne çıkıyor.

Henüz ilk defa kamera karşısına çıkan iki başrol oyuncusu Viktoria Miroshnichchenko ile Vasilisia Perelygina görkemli performanslarıyla filmi inandırıcı kılıyorlar.

 

 

 

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

İLGİLİ HABERLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

GZ

MOZOTROS AİLESİ

MOZOTROS AİLESİ

TÜNELİN UCU

TÜNELİN UCU