24 Eylül 2020 Perşembe 17:18

Doğum lekesi sayesinde ailesine kavuşan çocuk - ELIMELECH SHTEMLER

Shtemler Kardeşlerden ikisi, Holokost döneminde, Hıristiyan kimlikleriyle bir manastırda saklanmıştı. Üç çocuğun en küçüğü olan Elimelech ise önce bir aile yanında vakıf yuvasında başlayıp kardeşlerinden farklı bir manastırda devam eden bu inanılmaz hikâyeyi anlatıyor: “Beni boynumdaki doğum lekemden tanıyıp manastırdan geriye almışlardı.”

Sara YANAROCAK Kavram 11529 görüntüleme
10 Haziran 2020 Çarşamba

Elimelech Shtemler, Belçika’daki Nazi işgali sırasında manastırda Katolik çocuklar olarak gizlenen üç kardeşin en küçüğü idi. Anneleri savaştan sonra ailesini yeniden bir araya getirmeyi ümit etmişti. Sadece iki yaşındaki Elimelech’in hiçbir iz bırakmadan kaybolduğunu öğrenince, çılgın bir çabayla onu aramaya başladı. İngiliz ordusuna bağlı Yahudi bir askerin yardımıyla, kırsaldaki kurumları, okulları ve yetimhaneleri araştırdı. Onun çocuğu olduğunu kanıtlaması istendiğinde boynundaki doğum lekesini hatırladı. Bu sayede minik oğluna kavuştu. Elimelech şimdi 79 yaşında, 27 torunun gururlu dedesi olarak İsrail’de yaşıyor.

 

Shtemler Ailesi kimdi?

Shtemler Ailesi, Belçika’nın Antwerp şehrinde, Yahudi Ortodoks bir aileydi. Bir esnaf olan baba Yosef Tzvi, kentteki birçok sinagogdan birinde hazan olarak da görev yapıyordu. Anne Frida, üç oğlunu yetiştiren bir ev hanımıydı. Elimelech, Hitler’in Belçika’yı işgal etmesinden 18 ay sonra, 1941 yılının Ekim ayında doğdu. En büyük abisi Motke o zaman yedi, ortanca ağabeyi Eliezer ise beş yaşındaydı.

Şimdi Kudüs’te yaşayan Elimelech, “Küçüklüğümden çok az şey hatırlıyorum” diyor. “Annem ve ağabeylerim bana olanları anlattı. Motke üç yıl önce vefat etti. Eliezer ise geçen sene öldü.”

İşgalin birinci yılında, Belçikalı Yahudiler sarı yıldız takmaya zorlandı. Kasım 1942’de Elimelech daha bir yaşındayken, diğer birçok Yahudi aileyle birlikte tutuklandı ve ardından alıkoyma ve sınır dışı edilme kampına konuldular. ‘Mechelen’ adındaki bu kamp, ülkenin güneybatısında, kampa dönüştürülmüş bir ordu kışlasıydı.

Tutuklamalar hızlanırken, Belçika Yahudi Cemaati, Bavyera Dükünün kızı olan, ülkenin ana kraliçesi, Kral 3. Leopold’un annesi, Kraliçe Elisabeth’den yardım istediler.

 

Dürüst kraliçenin kurtarma çabaları

Yahudilerin toplu olarak tutuklandıklarını ve sınır dışı edildiklerini öğrenen Kraliçe Elisabeth, Belçika vatandaşlığına sahip Yahudilere zulmedilmemesi talebiyle Hitler’e yazdı. Berlin’den gelen bir cevap telgrafında, Belçika vatandaşlığına sahip Yahudilerin sınır dışı edilmeyeceğini ve kamplarda tutuklu bulunup sınır dışı edilmeyi bekleyenlerin ziyaretçi alabileceğini belirtildi.

Belçika’da o dönemde yaklaşık 75 bin Yahudi, komşu ülkelerden, Almanya ve Polonya’dan kaçarak sığınmıştı. Dolayısı ile Belçika vatandaşlıkları yoktu. Bu yüzden Kraliçe’nin Hitler’den kopardığı bu imtiyazdan faydalanamamışlardı. Ancak Shtemler Ailesi vatandaş olduğu için dokuz ay boyunca Mechelen Kampında barınabilmişti.

Bir yıl sonra Naziler, aldıkları bu karadan da vazgeçerek tüm Belçika Yahudilerini sınır dışı etmeye başladı. Shtemler Ailesi bu süre için saklanacak yerler aramaya başlamışlardı. Sonuç olarak Mechelen’den sınır dışı edilen 25 bin Yahudi’nin 24 bini Auschwitz’e gönderildi ve gaz odalarında katledildi.

Elimelech, ağabeyi Eliezer’den dinlediklerini şöyle anlatıyor: “Bizler Mechelen Kampında tutukluyken, bir Şabat akşamı masada babamızın gelmesini bekliyorduk. Gece yarısı olmuş babam hâlâ odamıza dönmemişti. Annem onun tutuklanıp sınır dışı edildiğini anladı. Babamı bir daha asla göremedik.” Ertesi gün anne Frida onların da her an gönderileceklerinden korkarak, oğullarını yanına alarak yakınlarındaki bir ormana girdi ve gizlenecek yer aradı. Tekrar kampa döndüklerinde ise Gestapo’nun onlar orada değilken tutuklamaya geldiğini öğrendiler. Frida kafasında bir plan tasarladı. Saklanabilecek bir yer bulması için yeraltı direniş teşkilatından yakın bir arkadaşı onu, genç Katolik papaz Peder Andre’ye yönlendirdi. Papaz, Motke ve Eliezer’i bir manastıra teslim etti. Minik Elimelech ağabeylerinden ayrı kalmıştı. Onu da bir vakıf kuruluşunun yuvasına teslim ettiler. Frida ise Belçika’nın güneyindeki bir yerleşim olan Namura’da, iki büyük oğlunun bulunduğu manastırın yakınlarındaki bir çiftlikte, onun için ayarlanan bir bölmede gizlenmeye başladı.

 

Şema duasına sığınarak aidiyeti korudu

Motke’nin anılarında şöyle yazıyor: “Babamız gitmişti, şimdi de annemizden ayrılmak zorunda kalmıştık. Annem bizi bir papaza emanet etmişti. Aslında ben bunun nedenini tam olarak anlayamıyordum. Bunlar hatırladığım en kötü anılarım. Manastıra ilk götürüldüğümüz günlerin birinde, bir sabah, oradaki rahiplerden biri beni mihrabın önüne çağırdı ve diz çökmemi istedi. Ama ben ona, Yahudi olduğumu ve bunu yapmayacağımı söyledim. O vakit rahip beni elimden tutup başka bir köşeye götürdü ve alçak bir sesle bunu bir daha kesinlikle söylememem gerektiğini, aksi halde hayatımın tehlike altına gireceğini anlattı.”

Yıllar içinde o ve kardeşi Yahudi aidiyetlerini, evvelce babasından öğrendiklerini hatırlayarak korudular. “Ben ve kardeşim sinagogda devamlı olarak dinlediğimiz Şema duasını çok iyi hatırlıyorduk. Bu duayı ezbere başından sonuna kadar bilirdik ve kalbimizin derinliklerinden gelerek sevgiyle okurduk. Biz iki kardeş, devamlı olarak, her baş başa kalışımızda bu duayı yeniden birlikte okur, birbirimize ve geçmişimize bu şekilde tutunurduk. Kim olduğumuzu asla unutmazdık. Frida oğulları ile sürekli haberleşiyordu. Hatta zaman zaman çocuklar manastırdan gizlice çıkartılıp, annelerini kısa süre ziyaret edebiliyorlardı. Ama bu iki yıllık süre zarfında en küçük oğlu Elimelech ile hiç irtibat kuramamıştı.

 

Aile yeniden bir araya geliyor

Frida, savaş bittiği zaman, hayatta kalan diğer Holokost kurbanları gibi ailesinin yeniden bir araya geleceğini umut ediyordu. Ta ki bir gün Belçika Devlet Ofisinden kocasının ölüm haberini alana değin. Buchenwald Kampına götürülen kocası orada uzun yıllar köle mahkûm olarak çalıştırıldıktan sonra, tifüse yakalanmış ve ne acıdır ki savaş bitmeden iki gün evvel bu hastalıktan yaşamını kaybetmişti. Bu haberden yıkılmış bir vaziyetteyken, manastıra giderek artık 11 yaşına gelmiş Motke ile dokuz yaşındaki Eliezer’i teslim aldı ve minik oğlu Elimelech’i verdiği bölgeye gitti.

Elimelech anlatıyor: “Benim tam olarak nereye teslim edildiğimi kimse bilmiyordu. Sadece bir vakfın yuvası olduğunu biliyorlardı. Savaştan sonra hayatta kalan çocukların tutulduğu kampları gezdiklerinde hep elleri boş olarak dönüyorlardı.”

Belçika’da çok başarılı olan Yeraltı Direniş Hareketi ve merhametli Katolik papazlarının sayesinde, ülkedeki Yahudi nüfusun yüzde 40’ı gizlenebilmiş ve hayatta kalabilmişti. Motke anılarında, “Manastırlarda gizlenen bazı çocukların oradan çıkmalarına izin vermeyen bazı rahipler, çocukları Hıristiyanlaştırarak tutmaya devam etmişlerdi” demekte.

Küçük çocuğu arama aşamasında Frida, Yahudi Tugayının bir askeri olarak, İngiliz ordusunda gönüllü olarak düşmanla savaşmış, Nazilerin eline esir düştükten sonra, savaş sonunda serbest kalan Tuvia Ettinger ile tanıştığında, ondan küçük oğlunu bulabilmek için yardım istedi.

 

Elimelech’in doğum lekesi

Frida oğlunu bulabilmek için elindeki tek kanıtın onun boynundaki doğum lekesi olduğunu anlamıştı. Artık araştırmalarını bu yönde sürdüreceklerdi. Frida ve Ettinger, her gün kurumları dolaşarak izini sürerlerken, sonunda çocuğun Mechelen yakınlarında bir manastırda olduğunu öğrendiler. İlk olarak onu korumak için yanlarına almış olan aile, Almanlar tarafından tutuklanarak hapsedilmiş ve çocuk da Belçikalı zannedilip manastıra verilmişti. Elimelech, “Eğer boynumdaki o doğum lekesi olmasaydı annem beni manastırdaki onlarca çocuğun arasında kesinlikle bulamazdı. Doğum lekesi benim tek şansım olmuştu” diye hüzünle anlatıyor.

 

İsrail’de yeni bir yaşama doğru

Aile, 1949 yılında yeni bir yaşama doğru, henüz yeni kurulmuş olan İsrail’e göç etti. Elimelech anlatıyor: “Carmel Dağı hâlâ gözümün önünde. Gemi Hayfa Limanına yaklaştığında başımı kaldırdım ve Hayfa’nın yükseltilerindeki yemyeşil Carmel Dağını gördüm. Bu artık yepyeni bir yaşamın başlangıcı idi.” Frida, büyük oğlu Motke’yi, daha evvel Antwerp şehrinde başladığı gibi, yine bir Yeşiva’ya kayıt ettirdi.

Anne ve üç oğlu, Tuvia Ettinger ve ailesi Petah Tikva’da yaşadığı için ona yakın olmak için Petah Tikva’ya yerleştiler. Elimelech kısa zamanda Tuvia’nın en küçük erkek kardeşiyle canciğer arkadaş olmuştu. Tuvia’nın babası, 12 yaşına geldiğinde Elimelech’i bar-mitzva’sı için hazırlamaya başlamıştı. Artık yaşam hepsi için çok güzel geçiyordu.

 

Babalarından son bir mesaj

10 yıl kadar önce Elimelech’in eline, babası Yosef Tzvi’nin ölmeden kısa bir süre önce yazdığı son mektup geçti. “Amerikalı askerler, babamın tutuklu olduğu kamp olan Buchenwald’ı özgürleştirdikten birkaç gün sonra, Yahudi mahkûmlara sevdiklerine mektup yazabileceklerini söylemişlerdi. Elimelech’in babası tifüsten ağır hasta olarak yattığı yatağında bir mektup kaleme almıştı. Bir arkadaşına yazdığı mektupta, hayatta kaldığını yazmış, fakat çok ağır hasta olduğunu anlattıktan sonra, arkadaşına en küçük oğlu Elimelech hakkında herhangi bir haberi olup olmadığını soruyordu. Küçük oğlunun akıbetini öğrenmek istiyordu” diye anlatıyordu. Elimelech, “Bu mektubu görünce şoka girdim. Onca yıl sonra babamın benim için tasalandığını görmek beni çok etkilemişti. Bu bana ondan kalan tek sevgi kanıtıydı” demekte.

Elimelech ve karısı Rina 50 yıllık evli bir çift. 27 torunları ve torun çocukları var. “Tanrı’ya şükür İsrail’deyiz” diyor. Acı ve tatlı olaylar yaşadıkları ülkelerinde, yaşadıkları çok trajik bir olayı da ağlayarak anlatıyor. En büyük kız torunu Shlomit Krigman, 2016 yılında gerçekleşen bir terör olayında yaşamını yitirmiş.

Elimelech, bugün hâlâ okullarda öğrencilere ve halka açık konferanslarda kendisinin ve ailesinin Holokost hikâyesini anlatıyor ve anılarını insanlarla paylaşıyor. Hatta gömleğinin üst düğmelerini açarak insanlara doğum lekesini gösteriyor ve şöyle diyor; “Yıllar geçtikçe, Holokost’u konuşmanın ve anlatmanın önemini daha çok kavramaya başladım. O dönemdeki dürüst ve erdemli insanlara minnetlerini sunup, insanlara bunu anlatmanın yanı sıra, her türlü şartta dinimizi ve aidiyetimizi korumak, en temel yaşam şartımız olmalı diye düşünüyorum.”

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

İLGİLİ HABERLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR