23 Ocak 2022 Pazar 06:01
DELFIN DEKORASYON
DELFIN DEKORASYON

WEB´den Seçmeler

• Koronavirüs birçok ilişkiyi yeniden tanımlarken, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin yeniden normalleşmesi için bazı fırsatlar sunuyor. Ancak bunları değerlendirmek, yeni bir bakış açısıyla ilişkileri ele almak bu iki devletin elinde. İlişkilerdeki güvensizlik hali ve bunun halklara yansıyan olumsuz etkisi istenirse aşılabilir ama bunun için başta siyasi irade ve dış politikada bir açılım gerekir. Doğal afetlerin ya da pandeminin başlatacağı bir yakınlaşma ancak bu irade olursa sağlanabilir. KAREL VALANSİ - www.gpotcenter.org

İzak BARON Diğer 5201 görüntüleme
22 Nisan 2020 Çarşamba
  • HATTA BAZILARININ “YAHUDİLER AUSCHWİTZ NAZİ KAMPINDA TOPLUCA İBADETLERİNİ YAPABİLDİLER, SİBİRYA’DA YAPABİLDİLER; ANCAK YAHUDİ DEVLETİNDE İBADETLERİNİ TEK BAŞLARINA YAPMAK ZORUNDA KALIYORLAR; HATTA ESARETTEN KURTULUŞ BAYRAMLARINDA (PURİM VE PESAH) BİLE ESARETİ YAŞIYORLAR” ŞEKLİNDE TEPKİLER VERDİKLERİ GÖRÜLÜYOR.

Yahudilik içinde liberal-reformist Yahudilik, Ortodoks Yahudilik ile Ultra-Ortodoks Yahudilik ve Kabalizm başta olmak üzere, farklı mezhepler/gruplar söz konusudur. İsrail’de virüsün çokça yayıldığı bölgelerin (sayıları 1,1 milyonu bulan) Ultra-Ortodoksların yaşadığı bölgeler olduğu, buralarda virüsün yayılma hızının her üç günde bir ikiye katlandığı, ülke genelindeyse bu oranın altı günde ikiye katlanma şeklinde olduğu belirtiliyor.

İsrail’de en yoğun nüfus oranına sahip Tel Aviv’in doğusundaki Bnei Brak’ın yanı sıra Midi’in Ilit kasabasının başı çekmekte olduğu ve Bnei Brak’ın “felaket bölgesi” ilan edilip 1 Nisan itibariyle karantinaya alındığı belirtiliyor. Kasabada dindar Yahudilerin dini saiklerle karantinaya ve sağlık tedbirlerine uymadığı, hatta direndikleri de gelen haberler arasında. Bu kasabalardaki Yahudilerin genelde televizyon seyretmediği, internet kullanmadığı, seküler medyadan ve hayattan kendilerini büyük ölçüde tecrit ettikleri biliniyor. “Burada otorite devlet değil, hahamlardır” diyen halkın, hahamlarının sözlerine kulak verip kalabalık olarak sinagoglarda ibadete devam ettikleri, doktorları ve politikacıları dinlemedikleri, özellikle ilk yayılma dönemlerinde salgını uzun süre ciddiye almadıkları ifade ediliyor. Hatta bazılarının “Yahudiler Auschwitz Nazi kampında topluca ibadetlerini yapabildiler, Sibirya’da yapabildiler; ancak Yahudi devletinde ibadetlerini tek başlarına yapmak zorunda kalıyorlar; hatta esaretten kurtuluş bayramlarında (Purim ve Pesah) bile esareti yaşıyorlar” şeklinde tepkiler verdikleri görülüyor.

Kudüs başta olmak üzere diğer şehirlerdeki “Haredimler” arasında da virüs hızla yayılmış durumda. Haredimler sosyal izolasyon ve karantina uygulamalarını inatla ihlal ederken, bunu “seküler” kabul ettikleri devlete karşı bir başkaldırı olarak görüyorlar. Hatta ilk başlarda kapalı mekânlarda toplanmalarını engellemek için Haredim mahallelerine gönderilen güvenlik kuvvetlerinin, cuma akşamından cumartesi akşamına kadar süren Şabat yasağı sebebiyle geri çekildiği de belirtiliyor. Hatta yasağa rağmen çocukları gizlice sinagoglara götüren gruplar da tespit edilmiş; polis baskın yapıp çocukları dışarı çıkarınca da küçücük çocukların polise “Naziler” diye bağırdıkları da verilen bilgiler arasında. Okul ve sinagoglarda küçük gruplar halinde eğitim görme ve buraların ibadet için açılması konusunda karantina tedbirlerine direnç gösteren hahamlar da çıkmakta. Hatta Ultra-Ortodoks Yahudiler arasında 8-16 Nisan arasında İsrailoğullarının Mısır’da Firavun’un esaretinden/zulmünden kurtuluşu sebebiyle kutladığı Hamursuz (Pesah) Bayramını hastanede geçirmemek için test yaptırmayanlar da çıktı. Bunların yanı sıra, bir Ultra-Ortodoks Yahudi cemaati lideri olan 71 yaşındaki İsrail Sağlık Bakanı Yaakov Litzman ve eşinin de Kovid-19’a yakalandığı biliniyor.

Öte yandan, dünyada İsrail’den sonra en fazla Yahudi nüfusa sahip ABD-New York’ta nüfusun yüzde 20’si 18 yaş altıyken, çok çocuklu Ultra-Ortodoks Yahudilerde bu oran yüzde 60’larda. Dolayısıyla bu aileler çok çocukla evde kalmak zorundalar. Ancak tıpkı İsrail’deki durum gibi, New York ve New Jersey’deki bazı Ultra-Ortodoks gruplar ve hahamlar yasağa direnmekte ve yer yer toplu ibadet, kutlama ve resepsiyonlar yapmaktadır. Yeşiva cemaatinin başkanı haham Aaron Kotler gibi, cemaat mensuplarının cenaze töreni düzenleyip kuralları ihlal etmesini yanlış bulduğunu itiraf edenler de söz konusu. New York Valisi Andrew Cuomo’nun “Virüsün yayılması din/inanç tanımıyor. Kimsenin sorumsuzluk ve dikkatsizliğe hakkı yok” sözleriyle yasağa karşı direnen bu aşırı Yahudi-Hıristiyan gruplara yönelen özel uyarısını da burada zikretmek gerekir.

Dolayısıyla halihazırda Reformist Yahudilik mensupları başta olmak üzere Yahudi grupların önemli kısmı karantina kurallarına uyup dini toplantı ve törenlerini büyük oranda online şekilde yapıyorlar. Bu durum, yeni tartışmaları ve dini görüş arayışlarını da beraberinde getiriyor. Mesela topluca ibadetin asgari sayısı (minyan) olan 10’u bulmak için herkesin balkonlarında aynı anda ibadete durması çözümü geliştiriliyor; fakat bu kez de bu kişilerin birbirini görme-aynı ortamda bulunma şartını aşabilme kuralı arayışına giriliyor.

Bilindiği üzere, Yahudi hukuku (halaha) normalde Şabat ibadeti ve Hamursuz Bayramı gibi önemli toplu ibadetlerin sanal-elektronik yollarla yapılmasına cevaz vermiyor. Bazı hahamlar istisnaî hallerde ve bazı şartların yerine getirilmesiyle bunun caiz olacağı yönünde görüş bildiriyorlar. Hatta Kovid-19 vakaları ağırlaşınca, zaruretlere dair bazı prensipler ışığında, daha da kolaylaştırıcı çözümler buldukları da anlaşılıyor. Ancak bunların zaruri şartlarda geçerli olduğunu, normalleştirilmemesi gerektiğini de ısrarla belirtiyorlar. Bu meyanda, ayrıca siyasi-idari otorite cenaze törenini yasakladığında defnin nasıl olacağı, Şabat’ta sinagogda ibadetin video-konferans yoluyla yapılıp yapılamayacağı, zorunlu hallerde cenazelerin yakılmasının caiz olup olmayacağı gibi pek çok mesele de tartışılıyor. Ne kadar çok misafir ağırlanırsa o kadar çok sevap (mitzvah) kazanılan 9-10 Mart’taki Purim bayramını kalabalıkla kutlamaları ve virüsün böylece yayılması sebebiyle, 8 Nisan’da başlayan Hamursuz Bayramı’nın dışarıdan misafir kabul etmeksizin sadece ev halkıyla kutlanması yönünde çözüm bulunmuş ve Bayram yemeğini (seder) çekirdek aileleriyle evlerinde yemişler. Ultra-Ortodokslar, muhafazakârlar ve liberal Yahudi gruplarının bu tür konulara yaklaşımında tabiatıyla benzerlikler ve bazı farklılıklar, zıt fetvalar ve sert polemikler de var.

PROF. DR. ÖZCAN HIDIR

https://www.aa.com.tr/tr/analiz/kovid-19-teo-politigi-evanjelikler-ve-ultra-ortodoks-yahudiler/1805863

 

  • “BİR TOPLUM NASIL BU NOKTAYA GELİR?” VE KENDİNE KONDURMAZLIK ETMEDEN, “BEN O SEYİRCİLERDEN HATTA KATİLLERDEN BİRİ OLABİLİR MİYDİM?” DİYE, HERKES DÜŞÜNMELİ. “NEDEN OLMAZDIM?” SORUSUNA, HERKESTEN ÖNCE KENDİNİ İKNA EDEN AMA “ÇÜNKÜ BEN İYİ BİR İNSANIM”IN ÖTESİNDE BİR CEVAP VEREBİLMELİ

Bu ‘histeri’ dediğime, zihnin tahayyül etmekte zorlandığı, tahayyül ederken insanın gözlerinin karardığı ama ayniyle vaki bir örnek vereyim. Nazilerin Litvanya’ya girmesinden hemen sonra, 27 Haziran 1941’de Kaunas’ta yaşanan, kayıtlara Lietūkis Garajı Katliamı olarak geçen bir olay bu. Şehrin Yahudilerinden elli-altmış kişiyi adı geçen garajın avlusunda topluyorlar ve sopa ve küreklerle vura vura katlediyorlar. Olayın kendisi yeterince korkunç değilmiş gibi, tanık ifadelerine göre yüzlerce kişinin de, kimi gülerek, eğlenerek bu katliamı seyrettiğini öğrenmek, insanı daha da ürpertiyor. Bu sahneyi ‘kaçırmamaları’ için çocuklarını omuzlarına alan babalar oluyor. Üstelik bunu yapanlar hepimizin kolayca ‘hasta’, ‘sapık ruhlu’ olarak niteleyeceği Naziler değil; belki de o güne kadar katlettikleri Yahudilerin komşusu, müşterisi, hastası, öğretmeni, öğrencisi olmuş Litvanyalılar. “Bir toplum nasıl bu noktaya gelir?” ve kendine kondurmazlık etmeden, “Ben o seyircilerden hatta katillerden biri olabilir miydim?” diye, herkes düşünmeli. “Neden olmazdım?” sorusuna, herkesten önce kendini ikna eden ama “Çünkü ben iyi bir insanım”ın ötesinde bir cevap verebilmeli. 

Litvanya size çok uzak geliyorsa 6-7 Eylül fotoğraflarına bakın. Büyük bir iştah ve zevkle dükkânları, evleri yağmalayanlardan biri siz olabilir miydiniz? Ya da belki, babanız, dedeniz… Belki o fotoğraflardaki iyi giyimli kadınlardan biri anneniz, teyzenizdir. Dedeniz sizden daha kötü bir insan mıydı? Ya da yollara sürülen Ermenilerin komşularını düşünün. Çoluk çocuk, yaşlı, hasta, koyun sürüsü gibi yollara sürülürken arkalarından nasıl baktılar, bakmakla yetindiler mi, geride kalan mallarını, hatta çocuklarını nasıl paylaştılar? Bu da çok uzak geliyorsa, daha kırk sene evvel olan Maraş Katliamı’nın fotoğraflarına bakın. Örnek o kadar çok ki.

OHANNES KILIÇDAĞI

http://www.agos.com.tr/tr/yazi/23926/virusten-holokosta-notlar

 

  • KAYSERYA...

DÜNYAYI bunca gezmeme rağmen bu yere ilk defa takılıyorum.

Kayserya...

İsrail’in Akdeniz kıyısında Romalılardan kalma bir yermiş.

Dün New York Times’ın yayınladığı “Dünyada sanal olarak gezilecek 52 yer” listesinde gördüm.

Deniz kenarında bir yer...

Ama aynı zamanda insanda çöl hissi uyandırıyor.

Şu korona bitsin...

İlk gitmek istediğim yer burası...

Fotoğrafına bittim.

 

ERTUĞRUL ÖZKÖK

https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/fatih-terim-ve-mazhar-alanson-degisebilir-mi-41495609

 

  • ŞABAT KURALLARINA GÖRE CUMARTESİ GÜNLERİ BİLGİSAYAR KULLANMAK DA YASAK YA.. BAŞ HAHAM DİYOR Kİ.."PEKİ CORONA GÜNLERİNDE, ZATEN İNSANLAR KARANTİNADA İKEN SOSYAL BULUŞMALAR DA YASAKLANIRSA, DEPRESYONA SEBEP OLMAZ MI?

Yahudiler, cumartesi günü iş yapmaz, ellerini hiçbir alete sürmezler..

Cumartesileri çalışmak günahtır. Şabat derler adına..

Tel Aviv'de kaldığım otelde cumartesi sabahı asansörler çalışmıyordu. Başka bir şey vardı.. Birbirine zincirleme bağlanmış kabinlerden bir halka düşünün.

Yukardan aşağı, aşağıdan yukarı dönüp duruyorlar.

Böylece düğmeye basıp asansör çağırmanıza gerek kalmıyor. O bile günah çünkü.. Böylece, Şabatı ihlal etmeden, önünüze gelen kabine biniyor, ineceğiniz kata gelince de iniyorsunuz..

Şimdi dünyanın dört bir yanında Yahudi din adamları, yani Hahamlar, "Corona günlerinde Şabat olur mu" tartışması yapıyorlar.

Amerikan Yahudilerinden Baş Haham Avi S. Olitzky'nin yazısını okudum.

Şabat kurallarına göre cumartesi günleri bilgisayar kullanmak da yasak ya.. Baş Haham diyor ki..

"Peki corona günlerinde, zaten insanlar karantinada iken sosyal buluşmalar da yasaklanırsa, depresyona sebep olmaz mı?

Bilgisayar, akıllı telefon ve tabletler aracılığı ile buluşmak ve sinagogdaki Şabat ayinini sanal buluşmayla yapmak uygun değil mi?

Ya da bir dedenin, face time aracılığı ile kendisine gülücükler atan torununun torununu görebilmesi günah olur mu?" Baş Haham Avi, "Bu sanal Şabat ayinlerinde, hayat boyu sinagogda görmediğim insanları da gördüm" diyor..

Valla, güzel bu sanal buluşmalar..

HINCAL ULUÇ

https://www.sabah.com.tr/yazarlar/uluc/2020/04/17/saglik-calisanlarina-asil-simdi-alkis

 

  • KORONAVİRÜS BİRÇOK İLİŞKİYİ YENİDEN TANIMLARKEN, TÜRKİYE İLE İSRAİL ARASINDAKİ İLİŞKİLERİN YENİDEN NORMALLEŞMESİ İÇİN BAZI FIRSATLAR SUNUYOR. ANCAK BUNLARI DEĞERLENDİRMEK, YENİ BİR BAKIŞ AÇISIYLA İLİŞKİLERİ ELE ALMAK BU İKİ DEVLETİN ELİNDE

İsrail açısından Türkiye’nin NATO’ya ve AB adaylığına verdiği değer, Rusya ile karmaşık ilişkisi, Orta Doğu’ya yönelik artan ilgisi soru işaretleri uyandırıyor, Türkiye’nin dış politikadaki yönünü sorgulatıyor. Ayrıca, başkanlık sistemine geçiş, ülkedeki kutuplaşma ve otoriterleşme İsrail tarafından kuşkuyla karşılanıyor. 2016’daki normalleşme anlaşmasının bir parçası olmasına rağmen Hamas’ın Türkiye’de faaliyetlerini sürdürdüğü yönündeki suçlamalar, Doğu Akdeniz’deki gerginlik, Suriye’de özellikle Kürtler konusundaki farklı duruşları stratejik bir ilişkinin kurulmasını, yapıcı ve uzun ömürlü bir iş birliğinin başlamasını engelliyor. 

Koronavirüs iki ülke arasındaki bu derin güvensizliği yenemese de özellikle İsrail’in güçlü olduğu teknoloji ve biyoteknoloji alanında iki ülke arasındaki iş birliğini geliştirebilir. İsrail Covid-19’a karşı ilaç ve aşıyı bulabilecek ülkelerin başında geliyor. Çin’deki salgının başladığı andan itibaren üretim kapasitesini arttıran Türkiye ise tıbbi ürünler konusunda oldukça güçlü ve günümüzde sadece İsrail’e değil birçok ülkeye ihracat yapıyor. 

Koronavirüs birçok kavramı tartışmaya açarken sağlık sektörünün eksiklikleri kadar reform ihtiyacı da gündeme gelecek. Koronavirüsün yayılma hızı ülke sınırlarını yeniden güçlendirirken özellikle tarım konusunda ülkelerin kendi kendine yetebilmesi daha da önemli hale gelecek. Çünkü kamu sağlığı aynı zamanda gıdanın ulaşılabilirliği ve kalitesi ile de yakından bağlantılı. Böylece tarım Türkiye’de yeniden hak ettiği öneme kavuşurken, bu konuda gelişmiş teknolojiler kullanan İsrail’in uzmanlığından yararlanılabilir. 

Enerji fiyatlarında yaşanan düşüş ve aynı zamanda talepteki azalma ekonomik dengeleri alt üst ederken, Doğu Akdeniz doğalgaz planları da belirsiz bir süre için ertelenebilir. Bu durum Türkiye ile İsrail arasında bu konuda süren gerginliğin azalmasına ve iki ülke arasında daha yapıcı bir diyalog kapısının açılmasına zemin hazırlayabilir. Orta Doğu koronavirüs öncesinde de belirsizliğin ve istikrarsızlığın hüküm sürdüğü bir dönemden geçiyordu. Koronavirüs bu durumu daha da derinleştirebilir. Yaşanacak ekonomik kriz kamu sistemlerinin kilitlenmesine, iflas etmesine ve hükümetlerin devrilmesine kadar gidebilecek bir sürece evrilebilir. Bu durum yeterince vahimken, güç boşlukları terör örgütleri, özellikle de IŞİD tarafından, yeniden doldurulabilir. Böylesi bir tablo karşısında Türkiye ve İsrail’in iş birliği yapması hem Orta Doğu’yu yeniden istikrara kavuşturmak hem de bu tehditlerin kendi sınırlarına dayanmasını engellemek için gerekli olacaktır. 

Koronavirüs hayatımızı hiç beklemediğimiz ölçüde ve halen sonucunu tam olarak öngöremediğimiz bir şekilde değiştirdi. Zaman ve mekan alıştığımız anlamından çıkarak farklı bir boyuta geçerken, bu yeni gerçeklik kendi avantaj ve dezavantajlarıyla birlikte geliyor. Koronavirüs birçok ilişkiyi yeniden tanımlarken, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin yeniden normalleşmesi için bazı fırsatlar sunuyor. Ancak bunları değerlendirmek, yeni bir bakış açısıyla ilişkileri ele almak bu iki devletin elinde. İlişkilerdeki güvensizlik hali ve bunun halklara yansıyan olumsuz etkisi istenirse aşılabilir ama bunun için başta siyasi irade ve dış politikada bir açılım gerekir. Doğal afetlerin ya da pandeminin başlatacağı bir yakınlaşma ancak bu irade olursa sağlanabilir.

KAREL VALANSİ

http://www.gpotcenter.org/opinion-karel-valansi-koronavirus-turkiye-israil-iliskilerinde-bir-kapi-aralayabilir-mi

 

  • İSRAİL’İN SON ZAMANLARDA İLİŞKİLERİNİ YENİDEN TESİS ETTİĞİ ÇAD, MALİ, NİJER GİBİ YOĞUN MÜSLÜMAN NÜFUSLU SAHRA ALTI ÜLKELERLE GELİŞEN İLİŞKİLERİNDE ÖNEMLİ BİR PARTNER ROLÜNÜ OYNAMASINI BEKLEMEK DE MÜMKÜN

2008’den itibaren Afrika ülkeleriyle özellikle ekonomik ilişkilerini güçlendiren İsrail, ayrıca Mağrip El Kaidesi, Boko Haram ve Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ile mücadele eden bazı devletlerle güvenlik hususunda işbirliğine gitmiştir. 2016 yılında Netanyahu’nun dört Doğu Afrika ülkesini içeren bir dizi ziyaretle birlikte, artık sadece İsrail’in Afrika’ya döndüğü değil, aynı zamanda Afrika’nın da İsrail’e döndüğü yorumları yapılmıştır.

Bugün İsrail, geçmiş yılların inişli çıkışlı politik süreçlerinden çok daha avantajlı bir konumda görünüyor: BM'nin, Filistin Sorunu’nun çözümüne dair kapasite yetersizliğinin yanı sıra, Körfez Devletleri ile yaşanan yakınlaşma da İsrail'i özellikle kıtanın doğusunda daha özgüvenli bir dış politika izlemeye teşvik etti. Orta Doğu’daki İran etkisini kırmaya yönelik çabaların gölgesinde, İsrail’in Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’la Afrika’da emareleri görülmeye başlanan işbirliğini ilerletmesi bir hayli muhtemel görünüyor. Bu işbirliğinin ana eksenini, İran’ın –bir taraftan da Katar ve Türkiye’nin- İslamcılığın “kötü yüzü” olarak gösterilip, diğer kamptaki Suud-BAE liderliğindeki “ılımlı İslam” imajının köpürtülerek meşruiyet kazandırılması oluşturuyor. Körfez finansmanının yanında, İsrail’in güvenlik hususundaki tecrübeleri, bu işbirliğini elverişli hâle getiriyor.

Nitekim Libya’da Körfez ülkelerince desteklenen ve kendisinin “terörist” diye tanımladığı İslamcı gruplarla savaştığını belirten Halife Hafter’in, geçtiğimiz yıllarda çıkan haberlere göre İsrailli yetkililerle BAE arabuluculuğuyla birçok kez bir araya geldiği ve MOSSAD vasıtasıyla da silah desteği aldığı biliniyor. BAE’nin, yine aynı şekilde İsrail’in son zamanlarda ilişkilerini yeniden tesis ettiği Çad, Mali, Nijer gibi yoğun Müslüman nüfuslu Sahra altı ülkelerle gelişen ilişkilerinde önemli bir partner rolünü oynamasını beklemek de mümkün.

Ne var ki, bu İsrail'in yakında Afrika'da yeni müttefikler kazanacağı veya Afrika devletlerinin İsrail'e karşı tutumunda radikal bir değişim olacağı anlamına gelmemektedir. İsrail'in işleri sorunsuz bir şekilde yapabilmesi için zamana ihtiyacı olacak. Yine de şimdiden Filistin Meselesi’nin artık gittikçe bölgesel bir düzleme sıkışacağını söylemek pek de zor değil. 

FATİH ŞEMSETTİN IŞIK

https://www.perspektif.online/tr/jeopolitik/yeni-donemde-israilin-afrika-politikasi.html

 

Netten okumalar

 

  • UNORTHODOX’A KONU OLAN KOMÜNİTEDE YAŞAYAN FRİEDA VİZEL, DİZİNİN PEK ÇOK KONUDA GERÇEKLERİ YANSITMADIĞINI İDDİA ETTİ – ERHAN TAN

https://www.filmloverss.com/unorthodoxa-konu-olan-komunitede-yasayan-frieda-vizel-dizinin-pek-cok-konuda-gercekleri-yansitmadigini-iddia-etti/

 

  • HAFIZA YÜRÜYÜŞÜ: EDİRNE YAHUDİ MAHALLESİ

https://www.youtube.com/watch?v=RZLDiJRXTUY

 

  • HAFIZA YÜRÜYÜŞÜ: EDİRNE TRAKYA OLAYLARI

https://www.youtube.com/watch?v=9-MIniq2WvI

 

  • HAFIZA YÜRÜYÜŞÜ: İELEV OKULLARI - BALAT'TA BİR SÖYLENTİ

https://www.youtube.com/watch?v=ee2791b8vZk

 

  • BİRAZ TUHAF BİR ADAMDI O – ARİF MOSTARLI

http://yeniyasamgazetesi.info/biraz-tuhaf-bir-adamdi-o/

 

  • ŞALOM GAZETESİ GENEL YAYIN YÖNETMENİ SEVGİLİ DOSTUM İVO MOLİNAS İLE KARANTİNA GÜNLERİNDE MEDYAYI VE AZINLIK GAZETECİLİĞİ KAVRAMINI KONUŞTUK – FERHAT ATİK

https://www.facebook.com/100001074966366/posts/3276576295721504/?d=n

 

Takılan tweetler

 

Jxlhš Yıldız ve hilal Dr.@jxlhs

Polis araçlarının üstündeki dönen ışıkAvusturyalıların 1686'da Budapeşte'yi alışı esnasında Türklerle beraber şehri savunan bin kadar Musevinin, kale surlarında bizlerle omuz omuza kahramanca savaştığını BİLİR MİYDİNİZ? Yerde yatan kişi, kale kapısında savaşırken şehit olan Arnavut Abdurrahman Abdi Paşa'dır.

Bu savaşın bizde ne filmi yapılmış ne de bunun üzerine özel kitap yazılmıştır. Oysa Abdurrahman Abdi Paşa en az Plevne'yi savunan Gazi Osman Paşa kadar kahraman biriydi. Üst üste tam 18 saldırıyı püskürtmüş, 90 bin askere karşı birkaç bin kişilik kuvvetle aylarca dayanmıştı.

Savaşın en özel yanı ise Musevilerin Osmanlı askerleri ile kalede omuz omuza ve adeta tükenene kadar kahramanca savaşmasıydı. Katolik Avrupa'da ağır vergilerle köle gibi yaşayacaklarını ya da zorla vaftiz edileceklerini bilen Musevi halk, kalede neler mi yaptı? Biraz bakalım.

Budapeşte'li Hahambaşı Rav Samuel Kohn, bu savaşta musevi bir kadının, boşta kalan bir topu ateşleyerek şehre doğru ilerleyen Avusturya birliklerine önemli zayiat verdirdiğini belirtir. Ayrıca savaşta kullandıkları bir kılıcı kutsal emanet gibi günümüze dek saklamaktadırlar.

Bu kılıcın şehri savunurken çok Avusturya askerinin başını aldığı belirtilir. Şehirde Museviler 1 Aşkenaz, 1 Seferad 1 adet de Suriyeli Musevilere ait olmak üzre 3 Sinagoga sahipti. Mali yönden durumları iyiydi ve Osmanlı vatandaşı olarak rahatça ve güvenle yaşıyorlardı.

Müslümanlar ve Musevilerin dostça yaşadıkları bu güzel şehirdeki tüm Müslümanlar da Evliya Çelebi'nin belirttiğine göre Boşnakça konuşuyordu. Budin,1686 yılının Eylül ayında şehre birkaç koldan saldıran Avusturya ordusunun saldırısıyla elimizden çıkacaktı.

Şehri savunmak için Viyana yönüne bakan Beç kapısına koşan son Budin Beylerbeyi kale kapısında, başına aldığı bir kılıç darbesi ile 2 Eylül 1686 tarihinin öğleden sonrasında şehit olur. Paşanın ölümünün ardından direniş bir hafta daha ümitsiz bir şekilde devam edecektir.

Surlardan çekilen bir avuç Osmanlı askeri, Müslüman halk ve museviler ilk Budin Beylerbeyi Bali Paşa'nın adını taşıyan Bali Paşa Camii Meydanı'nda ölene kadar savaşır. Meydana bakan evlerden Avusturya askerlerine ok, taş ne bulurlarsa atarlar. Bir nevi can pazarıdır ortalık.

Müslüman ve Musevilerin direnmeme gücü tamamen bittiğinde şehirden sağ alim çıkma isteklerini Kutsal İttifak ordusu kabul eder ama sonraki günde üç bin kişi katledilir. Katliam daha sonra Bavyeralı Maximilian 2. Emanuel tarafından durdurulur ve kalanların canı bağışlanır.

Bağışlanır ama hepsi köle olarak satılacaktır. Aynı gün içerisinde ölülerin gömülmesine başlanır. Kutsal ittifak ordusu, başpiskopusunun direktiflerine göre sadece Hıristiyan askerlerin Budapeşte'ye gömülmesine izin verilecektir. Ölen Müslüman ve Museviler Tuna nehrine atılır.

Sonraki hafta ise tüm Osmanlı eserleri ve camilere bir yıkım başlar. Sefere katılan Marsigli kontu Luigi Ferdinando Marsigli kütüphanelerdeki Osmanlı eserlerini toplayıp kendi şehri Bologna'ya götürür ve burada bir kütüphane kurar

Şehirde Türklerden kalan savaş aletleri, silahlar ve sancaklar, savaşa katılan asiller ve askerler tarafından savaş ganimeti ve zafer nişanesi olarak alınarak götürülür. Bunlardan birçoğu günümüze dek gelebilmiştir. Aralarında Yeniçeri ve Sipahilerine eşyaları da vardır

 

Ekteki tablolarda kahramanca savaşan Anadolu ve Rumeli yiğitlerinin çadırları resmedilmiş. Rumeli'nin Yeşil bayrağı, bu tarihten itibaren 1912 yılına dek sürekli geri çekilen sınırlarda bir süre daha dalgalanmaya devam edecekti. Bu çekilme 300 yıl boyunca sürekli sürdü.

Ta ki bir diğer Rumeli evladı, bu makus talihi Anadolu bozkırlarında tersine çevirene dek. Allah (c.c) şehitlerimize rahmet eylesin. Bizlerle birlikte savaşan Musevilerin de toprağı bol olsun. Bu bilgiseli kaybedilen topraklarımıza adanmıştır.

https://twitter.com/jxlhs/status/1250152981015789569

 

İsrail Türkiye'de@IsraelinTurkey

Evde kaldığımız bugünlerde, Mark Eliyahu'nun ilk Türkçe şarkısı "Nefes Yerine" yayında! TürkTürkiye Bayrağı müziğinin önemli isimlerinden Fuat Güner yazdı, İsrailliİsrail Bayrağı ünlü kamança sanatçısı @markeliyahu  besteledi, düet yaptıkları şarkının klibi de #İstanbul'da çekildi.

https://www.youtube.com/watch?v=YZ_KJ_IiEGo&feature=youtu.be

https://twitter.com/IsraelinTurkey/status/1251542859997683712

 

Ortadoğu News@OrtadoguN

İsrail'de Tel Aviv, Rabin meydanında toplanan İsrailliler, Netanyahu'nun yolsuzluğunu protesto etti. Eylemde sosyal mesafe kuralı uygulanınca böyle bir fotoğraf ortaya çıktı.

 

https://twitter.com/OrtadoguN/status/1251943035128229895

 

Ata Maden@ceteraetcetera

hasmet babaoglu, anadolu ajansi haberi uzerinden BANA laf atiyor hale bak. birak sosyal medyayi, bu yazismayi elestirmeyen kanal veya gazete yok burada. iktidarin tum yaptiklarinin her yerde haber olup ozgurce tartisilabilmesi bence harika bir sey, sizce de oyle mi @HasmetBABA ?

 

https://twitter.com/HasmetBABA/status/1251962370609610753

 

Korona Günlerinde Ağa Takılanlar

  • İSRAİL’DE AĞIR BİR VAKA PASİF AŞIYLA İYİLEŞTİRİLDİ

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/israilde-agir-bir-vaka-pasif-asiyla-iyilestirildi-1732892

 

  • TÜRKİYE'DE KORONAVİRÜS: CERRAHPAŞA'DA BİR GÜN

https://www.youtube.com/watch?v=9RChoxPTbFQ

 

  • “İŞİMİZ DAHA DA ZOR OLACAK” - İVO MOLİNAS- ŞALOM GAZETESİ GENEL YAYIN YÖNETMENİ

“Korona tecritleri başladığında Şalom'un sadece on –line olarak yayınlanması konusunu arkadaşlarla uzun uzun müzakere ettik. Belirsizlik ortamında işin nereye kadar gidemeyeceğini bilmediğimiz için her farklı fikre hak veren kaotik bir duruma girdik. 

Ancak yaklaşan Hamursuz Bayramı dolayısıyla riske girmeye ve basılı gazetenin devamına karar verdik. İlk hafta daha da riske girerek kısıtlı sayıda da olsa personelimiz gazete binasında çalıştı. Ancak ikinci haftadan itibaren tüm sistemi evlerde kurarak, uzaktan ve dijital iletişimle gazete sayfalarını evlerde hazırlayıp pdf'lerini matbaaya yolladık.

Bir başka sıkıntıyı dağıtımda yaşadık. Tirajımızın yüzde 90'ını oluşturan abonelerimizin evlerine teslimatı yapan bir arkadaşımız tam 65 yaş sınırına yakalanınca dağıtım için yeni formüller arayarak işin aksamamasına çalıştık. Aksamalara rağmen dağıtımımız bugün yüzde 95'lik bir başarıyla devam edebiliyor.

Bugün itibariyle, Şalom, reklamların minimuma indiği bir dönemde sayfa sayısını dörtte bir düşürse de, yayın hayatına hem kağıt gazete olarak, hem de dijital  ve de web platformlarında devam ediyor.

Belirsizlik devam ettiği için geleceğe yönelik bir öngörüde bulunmamız zorlaşıyor. Lakin, ekonomik engellerin daha da artacağı bir ortamda işimizin çok daha zor olacağını söyleyebilirim.

Tek başına olduğunuz evlerinizden bir gazete çıkarmanın hiç de zevkli bir uğraşı olmadığını da söyleyebilirim.

Gönüllü yazarlarımızın büyük destekleri, reklam verenlerimiz, gazete aşkımız  ve umut, bu çok zor ve tuhaf zamanlardaki motivasyonumuzun en önemli ögeleri olsa gerek.”

http://www.agos.com.tr/tr/yazi/23925/azinlik-gazeteleri-icin-zorlu-donem

 

  • PROF. EMRE ERDOĞAN: COVİD-19 SALGINI KUTUPLAŞAN TÜRKİYE'DE FARKLILIKLARI UNUTTURUR MU?

Türkiye özelinde merak edilen konulardan biri de son dönemde önemli bir tartışma ekseni olan toplumsal kutuplaşmanın azalıp azalmayacağı, daha iyi sona erip ermeyeceği. Bu konuda da yaşananların toplumsal fay hatlarını yumuşatacağına inanan iyimserler olduğu gibi, bu süreç sonucunda bölünmelerin kesinleşeceğini savunanlar da var. Bu konuda fikir yürütebilmek için Türkiye bağlamında kutuplaşmanın ne anlama geldiğini ve hangi faktörlerin kutuplaşmayı mümkün kıldığını göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Kutuplaşmanın tanımı üzerinde bir uzlaşma olmadığı biliniyor, ancak ülkemizde var olduğunu öne sürdüğümüz durum tam tanımıyla siyasal duygusal kutuplaşma… Basitçe insanların siyasal tercihlerinin kimliklere dönüşmesi ve farklı siyasal tercihlere sahip insanların kendi “kabilelerinden” olmayanlara tahammül derecelerinin azalması. Bu kutuplaşma tanımında insanların diğer parti seçmeleriyle komşu olmaya katlanamamaları, kendilerini ve kendi partilerine oy verenleri tartışmasız bir şekilde ahlaken üstün görmeleri ve en önemlisi diğer kabile üyelerinin siyasal haklarının kaldırılmasını desteklemeleri yer alıyor. Genel bir değerlendirmeyle insanların diğerlerini siyasal parti tercihleri üzerinden “ötekileştirmeleri” de diyebiliriz. Bütün bu sürecin tiksinti ve öfke gibi duygularda tezahür ediyor olması da “duygusal” kutuplaşma adı vermemize yol açıyor.

https://tr.euronews.com/2020/04/17/prof-emre-erdogan-covid-19-salgin-kutuplasan-turkiye-de-farkliliklari-unutturur-mu-gorus

 

  • FELAKET SENARYOSU YAZMAK KOLAY...- EMRE ALKİN

Sonuç olarak, uzun zamandır eşine az rastlayacağım olumsuz bir rapor yazılmış gözüküyor. Büyük ihtimalle bu yılın ekim ayında olumlu şekilde revize edilecektir ancak yatırımcıları bu kadar korkuttuktan sonra piyasaları toparlamak kolay olmayacak gibi gözüküyor.

https://emrealkin.com/tr/haber/3328/felaket-senaryosu-yazmak-kolay/

 

  • ÜRETKEN OLMAYA ÇALIŞMAYI BIRAKIN

http://www.5harfliler.com/uretken-olmaya-calismayi-birakin/

 

  • AYY EVLERE SIĞAMIYORUZ – LEYLA ALP

Başımızı sokacak bir evimiz, yiyecek ekmeğimiz, bütün bunlar sona erdiğinde çıkacağımız sokaklar var. Hazır evdeyken düşünecek çok şeyimiz var oysa. Mesela dünya bu hale gelirken evlerimizde niye sakin sakin oturduğumuz gibi. Seçtiğimiz politikacılar dereleri kurutup, ağaçları kesme talimatları verirken neden sustuğumuz gibi. Bundan sonra nelere dikkat etmemiz gerektiğini düşünebiliriz. Bundan gayrı hayatın sadece tüketmekten ibaret olmadığını, paranın satın alamadığı, alamayacağı şeyler olduğunu hatırlayabiliriz. Ezcümle mızmızlanmayı, söylenmeyi, şımarmayı bir nebze de olsun bırakıp hayata, sevdiklerimize, doğaya gerçekten baksak ne güzel ederiz.

https://t24.com.tr/yazarlar/leyla-alp/ayy-evlere-sigamiyoruz,26241

 

  • TÜRKİYE'DE KORONAVİRÜS GÜNLERİNDE DAYANIŞMA: 'BU FELAKETTEN BELKİ BAŞKA BİR HAYIR ÇIKACAK'

https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-52274696

 

  • PROF. DR. VAMIK VOLKAN: TOPLUM PSİKOLOJİSİ YÖNÜNDEN EN ÇOK ÖNEM VERECEĞİMİZ ŞEY HUDUT PSİKOLOJİSİ – KÜBRA PAR

Koronavirüs salgını ekonomi, politika ve toplum psikolojisi üzerinde yeniden düşünmemize de neden oldu. Açık ve Net programında Kübra Par'ın sorularını yanıtlayan dünyaca tanınmış psikiyatrist Prof. Dr. Vamık Volkan, şu tespiti yaptı: "Eskiden de virüs salgınları vardı, bu şekilde olabilirdi ama o zaman teknoloji yoktu. Hudutlara giren bu kadar çok insan da yoktu. Bugün, Çin’le komşusunuz. Uçağa biniyorsunuz, 10 saat sonra Türkiye’desiniz. Aynı zamanda teknoloji var; düğmeye basıyorsunuz, dünyanın her yeriyle konuşuyorsunuz. Eski salgınlarda bunlar yoktu. Bu çok daha değişik. Bu nedenle, toplum psikolojisi yönünden en çok önem vereceğimiz şey, hudut psikolojisi üzerinde durmamız."

https://www.haberturk.com/prof-dr-vamik-volkan-toplum-psikolojisi-yonunden-en-cok-onem-verecegimiz-sey-hudut-psikolojisi-2644637

 

  • EVRENSEL TEMEL GELİR: KORONAVİRÜS SONRASI GERÇEĞE DÖNÜŞECEK Mİ?

https://tr.euronews.com/2020/04/19/evrensel-temel-gelir-koronavirus-sonras-gercege-donusecek-mi

 

  • KORONAVİRÜS GERÇEKTEN ÇİN'DEKİ BİR LABORATUVARDA MI ÜRETİLDİ?

https://www.dw.com/tr/koronavir%C3%BCs-ger%C3%A7ekten-%C3%A7indeki-bir-laboratuvarda-m%C4%B1-%C3%BCretildi/a-53180703

 

  • İSRAİL'DE HIZLI TEST KABİNLERİ

https://www.cnnturk.com/video/dunya/israilde-hizli-test-kabinleri

 

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Şalom TV Şalom Spotify'da GZ

MOZOTROS AİLESİ - İrvin Mandel

MOZOTROS AİLESİ - İrvin Mandel

TÜNELİN UCU - İzel Rozental

TÜNELİN UCU - İzel Rozental