24 Ekim 2020 Cumartesi 00:16

103 yaşındaki Ruth’un hayatı, İsrail tarihiyle iç içe…

Ruth Dayan’ın, sinematografik olarak tanımladığı hayatının hikâyesi, Yahudi devletinin hikâyesi ile ayrılmaz bir şekilde iç içe.

Sara YANAROCAK Dünya 4988 görüntüleme
2 Eylül 2020 Çarşamba

 Mart 1917’de (Balfur Deklarasyonu ile aynı yıl) Rus göçmenler Rachel ve Zvi Schwartz’ın kızı olarak Hayfa’da dünyaya geldi.

İki yaşına gelmeden, aile İsrail rüyasına faydalı olacak yeni beceriler edinmeye karar vererek Londra’ya gitti. Ülkeye döndüklerinde Ruth 8 yaşındaydı; İngilizce konuşuyor, okuyor ve yazıyordu. O sırada ülkedeki çocuklar arasında bu nadir görülen bir yetenekti.

Aile Kudüs’te rahat bir ev inşa ettirdi. Komşuları bu evi ‘Schwarzland’ olarak adlandırdı. Evleri kısa sürede Kudüs seçkinlerinin sosyal merkezi haline geldi. O dönemde birçok ailenin çocukları gibi, Ruth da bir gençlik hareketine gönderildi. Daha sonra gelecekteki devlet başkanı Ezer Weizman ile evlenen, dokuz yaşındaki kız kardeşi Reuma da kibutz eğitimi aldı.

1934 yılında, 17 yaşındaki Ruth, bir kibutza yerleşmeye karar verdi. Bir ineğin nasıl sağılacağı gibi temel bilgileri öğrenerek, kendi bu işlere hazırladı. Anne ve babasına tarım alanında eğitim alacağını bildirdi.

İngiliz Mandası idaresi altında kurulan ilk moşav olan Nahalal’a geldi. Ruth, ilk gün günlüğüne şöyle bir not düşmüştü: “Buraya geldiğimde bir manastıra girdiğimi hissettim. Erkeklerle uğraşmayı bırakıp, ineklere zaman ayıracağım… İyi bir çiftçi olmak için kendimi çalışmaya, durmadan çalışmaya adayacağım.”

Moşav hayatı ve Moşe ile tanışma

Ruth’un cinsiyetler arası sosyalleşmekten kaçınma kararı uzun sürmedi. Moşavın yerlileri, yeni gelenleri ağırlamak için bir şenlik ateşi yaktı. Orada yaşayan Moşe Dayan kendilerine bir hoş geldin konuşması yaptı.

“İlk görüşte ona aşık oldum. Adını bile bilmiyordum” diye anlatıyor Ruth. “Gelmeden önce bir arkadaşım tarafından uyarıldım, oradaki köylü çocukların korkunç olduğunu söylemişti. Özellikle Dayan erkeklerinden uzak durmalıydım. Aşık olduğum kişinin Dayan Ailesinin bir üyesi olduğunu keşfetmem uzun sürmedi, ancak yapılan uyarıyı kafamdan sildim. Aşıktım.”

Moşe Dayan 15 yaşındayken yasadışı Hagana ordusuna girdi ve Bedevi komşularıyla yapılan çatışmalara katıldı. Ruth ile tanıştıklarında Moşe 19 yaşındaydı. Ruth, Kudüs’e ailesini görmeye gittiğinde, onu da beraberinde götürdü. Daha sonraki gidişinde ailesine, ona aşık olduğunu ve etkisine girdiğini söyledi. Moşe, Nahalal’de, duvarları nemli, ama dışarıda bir tuvaleti olan bir İngiliz evinde kalıyordu. O devirde bu çok önemli bir şeydi!

1935’te, Ruth ve Moşe Nahalal’de evlendiler. Düğüne yerel Arap yetkililer de davet edilmişti. Ruth evlendiğinde sadece 18, Moşe de 20 yaşındaydı. Ancak genç çift, derhal o dönemin Ortadoğu’sunun karmaşık siyasetine karıştılar.

Düğünleri başka bir amaca da hizmet etti; bölgedeki Bedevi kabileler ve onlarla düzenli olarak savaşan Moshe arasında bir barışa (geleneksel anlaşmazlık çözümü) olanak sağladı. Gelin kasıtlı olarak düğüne yalınayak geldi, fakat kızın ailesi kentsel bir dokunuş sağladı. Misafirler için otobüs tuttular, lezzetli yiyecekler getirdiler ve ülkenin yüksek düzeydeki insanlarını da düğüne davet ettiler. Çifte gelen düğün hediyeleri çok burjuva ve pahalıydı. Ruth, “Bu Moşe’yi çok rahatsız etti. Sonunda hediye gelen paraları, yurtdışında okumak için kullanmaya karar verdik” diye anlatıyor. Çift Londra’ya gitti.  İsrail’den ayrılmak onlar için çok zordu ve kısa bir süre sonra tekrar Jezreel Vadisine geri döndüler.

1939 yılının Simha Tora arifesinde, Ruth ilk çocukları Yael’e bayram kıyafetlerini giydirdi. Kendi evlerinde yapılacak bayram şenliğine gelecek olan kocası Moşe’yi ve Hagana’daki silah arkadaşlarını beklemeye başladı. “Gelmeleri gecikince sekiz aylık kızımı kucağıma aldım ve ana yola çıktım. Saatlerce orada dikilip bekledim. Gelen giden yoktu. Karanlık çökünce eve döndüm. Şaşkın ve depresyondaydım. Moşe’yi ve Hagana’yı boğmak istiyordum” diye anlatıyor o geceyi…

Ertesi sabah çiftin köpeği eve geldi. Yanında Moşe yoktu. Köpeğin tasmasına iliştirilmiş bir not vardı: “Tutuklandık… Seni ve Yael’i öpüyorum. Moşe.”

Moşe Dayan ve yeraltı Hagana ordusunun 42 üyesi, o gün Filistin topraklarını yöneten İngilizler tarafından tutuklanmış ve Akko’daki hapishaneye kapatılmışlardı. Suçları yasa dışı silah bulundurmaktı. Ruth tutukluların özgürlüklerini kazanmak için umutsuzca mücadele ediyordu. İngiltere Kraliçesi ile bile temas kurmaya çalıştı. 1,5 yıl süren hapis cezasının sonunda nihayet Şubat 1941’de, Moşe serbest bırakıldı.

Serbest bırakılmasından üç ay sonra, Hagana Ordusunun yeraltı komutanları Moşe’yi konuşmak için davet ettiler. Ruth bunu duyduğu anda, mutlu aile yaşamının sona erdiğini anlamıştı. Naziler ve müttefikleri, kaçınılmaz olarak her yönden Filistin’e doğru geliyordu. Nazilerle işbirliği yapan Fransız Vichy kuvvetleri, Suriye ve Lübnan’ı kontrol ediyordu.

Moşe Dayan, İngilizlere yardım eden bir Yahudi savaş gücüne katıldı. Ruth o günleri şöyle anlatıyor: “Moşe’nin Lübnan’a gittiğini biliyordum. Sınıra yakın bir kibutzda bekliyordum. Herkes geri geliyordu, sadece Moşe geri dönmedi. Deli oluyordum. Çıldırdım. ‘Moşe nerede?’ diye bağırıyordum. Ama bana hiçbir şey söylemediler.” Sonunda bir gün Ruth’a Hayfa’ya gitmesi söylendi. “Onu tamamen sargılı buldum. Bir mermi dürbününe isabet etmiş ve sol gözü kör olmuştu. Hayatta kalması bir mucizeydi. Gözünü kaybetmiş olması onu derin bir depresyona sürüklemişti. Bunun hayatının sonu olduğunu düşünüyordu. ‘Bir gözü kör olan bir askerin asla bir değeri olmaz’ diyordu.”

Evlerine geri döndüler. Ruth, 1942 yılında Ehud’u (Udi), 1945’te Asaf’ı (Assi) doğurdu. 1947 yılında Moşe manen ve bedenen yeniden hazırdı. Arap işlerinden sorumlu memur oldu. Aldığı görevlere hızla yükseldi ve 1948 yılında İsrail Devleti kurulunca, Kudüs’ün Yahudi kontrolündeki bölgelerinin askeri komutanlığına atandı.

Aile şehirde büyük bir villaya taşındı. Ruth olaylarda Moşe’ye eşlik eder, çoğu zaman da dahil olurdu. Ruth durdurulamaz bir kişiliğe sahipti. Silahlı olarak, yalınayak kendi kullandığı cipe biner, en uzak ve ıssız ‘maabara’lara (göçmen yerleşimcilerin kampları) giderdi. Orada el sanatları hazineleri keşfetti.

“Göçmenler çadırlarda, çamur içinde yaşıyordu. Onların güzel el sanatlarını pazarlamaya karar verdim.” Ruth, farklı kültürlerden göç eden kadınların, el sanatlarının benzersizliğini fark etti ve bunun yeni göçmenler için bir gelir kaynağı haline gelebileceğini düşündü. Yavaş yavaş, zanaatkârlara hammadde sağlamaya başladı. Moşe, Aralık 1953’te genelkurmay başkanlığına atandığında, Ruth, yeni göçmenler için iki binden fazla iş yaratarak Maskit Modaevini kurdu.

İsrail’in 1956 savaşındaki zaferi, Moşe’yi Maskit marka göz bandı ile dünyaca ünlü bir figür haline getirdi. Ruth mağazasında, Moşe için deriden bir göz bandı tasarlamıştı.Moşe Dayan 1967’de, İsrail Savunma Bakanı olarak atandı.

Ruth tekrar anlatıyor: “6 Haziran 1967 sabahı, Moşe’ye o gün Kudüs’e gideceğimi söyledim. Oraya vardığımda bir benzin istasyonunda benzin alırken, üzerime doğu yönünden kurşunlar yağmaya başladı. Yaklaşık iki saat sürdü. Sığındığım yerden Moşe’ye ulaşmaya çalışıyordum. Nihayet ona ulaştığımda, bana ‘Kudüs’te ne işin var?’ dedi. Ben de ‘Bu sabah orada bir savaş olacağını bana neden söylemedin?’ diye sordum.” O gün Doğu Kudüs ve Yahudilerin Tapınak Tepesi ile Kotel Ha Maaravi (Ağlama Duvarı), Ürdün kuvvetleri ile yapılan savaşın sonucunda İsrail’in eline geçmişti.

Ruth Dayan, 103 yaşında

Ayrılık

Aslında Moşe’nin, Ruth’a söylemediği çok şey vardı. Altı Gün Savaşı, onu bir efsane haline getirmişti. Kadınlar etrafında pervane oluyordu, o da kayıtsız değildi. Ruth, “Bu durumu kabullenmiştim. Kimlerle olduğunu da biliyordum. Bazen sevgililerinden gelen mektuplara ben cevap yazardım. Gerçekten çok gülünçtü…” diyerek anlatıyor.

Dedikoduların sonu gelmiyordu. Ruth ise bunları umursamaz gibi görünmeyi tercih ediyordu. 

“Bir gün arabama atlayıp Nablus’a gittim. Oradaki hapishanede beş Filistinli kadın mahkûm vardı. Onlara şirketim Maskit için, iş teklifinde bulundum. Böylece onlara faydalı olabilecektim. O akşam eve döndüğümde Moşe evdeydi, pijamalarını giymiş, koltukta oturuyordu. Mutfağa girip yemek hazırlamaya başladım. Yemek yerken bana, ‘Bugün, Nablus’a gittiğini, hapisteki mahkûmları ziyaret ettiğini söylediler. Senin hapisteki bu insanlarla görüşmeni ve iş yapmanı kesinlikle istemiyorum’ dedi. Ona uzun uzun baktım, kafamdan şimşek hızıyla birçok şey geçti. Bizim evliliğimiz aslında ortak bir idealin evliliği idi. Bizim neslimiz, kendimizden ziyade ülkenin selametini düşünerek yetiştirilmiş ve hayatlarımızı da bu doğrultuda kurmuştuk. Nedir ki rüyalar gerçekleşmiş, İsrail Devleti kurulmuş, taşlar yerine oturmuştu. Artık aramızda söz bitmişti, bundan böyle aynı yolun yolcusu değildik. Bir arada yaşamamız imkânsız hale gelmişti. Sonunda cevap olarak, iki kelime söyledim: Boşanmak istiyorum!”

Ruth ve Moşe, 1972’ de, Yom Kipur Savaşından önce boşandılar. Kısa bir süre sonra Moşe Dayan, 18 yıldır birlikte olduğu Rachel ile evlendi ve 1981 yılındaki ölümüne değin onunla yaşadı. Sahip olduğu her şeyi de ikinci eşi Rachel’e bıraktı. Öz çocukları Yael, Udi ve Assi’ye hiçbir şey bırakmadı. Çocuklar onu asla affetmedi. Fakat Ruth Moşe’yi affetti. Hatta gazetelerde, aileyi ve Moşe’yi rezil eden açıklamalar yapan, kokain ve alkol bağımlısı en küçük oğlu Assi’yi bile affetti. Film yapımcısı Assi 2014’te, heykeltıraş Udi ise 2017 yılında vefat ettiler.

Ruth, Maskit’i geliştirmeye devam etti. Çocuk refahı, Bedevi ve kadın hakları adına sosyal sorumluluklar üstlendi. Çocuklara yardım kuruluşu ‘Variety Israel’in yanı sıra, bir Yahudi-Arap sosyal grubu Brit Bnei Shem’i (İbnaa Sam) kurdu. İnsan hakları kuruluşu ‘Yesh Din’in konsey üyesidir ve Yahudi-Arap Kalkınma Merkezinin yönetim kurulunda yer alır.

Günlük hayatında Tel Aviv’deki evinde, dokuz torun ve on iki torun çocuğundan oluşan bir kabile tarafından ‘Savta / Büyükanne’ olarak adlandırılıyor. 103 yaşındayken bile, hâlâ yeni bir Maskit elbisesinin tasarımı ile heyecanlanabiliyor. Malzemeyi hissediyor. Dikişleri kontrol ediyor ve gelecek yılın tasarımlarını dört gözle bekliyor.

Savaştan doğan dostluk…

1967 yılındaki Altı Gün Savaşı’nın ardından, İsrail’in ünlü generalinin eşi ve Yaser Arafat’ın kayınvalidesi olan iki kadın, beklenmedik bir dostluk kurdu. Dikkat çekici ilişkilerinin öyküsü 2015’te yayınlanan ‘Olası Olmayan Dostluk’ adlı kitapta anlatıldı. 

1967 ve 1973 savaşlarını ve sonuçları birçokları tarafından bilinmekle beraber, hiç duyulmamış bir dostluğun da o dönemlerde filizlendiğini bilmeyenler, kanımca oldukça fazladır. Bu dostluğun hikâyesi, en karanlık yerlerde, hayata yapışan hassas bir çiçeğin, en olanaksız koşullarda bile nasıl gelişebileceğinin hikâyesidir.

Filistinli Raymonda Tawil ve İsrailli Ruth Dayan’ın dostluğunun öyküsü umudun az olduğu koşullarda başlamıştı. 1967’de, savaşın hemen sonrasında, Ruth Filistinlilere, kendi çabasıyla deva olabilmek için hastaneyi ziyaret ettiğinde, Raymonda ona adeta düşmanca orada ne aradığını sormuştu. Raymonda hastanede çalışıyor ve yaralılara bakıyordu. Raymonda düşmanca “Sen onun karısısın!” diye bağırınca, Ruth sakince “Ben Moşe Dayan değilim, Ruth Dayan’ım” dedi. Ruth, içgüdülerinin politik olmaktan ziyade, her zaman sadece insani olduğunu söylüyordu. Arabasını yaralı çocuklar için ilaç ve oyuncaklarla doldurduğunu, daha sonra kocasının kontrolü altındaki, işgal altındaki bölgelere sürdüğünü anlatıyor. Moşe ile bu konuda çok çatıştıklarını anlatıyor. “Ben barışın bu şekilde olabileceğini düşlüyordum. O galiba bu konuda çok gerçekçiydi ve sertti. Bir an geldi, karar verdim ve ondan boşandım” demekte. Moşe’nin çapkınlıkları zaten canından bezdirmişti. O öfke anında, 37 yıllık evliliğini bitirivermişti.

Raymonda ve Ruth

Ruth artık sık sık Nablus’a gidiyor, çanta ve işlemeli elbiseler diktirdiği Filistinli kadınlara iş imkânı sağlıyordu. Zamanla Ruth ve Raymonda arasındaki ilişki gelişmeye başladı. Ruth gibi barış aktivistlerinin, Nablus, Batı Şeria gibi şehirlerde bir tür taban diyalogu sürdürmek için yaptıkları konuşmalar, her zaman Raymonda’nın evinde gerçekleşiyordu. Ruth ve diğer barış aktivisti İsrailliler, bu evde bir araya gelip, çözüm üretmeye çalışıyordu. Bu dostluk girişimleri giderek acımasız koşullara dayanamadı. Yaşamları giderek ortadan ikiye ayrılıyordu. 

Raymonda, uluslararası haber yayınlarında tanınmış bir kişi olarak, Batı Şeria’nın gayrı resmi basın sözcüsü olmuştu. FKÖ ile temaslarından şüphelenen İsrail yetkililerinden, ev hapsi ve daha sonra hapis cezaları aldı. 

Ruth’un hümanist yaklaşımları daha da ileriye gitmiş, Kongo’dan Vietnam’a kadar birçok yerde barış elçisi olarak mitingler düzenliyor, kampanyalar başlatıyordu.

Kaçırılan barış fırsatı

1990’da, Raymonda’nın kızı Süha, FKÖ lideri Yaser Arafat ile evlendi. Bu adam Filistin halkının kahramanıydı. Ruth ise İsrail’in en ünlü savaşçısının eski karısıydı. Kız kardeşi Reuma ise askeri komutan olarak yükselen, İsrail’in 7. devlet başkanı olan eski bir savaş pilotu ve General Ezer Weizman ile evliydi. Yani Ruth, her an, İsrail’in önemli kişileriyle birlikte anılıyordu. Raymonda ise FKÖ üst komutanlığında ve Arafat’ın çevresinde ayrıcalıklı bir erişime sahipti. Bu ilişkiler sonucunda, olağanüstü bir barış tesis edilebilirdi, nedir ki sonuçta hiçbir şey olamadı. Karşılıklı mesajlar iletildi, bazı toplantılar düzenlendi, ancak çevredeki koşulların ezici ağırlığı, hassas temas ağının, herhangi bir fark yaratmasına izin vermek için çok büyüktü.

Elbette Ortadoğu gerçeğini bilen herkes, bunun mutlu sonla biten bir hikâye olmayacağının bilincindeydi.

Dayan, Weizman ve Arafat uzun zaman önce öldüler. Kalıcı bir anlaşma bugün, İsrail tanklarının Nablus’a girdiği günkü kadar uzak görünüyor.

Yine de Ruth ile Raymonda’nın ilişkileri devam ediyor. İkili, kendileri hakkındaki kitapla ilgili yapılan röportaj için, Malta’da bir araya gelerek yan yana oturup, el ele sohbet ettiler. Raymonda, Ruth Dayan’ı Rahibe Teresa’ya benzetirken, Ruth da, Raymonda’nın güzelliğinden övgüyle söz ediyordu. İkisi sevgiyle sarılıp öpüştüler, uzun uzun sohbet ettiler. Eski dostlar olarak nazikçe, sevgi sözcükleriyle iyi niyet dileklerinde bulundular.

Ama tüm bu sevecen ve sıcak duygular içindeyken bile geçmişe üzüntüyle bakıyorlardı…

Bu iki olağanüstü kadını bir araya getiren yollar, daha farklı olamazdı.

Ruth, Kutsal Topraklar hâlâ Osmanlı hâkimiyeti altındayken doğmuş, Moşe ile evlenebilmek için orta sınıf rahat hayatından vazgeçerek bir çiftçinin zor ve basit yaşamını tercih etmişti.

Raymonda, II. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında, bir kıyı şehri olan Akko’da, İngiliz Mandası altında doğmuştu. Filistinli zengin ailesi, Akko İsrail Devleti’ne idaresine geçince, evini kaybetmiş ve asla bir daha oraya dönmemişti. Yine de yolları, 1967’de Nablus’ta kesişti ve o zamandan beri birbirine bağlı kaldılar.

Hikâyeleri, ne acıdır ki, bir zamanlar umdukları gibi, iki halk arasında bir yakınlığa ilham vermedi. Ama yine de tüm bu yıllar sonrasında, insanlığın en karanlık zamanlarda bile, birbirine ulaşma imkânının bir kanıtı olarak duruyor; bazen kırılgan bir çiçek gibi görülebilecek dostluğun, Kutsal Toprakların kasvetli ve kayalık manzaralarında bile, hâlâ gelişebileceğini gösteriyor.

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

İLGİLİ HABERLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR