28 Eylül 2020 Pazartesi 08:23

Türk Yahudi toplumundan bir yıldız daha kaydı

Öğretmenlik ve Leyla onun en büyük aşklarıydı. Matuk ‘Hoca’ en güzel anılarla uğurlandı.

Toplum 6441 görüntüleme
2 Eylül 2020 Çarşamba

Liza Cemel

 

6 Ağustos 2020... Onu bedenen uğurladığımız ama dürüst duruşunu, sevecenliğini, çalışkanlığını ebediyete taşıdığımız gün.

Hayatın en büyük gerçeklerinden, en normal döngüsel aşamalarından biri olmasına karşın ölüm, genellikle hazmedemediğimiz; başımıza veya sevdiklerimizin başına geleceğini bildiğimiz ama konduramadığımız bir olgu. “Hayat pamuk ipliğine bağlı” diye de boşuna demiyor güzel Türkçemiz. Bir gün varız, bir yokuz…

Matuk Cemal, hem cemaatimiz hem de geniş toplum için büyük bir değerdi. Onu kaybetmek, nicesi için çok büyük ve ani bir kayıp oldu. 

Günümüzün delice koşturması bizi oradan oraya savururken hangimiz gerçekten bazı şeylerin farkında? Artık birbirimizi kırmak, bağırıp çağırmak o kadar kolay oldu ki… Yarını pek de düşünmeden, her gün bizimmişçesine yaşar olduk. Pervasız hareketlerimiz normalliğimiz, düşüncesizliğimiz her günümüz oldu.

Matuk Hoca bu tanımlara pek de uymayan, kalıplara sığmayan ve dönemin çok saygı ve sevgi gören nevi şahsına münhasır bir öğretmeniydi. Düşündüğünden çok daha fazla kişiye dokundu. Sırf okuma yazma bilmediğini fark edip, Mersin’deki fırıncıya yaz dönemi ücretsiz ders teklif eden ve bunu canı gönülden yapan bir öğretmeni kim unutabilirdi ki zaten? Pek tabii ki çok insana dokundu. Ve arkasında yalnızca güzel anılar bıraktı.

Öğretmenlik serüveninin bir başka güzel kısmı da Matuk Hoca’yı öğretmenliğe eşi Leyla’nın yönlendirmesiydi. Ulvi öğretmenlik mesleğine resmi olarak tam 43 yılını verdi. Ama öğretme aşkıyla yanıp tutuşan ve onu fazlasıyla benimseyen Matuk Hoca, emeklilik döneminde bile gençleri yakaladığı an bırakmazdı. 

4 yıl, 3 ay, 17 gün…

Başlığı okurkenki anlamsız bakışlarınızı görür gibiyim. Birçoğumuz için hiçbir anlamı olmayan bu belirli zaman aralığı, Matuk Cemal için hayatının son nefesine kadar unutmadığı bir ayrıntıydı. 

Tüm o süre boyunca nişanlı kalan ve evlenmek için tam tamına 4 yıl, 3 ay, 17 gün bekleyen Matuk-Leyla Cemal çiftinin düğünü büyük bir coşkuyla Antakya Askeri Gazinosunda kutlanmıştı. Hatta o dönem Antakya’da askerlik yapan Cem Karaca bile sahne almıştı!

ÇAN, EZAN, HAZAN: Barış, dostluk, kardeşlik

Üç din - altı mezhebi aynı çatı altında buluşturan, birbirlerinin kültürlerini, ilahilerini benimseyerek ahenk oluşturmalarına olanak sağlayan Antakya Medeniyetler Korosunu da es geçmemek lazım. “Niye gidiyorsunuz? Siz burada bir renksiniz…” yorumları da Antakya’daki Yahudi toplumunu duygulandırmak için fazlasıyla yeterli.

Matuk-Leyla Cemal çiftinin yanı sıra, çok değerli büyüğümüz, pamuk dedemiz; din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin herkese gösterdiği inanılmaz sevgi ve saygı ile bize hayatı boyunca ışık tutmuş Jak Cemal da koronun bir incisi, parıldayan bir yıldızıydı.

İnanması güç ama Jak Dedemiz aramızdan ayrılalı bir buçuk yıl oldu. Yokluğunda öğrendiğimiz önemli şeylerden biri de varlığını ne kadar özlediğimiz ve bize bıraktığın tüm değer ve öğretilerin hiçbir zaman bizi terk etmeyeceğidir. Düşünceler ölmez. Yolunda attığımız her adım, sözlerini tekrarladığımız her an seni daha da benimsiyor, dünyaya saçtığın sevginin bir parçası oluyoruz.

Yahudi toplumunda ölüm oranlarının doğum oranlarını geçmesi bir yana, pandemi döneminin doğurduğu olağanüstü koşullar da bizi psikolojik olarak yordu ama birçok konuya da farkındalığımızı arttırdı. Biz büyüyoruz, sevdiğimiz büyükler yaşlanıyor… Üzerimizdeki emeklerinin altında eziliyor, minnet duygumuzu nasıl gösterebileceğimizi bazen bilemiyoruz.

Ama bildiğim bir şey var ki… O da hayatta deneyimlediğimiz iyi - kötü olaylardan çıkarabileceğimiz dersler olduğudur. Bizi en çok zorlayan, yoran, bazen de en çok üzen zamanların aslında bilinç duygumuzu yüksek ölçüde güçlendirdiği ve hayatımızı olumluya doğru yönlendirdiğidir.

Bu yazıyı yazarken göz atma şansı bulduğum ve birbirinden güzel hikâyelerle donatılmış ‘Altın Değerinde Hikâyeler’ adlı kitabı yayınlamak bana sorarsanız adı gibi altın değerinde bir düşünce olmuş. Antakya’dan Adana’ya, İstanbul’dan Ankara’ya, Tekirdağ’dan İzmir’e ve de Van’a kadar uzanan kendine has hayat öyküleri ile Sima Tovi tarafından büyük bir incelikle kaleme alınmış.

Yazımı bitirirken kitabın başında yer alan ve Golden Age gönüllü önderlerinden Lida Sarfati’nin sözünü alıntılamak istiyorum: “Sevdiklerinize uçmaları için kanatlar, geri dönebilmeleri için kökler verin ve de yanınızda kalmaları için nedenler…”

Paylaşmaya değer öyküler yaşamamız dileğiyle…

 

 

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

İLGİLİ HABERLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR