29 Ocak 2022 Cumartesi 16:20
DELFIN DEKORASYON
DELFIN DEKORASYON

Web´den Seçmeler

Oysa 6-7 Eylül 1955’te mızrak çuvala sığmamıştı. Bunun üç nedeni vardı. Birincisi, olayların olduğu tarihte İstanbul’da üç uluslararası kongre/konferans vardı. IMF, İnterpol, Uluslararası Bizans Konferansı ve tıp dünyasından bir eğitim konferansı için yüzlerce katılımcı İstanbul’da bulunuyordu. Olaylara tanıklık ettiler. Anıları ve fotoğraflarıyla ülkelerine geri döndüler. RIDVAN AKAR - BİANET

İzak BARON Diğer 5117 görüntüleme
9 Eylül 2020 Çarşamba
  • “İSRAİL İLE İLİŞKİLERİN DİPLOMATİK VE TİCARİ DÜZEYDE DEVAM ETMESİ ASLINDA TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİ AÇISINDAN ÇOK BİR ŞEY İFADE ETMİYOR”

“Elbette Türkiye’nin pragmatik kararlar alması ihtimal dışı değil ama Türkiye’de ‘acaba açılım süreci tekrar başlar mı’ sorusu gibi aslında. Bunun için bazı koşullar gerekiyor ve bu koşulların yaratılması zaman alan bir durum. Türkiye sadece iç siyasetini İsrail ve Körfez karşıtlığı üzerine kurgulamadı. Aynı zamanda dış siyasetini, dış aktörlerle olan ilişkilerini de anti-İsrail, anti-Körfez üzerine kurgulamış bulundu. Bundan bir anda dönüş yapması çok mümkün değil. Şöyle bir durum ki; geçen sene İstanbul seçimlerinde Mısır’daki İslam Muslimi’nin sloganları üzerinden bir siyaset yapıldı, büyük bir kampanya yapıldı. Bu artık kolay kolay bu söylemden, politik kültürden dönüşün kolay olmadığı gösteren şeyler. Bu yüzden İsrail ile ilişkilerin diplomatik ve ticari düzeyde devam etmesi aslında Türkiye-İsrail ilişkileri açısından çok bir şey ifade etmiyor. Yani Körfez ülkelerinin İsrail ile ilişki kurmaları, normalleşmeye gitmeleri çok büyük gelişmeler. Ama Türkiye’nin İsrail’de bir büyükelçiliğinin olmasının ve ticaretin devam etmesinin bu ilişkiler açısından çok bir belirleyiciliği yok. Çünkü zaten 1949’dan beri devam eden ilişkiler bunlar. O yüzden Türkiye’nin İsrail’le yaşadığı diplomatik krizlerin kıstasları farklı. Türkiye’nin İsrail’le yaşadığı ‘düşmanlıkların’ kıstasları farklı. Körfez’in farklı. Körfez’in İsrail’de büyükelçilik açması çok büyük bir şey. Bu Türkiye için büyük bir şey değil. Çünkü Türkiye İsrail ilişkilerinin temellendiği koşullar farklı koşullar. Her 1-2 yılda böyle şeyler çıkar. Çünkü Türkiye ve İsrail hala birbirlerine benzeyen ülkeler. Kapitalist toleransları yüksek, Batı’yla entegrasyonları devam eden ülkeler. Bu yüzden bu tür beklentiler 2 yılda bir dillendirilmeye başlanıyor ve bazı gelişmeler buna temelmiş gibi gösteriliyor. Ama bir neticesi olmuyor. Çünkü Türkiye’nin hem iç hem dış siyasette konumladığı yer İsrail karşıtı bir yer. En azından retorik olarak bu devam etmek zorunda.”
https://www.youtube.com/watch?v=BbmP_52OVBc

CENG SAGNİC (Ceyda Karan Röportajı)
https://tr.sputniknews.com/ceyda_karan_eksen/202009021042776503-israilin-baeyle-normallesmesi-bolgede-koklu-donusume-isaret/

 

  • İSRAİL-ARAP İTTİFAKININ LOKOMOTİF DÜRTÜSÜ İSE KUŞKUSUZ İRAN’IN ORTAK BİR TEHDİT OLARAK GÖRÜLMESİNE DAYANIYOR

İsrail-Arap ittifakına zemin hazırlayan başat unsur, öncelikle Filistin davasının görünmezleşmesidir. Filistinli örgütlerin etkinliği azaldıkça ve dolayısıyla Filistin davası görünmezleştikçe, kamuoyu denetimine tabi olmayan Arap rejimlerinin elleri daha da rahatlamış ve İsrail’le aleni ilişkilere girmekte beis görmemeye başlamışlardır. Hatta “Yüzyılın Anlaşması” adı altında geliştirilen Amerikan perspektifli bir plan çerçevesinde Filistin davasını araçsallaştırarak monarşik yapılarına meşruiyet devşirmeye çalışmışlardır. Bu bağlamda, Filistin davasının silikleşmesi, Arap rejimlerinin hem Filistinli örgütlere dayatmada bulunmalarını kolaylaştırmış hem de İsrail’e yönelik geliştirdikleri ilişki biçimine güçlü bir reddiyeyle karşılaşmamalarını sağlamıştır.

Filistin davasının görünmezleşmesinin ise birkaç sebebi bulunuyor. Bunlardan biri, Yaser Arafat’ın temsil ettiği karizmatik liderliğin yerinin doldurulamamasıdır. 2004 yılında hayatını kaybeden Arafat Filistin milliyetçiliğinin de sembolik bir ismiydi. Her ne kadar yoğun tepkilere sebep olan politik hamleleri bulunsa da arz ettiği profil, güçlü ve dirençli bir imaj çizmiştir. Ayrıca uluslararası kamuoyunun da sempatisine mazhar olabilmiştir. Arafat’ın vefatından sonra yerine gelen Mahmud Abbas ise söz konusu karizmatik profilden epey uzaktır. Bu açıdan bakıldığında, Filistin liderliği hâlihazırda ses getirecek herhangi bir hamle yapabilmekten mahrumdur.

Bir diğer sebep, Arafat’ın vefatından kısa bir süre sonra yapılan seçimlerde Filistin yönetiminin fiilen ikiye bölünmesidir. 2006 yılında yapılan seçimlerde HAMAS’ın El Fetih karşısında kazandığı çoğunluk, uluslararası kamuoyundan yoğun tepkiler almakla birlikte, Filistin yönetiminde de çatlağa sebep olmuştur. Kısa bir süre sonra HAMAS’ın Gazze’de hâkimiyet tesis etmesiyle birlikte Filistin, El Fetih’in denetimindeki Batı Şeria ve HAMAS’ın denetimindeki Gazze olmak üzere fiilen ikiye bölünmüştür. Bu durum da kuşkusuz Filistin davasının uluslararası kamuoyunda savunulmasının önündeki temel engellerden biri olmuştur.

Son ve daha güncel bir sebep olarak DEAŞ’ın bölgesel etkinliği ve uluslararası kamuoyunun dikkatlerini üzerine toplaması neticesinde, Filistin davası görünürlüğünü kaybettiği kadar meşruiyet zemininden de mahrum kalmıştır. İnsanlık dışı terör eylemleriyle DEAŞ, tıpkı 11 Eylül 2001 saldırıları akabinde El Kaide üzerinden gelişen sürecin bir benzerinin tekerrür etmesine sebep olmuş ve bir nevi referans haznesi görevi görmüştür. Daha açık bir ifadeyle, Filistin özelinde, direnişin marjinalize edilmesine sebep olmuş ve özellikle de Sina yarımadasında yer tutmuş DEAŞ unsurlarının HAMAS gibi yapıların yaftalanmasına hizmet ettiği anlaşılmıştır.

...

İsrail-Arap ittifakının lokomotif dürtüsü ise kuşkusuz İran’ın ortak bir tehdit olarak görülmesine dayanıyor. Sistemik dönüşümle de alakalı bir sonuç olarak İran tehdidinin yükselişi ve bu tehdit karşısında Amerikan gücünün görece gerileyişi, bölge ülkelerini algıladıkları ortak tehditlere yönelik ortak bir tavır almaya yönlendirdi. Kaldı ki bu süreç, hemen bütün ittifak süreçleri için bir temel işlevi görür. Ortak tehdit ortak cevapları mümkün kılar. İsrail ve Arap rejimlerinin, bu minvalde, Arap Baharı sürecinde ortaya çıkan yeni konjonktürün ilk elden sonuçlarından biri olan İran yayılmacılığını dengeleyebilmek adına, aynı safta yer tuttukları gözlemlendi.

İsrail-BAE anlaşmasıyla birlikte İsrail-Arap ilişkilerinde farklı bir safhaya geçildiği söylenebilir. Bu anlaşma, özellikle de domino etkisi üretmesine yönelik yüksek beklentiler sebebiyle, farklı bir safhayı temsil ediyor. Her ne kadar henüz bu süreç yeterince olgunlaşmadıysa da, Körfez monarşilerinin kısa bir süre içinde BAE’nin yolunu takip etmeleri bekleniyor.

...

Yukarıda anılan süreci destekleyen bir unsur olarak İsrail, bölgesel angajmanını genişletmekle birlikte, bu süreci diplomatik bir safhada konsolide etmeye de önem veriyor. Arap Baharı ile birlikte İran tehdidinin semirmesi, özellikle Körfez rejimlerini İsrail’e doğru iteliyor ve bu durum da İsrail’in bölgesel bir “normale” dönüşmesini hızlandırıyor; ayrıca Amerikan yönetiminin inisiyatifi sayesinde, Filistin’in işgal altındaki topraklarını bir nevi “Demokles’in kılıcı” gibi kullanıyor. Nihayetinde İsrail, İran’ın nükleer faaliyetlerinin sınırlandırılmasına yönelik Obama yönetimince kotarılan anlaşmanın ardından, bölge ülkeleriyle bir dizi tasarının akıl yürütücüsü ve belki fikrî sponsoru olarak konumlanıyor. Bunlardan en belirgini ve fakat bugünlerde pek anılmayan biri olan “Orta Doğu Stratejik İttifakı” aslında İsrail’in tercih edeceği bir oluşum değil. NATO türevi bir yapılanma, Orta Doğu’nun hâlihazırdaki şiddete mütemayil atmosferinde, getiriden ziyade ağır bedellere sebep olabilir. Bir diğerini savunmakla mükellef olmak, kuşkusuz Orta Doğu’da devamlı savaş halinde olmayı da beraberinde getirebilir. Bu bağlamda İsrail-BAE anlaşmasını ve devamında gelebilecek yeni ortakları, diplomatik bir angajman unsuru olarak kurgulamak, İsrail ulusal güvenliğinin lehine algılanıyor. Kaldı ki İsrail’in bölgesel düzeydeki askeri üstünlüğü, söz konusu diplomatik angajmandan daha kıymetli görünüyor. İsrail-BAE anlaşması akabinde İsrail yönetiminin BAE’ye silah satışlarına şerh koyması, söz konusu askeri üstünlüğün devam etmesi gerektiğini ve ilişkilerin salt diplomatik yalıtılmışlığı ortadan kaldırmak üzere kurgulandığını gösteriyor. Fakat buna mukabil, BAE’nin nükleer bir tesis kurmasına “müsaade edilmesi” de Arap rejimleriyle potansiyel ilişkinin üst eşiğini arz etmesi açısından kayda değer bir içerik sunuyor.

CEYHUN ÇİÇEKÇİ
https://www.aa.com.tr/tr/analiz/sistemik-donusum-ve-orta-dogu-israil-arap-ittifakini-baglamsallastirmak/1961666

 

  • GEÇTİĞİMİZ PAZARTESİ İMZALANAN ANLAŞMANIN ARDINDAN YAPILAN AÇIKLAMALAR TARAFLARIN BEKLENTİLERİNİN BU KEZ DE UZUN SÜRELİ BİR BARIŞ ORTAMI YARATMAK DOĞRULTUSUNDA OLMADIĞINI GÖSTERİYOR

Anlaşmanın bugünü: Katar arabuluculuğunda imzalanan anlaşmanın üzerinde uzlaşıya varılması, Katar Filistin’den Sorumlu Ulusal Komite elçisi Muhammed el Amadi’nin Gazze ve İsrail arasında günlerce mekik dokumasının ardından gerçekleşti. Amadi’nin görüşmeleri sonunda tarafların karşılıklı saldırıları durdurmayı kabul etmesinin yanı sıra Filistin'deki balıkçıların kara sularının 15 deniz mili açığına kadar av faaliyetlerini sürdürmeleri ve bölgeye yakıt tedarikinin sağlanması konularında uzlaşıya varıldı.

Anlaşmanın bir diğer önemli maddesi ise Katar’dan Hamas hükümetine 27 milyon dolarlık nakit desteği yapılmasını öngörüyor. Yetkililer tarafından, oluşturulan kaynağın ekonomik kalkınma amacıyla kullanılacağı söylenmesine rağmen anlaşmanın bu yönde bir koşul barındırmaması dikkat çekiyor.

Anlaşmanın yarını: 2006’dan bu yana aralıklı olarak devam eden çatışma süreci ilki aynı yıl olmak üzere birçok ateşkes anlaşmasına tanıklık etti. Hiçbiri uzun soluklu olmayan söz konusu anlaşmalar, taraflar arasında yükselen siyasi gerilimle çatışma ortamına geri dönülmesine engel olamadı. Geçtiğimiz pazartesi imzalanan anlaşmanın ardından yapılan açıklamalar tarafların beklentilerinin bu kez de uzun süreli bir barış ortamı yaratmak doğrultusunda olmadığını gösteriyor. Sırayla Hamas ve İsrail cephesinden gelen basın açıklamalarının ikisi de karşı tarafı anlaşmaya uyulmaması hâlinde askerî saldırıyla tehdit eder nitelikte. İsrail’de Başbakan Netanyahu’nun sürekli seçim atmosferi içerisinde olması durumu daha da zorlaştırıyor.

MEHMET CAN ÇETİN
https://apos.to/s/5f5032e1778c7e0008459dbf

 

  • ANLAŞMANIN NE BÜYÜK KAYBEDENİNİN İSE FİLİSTİN OLDUĞU ORTADA. ZİRA ANLAŞMA SONRASINDA BİRKAÇI HARİÇ HİÇBİR ARAP DEVLETİNİN SES ÇIKARMAMASI, FİLİSTİN DEVLET BAŞKANI MAHMUD ABBAS’IN FİLİSTİN DAVASI’NIN ARAPLARA MÜNHASIR BİR MESELE OLDUĞU TEZİNİ ÇÜRÜTÜYOR

BAE’nin de facto lideri Muhammed bin Zayid el-Nahyan’ın ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun anlaşmanın en büyük kazanç sağladığı isimler olduğu ortada. Anlaşmanın üçüncü büyük ismi Donald Trump, bir Arap ülkesiyle İsrail arasında barışa aracılık eden üçüncü Amerikan başkanı olarak ismini tarihe yazdırmış oldu.

Anlaşmanın kaybedenlerinden birisi yukarıda da değinildiği şekliyle Suudi Arabistan. Mısır bile anlaşmayı tebrik ederken Suudi Arabistan’ın, ABD nezdindeki prestij kaybını teyit edercesine sessiz kalması dikkatlerden kaçmadı. İran’ın kaybedenler tarafına yazılması doğrudan anlamlı olmayabilir. İran açısından iki ülkenin anlaşmaya varması elbette bir kazanım değil. Diğer yandan BAE ve İsrail gibi Ortadoğu halkları nezdinde hiç de muteber olmayan iki aktörün İran düşmanlığı üzerinden anlaşmaya varması İran’ın  bölgesel müdahalelerine söylemsel bir destek sağlayabilir.

Anlaşmaya İran ve Libya gibi birkaç ülkenin yanında Türkiye de tepki gösterdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’nin Abu Dabi Büyükelçisinin çekilebileceğini belirtti. Türkiye’nin tepkisinin sebebi BAE’nin Suriye, Libya, Akdeniz ve diğer bölgelerde defalarca Türkiye’nin karşısına çıkan BAE’nin İsrail’le birlikte bölgesel bir ittifaka zemin hazırlaması ve bu ikilinin Türkiye’nin Akdeniz’deki kazanımlarını baltalama potansiyeli. Yakın zamanda BAE Dışişleri Bakanı el-Nahyan’ın İran Dışişleri Bakanı Zarif’le “samimi ve dostça” bir video görüşmesi yapmasının ardından Türkiye’nin dışarıda kalan yegane aktör olarak bir tehdit algısı geliştirdiğinden de söz edilebilir. Diğer yandan dışarıda kalma durumu belli ölçülerde, Türkiye’nin ikili ilişkiler ve uluslararası mecralarda etkin diplomasiye ağırlık vermemesiyle açıklanabilir.

Anlaşmanın ne büyük kaybedeninin ise Filistin olduğu ortada. Zira anlaşma sonrasında birkaçı hariç hiçbir Arap devletinin ses çıkarmaması, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Filistin Davası’nın Araplara münhasır bir mesele olduğu tezini çürütüyor. Oysa Filistin davası ne Emir Faysal 1919’da Hayim Weizmann’la anlaşmaya varırken ne de 2020’de Filistin Davası hiçbir zaman bir Arap meselesi olmamıştı. Emir Faysal 1919’da Hayim Weizmann’la anlaşırken de böyleydi.

 

Diğer yandan mevcut durumda İsrail’in de BAE’nin de anlaşmadan büyük kazançlar sağladığını söylemek için henüz erken. Nitekim BAE anlaşmanın hemen ardından F-35 satın alma talebini masaya getirdi ve bu da gerek İsrail gerek de ABD kanadında soğuk bir hava esmesine neden oldu. Hatta son görüşmelerden birisi, ABD’nin bu satışa karşı çıkmasıyla BAE tarafından iptal edildi. Dolayısıyla anlaşmanın güçlü bir işbirliği getireceğini varsaymak doğru olmaz.

ÖZGÜR DİKMEN
https://www.perspektif.online/israil-ve-bae-arasindaki-normallesme-neden-simdi/

 

  • ATİNA VE TEL AVİV'DEN BAŞLAYARAK BU İKİ ÜLKEDE GÖRDÜĞÜM DOSTLUK, YAKINLIK VE "BİZDENLİK" BAŞKA ÇOK AZ ÜLKEDE VARDI..

Şimdi bakın.. İki şeyi birbirinden ayırmak lazım.. Halkları ve siyasi yöneticileri..

Gittim. Gördüm.. Yaşadım.. Biliyorum..

Dünyada bir sıralama yapsam, "Bize en dost ülke halkları" diye, 1 numarada Yunanlılar olur.. 2 numarada İsrailliler..

Atina ve Tel Aviv'den başlayarak bu iki ülkede gördüğüm dostluk, yakınlık ve "Bizdenlik" başka çok az ülkede vardı..

"Bizdenlik" dikkat buyurun..

Yediklerimiz ayni.. İçtiklerimiz ayni.. Mezelerimiz dahil.

Müziğimiz, danslarımız ayni..

Ayrı olan ne?. Siyasetlerimiz..

Keşke siyasetçilerimiz de, söylemek zorunda oldukları şeyleri sıralarken, halkları ayrı tuttuklarını ifade etseler..

HINCAL ULUÇ
https://www.sabah.com.tr/yazarlar/uluc/2020/09/02/meise-20-asker-hos-gelmis

 

  • YILDÖNÜMLERİNDE YUVARLANMAYAN RAKAMLAR ÖNEMLİDİR. BU YIL 6-7 EYLÜL VANDALİZMİ AÇISINDAN DA ÖYLE BİR YIL. 65. DEFA 6-7 EYLÜL YENİDEN ANIMSANACAK VE BİR KEZ DAHA “HEM DE İSTANBUL’DA” NİDALARIYLA KARŞILANACAK.

Yine bir Eylül ayı ve yine toplumsal hafızanın unut(tur)ulan bir anmasının yıldönümü… Yıldönümlerinde yuvarlanmayan rakamlar önemlidir. Bu yıl 6-7 Eylül vandalizmi açısından da öyle bir yıl. 65. defa 6-7 Eylül yeniden anımsanacak ve bir kez daha “hem de İstanbul’da” nidalarıyla karşılanacak. “Hem de İstanbul’da” önemli. Zira bu olaylardan 21 yıl önce benzeri ve daha mikro düzeydeki provası, 1934 Trakya’sında Yahudilere karşı uygulanmış ve unutulmuş gitmişti. Ancak bir avuç tarihçi ve yazarın çabasıyla o tarih arkeolojisi, kayıt altına alınmıştı.

Oysa 6-7 Eylül 1955’te mızrak çuvala sığmamıştı. Bunun üç nedeni vardı. Birincisi, olayların olduğu tarihte İstanbul’da üç uluslararası kongre/konferans vardı. IMF, İnterpol, Uluslararası Bizans Konferansı ve tıp dünyasından bir eğitim konferansı için yüzlerce katılımcı İstanbul’da bulunuyordu. Olaylara tanıklık ettiler. Anıları ve fotoğraflarıyla ülkelerine geri döndüler. Havaalanında yapılan sıkı aramalarda fotoğraf, film vb. materyale el konularak İstanbul’un yağmalanmasının duyulması engellenmeye çalışıldı. Gerçekten de bu konuda başarılı olunduğunu kabul etmek gerekir. Her ne kadar Paris Match Dergisi’nde kaçırılan fotoğraflarla dünya bu olaydan haberdar olduysa da İstanbul’un yabancı ziyaretçilerinin ellerindeki görsel pek çok fotoğraf ve filmin engellendiği biliniyor. Örneğin, aradan geçen 65 yıla rağmen hala 6-7 Eylül vandalizmini gösteren tek kare film bulunmaması bile manidar değil mi?

RIDVAN AKAR
http://bianet.org/bianet/toplum/230331-6-7-eylul-un-sorulari

 

  • İŞTE O İKİ GÜNÜN, HER YILDÖNÜMÜ...“IRKÇILIKLA MÜCADELE GÜNLERİ” OLARAK İLAN EDİLEBİLİR

“6–7 Eylül olayları” var ya...

Hani İstanbul’da azınlıkların canlarına, evlerine, dükkânlarına kastedilen o korkunç iki gün...

İşte o iki günün, her yıldönümü...

“IRKÇILIKLA MÜCADELE GÜNLERİ” olarak ilan edilebilir.

Seminerlerle, konferanslarla, etkinliklerle geçecek iki gün.

Bu iki gün şunları öğretse yeter:

- Galeyana kapılarak, dolduruşa gelerek komşuna saldırma.

- Çoğunluk olarak azınlığın haklarına gösterdiğin saygı kadar insan olabilirsin.

- Farklı dine ya da ırka mensup olmak, ancak zenginlik olabilir.

AHMET HAKAN
https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/bu-adami-bulun-murit-mi-kiskirtici-mi-41604613

 

Netten okumalar

 

  • 5 YILDIR ORADA YAŞAYAN BİRİNDEN: İSRAİL GÜNDELİK HAYATINA DAİR İÇERİDEN GÖZLEMLER

https://seyler.eksisozluk.com/5-yildir-orada-yasayan-birinden-israil-gundelik-hayatina-dair-iceriden-gozlemler

  • YAKINDA İRAN VE İSRAİL İLE DE BARIŞ ANLAŞMASI YAPILABİLİR - RAFAEL SADİ

https://odatv4.com/yakinda-iran-ve-israil-ile-de-baris-anlasmasi-yapilabilir-05092048.html

  • BAE, İSRAİL İLE NORMALLEŞEREK ÜRDÜN'ÜN FİLİSTİN'DEKİ ROLÜNÜ MÜ ÇALIYOR? - LAİTH AL-JNAİDİ, EKREM BİÇEROĞLU, ALİ SEMERCİ

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/bae-israil-ile-normalleserek-urdunun-filistindeki-rolunu-mu-caliyor/1963872

  • ABD’NİN ORTADOĞU’DA MÜTTEFİK TAHKİMİ VE İSRAİL-BAE NORMALLEŞMESİ - ABDULMELİK Ş. BEKİR

https://gazetekarinca.com/2020/09/abdnin-ortadoguda-muttefik-tahkimi-ve-israil-bae-normallesmesi/

  • “DÖRT ANNE” SAVAŞA KARŞI – MURAT TÜRKER

http://bianet.org/biamag/yasam/230236-dort-anne-savasa-karsi

  • ‘BİR SAAT UYUSAM 30 ÇOCUK ÖLÜRDÜ’

Herkesin Sarah Kaminsky gibi bir babası olmuyor hayatta. Keşke olsa! O, Adolfo Kaminsky’nin kızı. Bu durum, kahkahaların nedenini de açıklıyor. Çünkü Bay Adolfo, bu işlerin piriydi! Çok sonraları babası üzerine yazdığı kitapta şöyle diyordu Sarah: “Onun sahte belge uzmanı olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Bize her zaman doğruluğu, dürüst olmanın erdemini anlatan adam; nasıl böyle bir işin içinde olabilirdi? Ancak büyüdüğümüzde onun gerçek amacını anlayabilmiştik. Babam kanunsuz yollarla adalet ve ahlak için çalışıyordu.”

http://yeniyasamgazetesi.info/bir-saat-uyusam-30-cocuk-olurdu/

  • BİR GİSELE GEÇTİ... – SÜLEYMAN TOSUNOĞLU

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/bir-gisele-gecti-1763778

  • YAŞANANLAR VE SONRASIYLA 6-7 EYLÜL 1955 OLAYLARI – ZEHRA ARSLAN

https://www.indyturk.com/node/238611/t%C3%BCrkiyeden-sesler/ya%C5%9Fananlar-ve-sonras%C4%B1yla-6-7-eyl%C3%BCl-1955-olaylar%C4%B1

https://www.indyturk.com/node/238611/t%C3%BCrkiyeden-sesler/ya%C5%9Fananlar-ve-sonras%C4%B1yla-6-7-eyl%C3%BCl-1955-olaylar%C4%B1-2

https://www.indyturk.com/node/239241/6-7-eyl%C3%BCl-1955-olaylar%C4%B1n%C4%B1n-ard%C4%B1ndan-sorular-iddialar-savunmalar-3

  • 6-7 EYLÜL’ÜN BUGÜNE KALAN MİRASI: CEZASIZLIK – MERAL DANYILDIZ

https://www.birgun.net/haber/6-7-eylul-un-bugune-kalan-mirasi-cezasizlik-314610

  • TARİHİ KANLI SALDIRILARLA DOLU BİR İBADETHANE: 22 KİŞİNİN HAYATINI KAYBETTİĞİ NEVE ŞALOM SİNAGOGU SALDIRISININ ÜZERİNDEN 34 YIL GEÇTİ

https://onedio.com/haber/tarihi-kanli-saldirilarla-dolu-bir-ibadethane-22-kisinin-hayatini-kaybettigi-neve-salom-sinagogu-saldirisinin-uzerinden-34-yil-gecti-919652

  • YÜZLEŞME: 6-7 EYLÜL – SİNAN ESKİCİOĞLU

https://www.ocakmedya.com/yuzlesme-6-7-eylul/

  • 6-7 EYLÜL'DE YAĞMA OLAYLARINA KATILAN SANCAK: NE KADAR RUM, ERMENİ, SÜRYANİ, MUSEVİ VARSA HEPSİNİN DÜKKÂNLARINA, EVLERİNE DALDIK

https://t24.com.tr/haber/6-7-eylul-de-yagma-olaylarina-katilan-sancak-ne-kadar-rum-ermeni-suryani-musevi-varsa-hepsinin-dukkanlarina-evlerine-daldik,901722

  • YÖNETMENLİĞİNİ HİLAL S. YILMAZ' IN YAPTIĞI İZMİR SEFARAD KÜLTÜR FESTİVALİ

https://www.youtube.com/watch?v=mf4djkSKw50

  • IRAK’TAKİ YAHUDİLERİN MİRASI, TERK EDİLEN EVLER VE GERİDE KALAN ANILAR

https://turkish.aawsat.com/home/article/2493611/irak%E2%80%99taki-yahudilerin-miras%C4%B1-terk-edilen-evler-ve-geride-kalan-an%C4%B1lar

  • ECEVİT’TEN ‘6-7 EYLÜL’ YAZISI: “FATİH, BİZİ AFFET!”

https://serbestiyet.com/featured/ecevitten-6-7-eylul-yazisi-fatih-bizi-affet-40636/

  • 6-7 EYLÜL VE TÜRKİYE İNSANINI YALANDA YAŞATMAYI GÖREV BİLMİŞ BİR DEVLET ANLAYIŞI.. – HASAN CEMAL

https://t24.com.tr/yazarlar/hasan-cemal/6-7-eylul-ve-turkiye-insanini-yalanda-yasatmayi-gorev-bilmis-bir-devlet-anlayisi,27931

 

Takılan tweetler

 

  • İbranice Dil Merkezi@ibranicemerkezi

Sami dillerin neredeyse tamamında benzer şekilde kullanılır bu isim. Süryanice, Akatça, Arapça ve İbranicede..

Talmud'daki bir yoruma göre, "sevgilim benimdir, ben de sevgilimin" ifadesinin baş harflerinden oluşmaktadır; אני לדודי ודודי לי

#Eylül

 

https://twitter.com/ibranicemerkezi/status/1301157644254748672

  • Ali Murat Hamarat@Alimhamarat

1 Eylül... Almanya'nın Polonya'yı girdiği ve İkinci Dünya Savaşı'nın başladığı o kara gün. Yine aynı gün Nazizimin biri günışığında, öteki gölgede kalmış iki figürünün ölmesi kaderin cilvesi olsa gerek. "İyi Nazi" Albert Speer ve "Cadı" Ilse Koch'u bir 1 Eylül'de hatırlatmalı...

 

Tamamı için :

https://twitter.com/Alimhamarat/status/1300700990568628224

  • Remzi Çetin@remzzicetin 1 Eyl

Doktora tezimin arşiv çalışmalarında bakın neler çıkıyor :) Yıl 2001, Fenerbahçe-Galatasaray derbisinde, Fenerbahçeli taraftarlar, Haim Revivo için stadyumda İsrail Bayrağı açıp kendisine desteklerini göstermişler...

 

https://twitter.com/remzzicetin/status/1300740840617316353

  • Ali Murat Hamarat@Alimhamarat

5 Eylül 1972’te milyarlar Olimpiyat heyecanıyla yanıp tutuşurken, Münih'ten gelen haberler dünyayı dehşete düşürdü. İsrail kafilesi Filistinli militanlar tarafından rehin alındı. Sonrası tek kelimeyle kâbustu...

Filistinli “Kara Eylül” örgütünün militanları İsrail delegasyonunun kaldığı bir binayı ele geçirip sporcu ve antrenörleri esir almıştı. Binayı işgal ederken çıkan arbedede militanlar yaralanırken, güreş antrenörü Moshe Weinberg ile halterci Yossef Romano öldürülmüştü.

 

Spor tarihinin şüphesiz en karanlık günü 5 Eylül 1972. Bir gün yaşananlar tam olarak aydınlanır mı bekleyip görmek lazım. Sadece bir şey kesin, Münih'te olanlar asla hatırlanmak istenmiyor. Olimpiyat'a sıçrayan kan, insanlık tarihinde kara bir leke olarak duruyor.

 

Tamamı için : https://twitter.com/Alimhamarat/status/1302269349026299904

  • Özgür Celâleddin@ozgurcelaleddin 2 Eyl

“Bank Ottoman”1900’lerde Kudüs’te basılmış İbranice Osmanlı Bankası çeki.

 

https://twitter.com/ozgurcelaleddin/status/1301101091975766016

  • Remzi Çetin@remzzicetin

Doğu Akdeniz için hangi ülkeyle 'birincil olarak' diplomatik temas hızlandırılmalıdır?

 

 

https://twitter.com/remzzicetin/status/1300928788264607745

  • asli aydintasbas@asliaydintasbas

6-7 Eylül’ün en üzücü yanı, derin devlet provokasyonu değil, halkın bir bölümünün bu provokasyona teşne oluşudur. Amaç, Hristiyan azınlığı Türkiye’den atmaktır. Bunun için komşu komşuya, mahalle gençleri kiliselere, esnaf işyerlerine saldırmıştır.

https://twitter.com/asliaydintasbas/status/1302509116351488000

  • önder kaya istanbul gezgini@onderkayaistan1

Tünel kitabevi, kapısında kitabevinin sahibi Aşkenaz Musevi cemaatinden İsidor Karon #Beyoglu #aşkenaz #tünel

 

https://twitter.com/onderkayaistan1/status/1302962438317510656

  • bir vakitler Edirne...@birvakitler1

Soluk karelerin Edirne´sinden yüzler...

"Edirne’de Hahambaşısı Bejarano Efendi ile kerîmeleri"...

Yıl, 1913...

 

Eski Zağra doğumlu olan Becerano 93 Harbini müteakiben yerleştiği Bükreş’te 32 yıl “İspanyol Sinagogu”nda hahamlık yaptı. Romanya’ya “Türk” Yahudilerin 16. yüzyılda Osmanlı ordusunun tedarikçileri olarak gelip yerleştiklerini Yahudi arşivlerinden tesbit etmiştir.

 

https://twitter.com/DanRomanya/status/1302222395512696832

  • Boncuk Boşgezenyan@lokumdakiboncuk

Trakyalıların ne kadarı 1935’e kadar şehirlerinde binlerce Yahudi yurttaşın yaşadığını biliyor acaba ya? Bugün yine bunu düşünüp duruyorum. Furtuna’nın anlatılmasını geçtim, Edirne kent merkezinde Yahudi Mahallesi var, sinagog restore edildi ve açık. Kaçı haberli acaba?

https://twitter.com/lokumdakiboncuk/status/1302583920677003271

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Şalom TV Şalom Spotify'da GZ

TÜNELİN UCU - İzel Rozental

TÜNELİN UCU - İzel Rozental