28 Eylül 2020 Pazartesi 00:20

Web´den Seçmeler

Günümüzde iki ülke arasında enerji, savunma sanayii, bilim ve teknoloji, turizm alanlarında işbirliği, Doğu Akdeniz’de yetki alanlarının belirlenmesi konularında anlaşma ve bütün bunlarla birlikte siyasî ilişkilerin düzelmesi ve gelişmesi olanakları vardır. Bu olanakları akılcı bir yaklaşımla iyi değerlendirmek gerekir. Prof. Dr. Hikmet Sami Türk – www.gozlemgazetesi.com

Diğer 3661 görüntüleme
16 Eylül 2020 Çarşamba
  • “TÜRKİYE’NİN İSRAİL İLE BÜTÜN BAĞLARINI KOPARIP KOPARMAYACAĞI TARTIŞMAYA AÇIK OLMAKLA BİRLİKTE PEK DE MUHTEMEL GÖZÜKMEMEKTEDİR”

İsrail’e karşı çıkmak ve Filistinlileri desteklemek BAE monarşilerinin dış siyasetlerinin temel taşlarından birini teşkil ediyordu. Bu anlaşma söz konusu ilişkileri nasıl etkileyecektir?

Gerçekten ilginç bir soru. Diğer birçok Arap rejiminin yaptığı gibi, BAE hükümeti de kitleler nezdindeki meşruiyetini kısmen İsrail karşıtı bir güç oluşturmasına ve İsrail’in Ortadoğu’daki konumunu sağlamlaştırmasına karşı çıkarak sağlıyordu. Şimdi bu meşrulaştırma süreci tamamen tersine dönmüş durumdadır. Kendi kamuoylarını bu değişikliği benimsemek konusunda nasıl ikna edecekleri cevabı kestirilemeyen bir sorudur.

Tahminimce, bu karar sonrası tüm bölgede rejim karşıtı hareketlerin eline yeni bir koz verilmiş olacaktır. Bölgedeki en iyi örgütlenmiş muhalefeti temsil eden Müslüman Kardeşlerin cazibesi artacaktır. Artık İhvan’ın eline mevcut rejimleri “İslam karşıtı ve Batı emperyalizmine hizmet eden kukla yapılar” diye nitelendirmek için bir neden daha ortaya çıkmıştır.

Türkiye bölgede Müslüman Kardeşlere en fazla yakınlık gösteren ülke olarak temayüz etmektedir. Son gelişmeler Türkiye’yi bölgede daha da fazla yalnızlığa mı itiyor?

Olaylar Türkiye’nin yalnızlığını daha da yerleşik kılıyor. Bölgede Müslüman Kardeşlere destek veren diğer tek ülke Katar’dır - ki onun da son zamanlarda bu tutumunda bir değişiklik olabileceğinin işaretleri var. Böylece, Türkiye İsrail karşıtlığında ve geleneksel yönetimlere sahip ülkelere meydan okumakta giderek yalnızlaşmaktadır. Ayrıca, bu anlaşma daha ortaya çıkmadan önce de Türkiye çok etkili bir konumda bulunmuyordu. Şunu da hatırlayalım: her ne kadar Türkiye’nin şu anda İsrail’de bir büyükelçisi yoksa da, diplomatik bağlantıları var ve İsrail’i tanımaya devam ediyor. Türkiye’nin İsrail ile bütün bağlarını koparıp koparmayacağı tartışmaya açık olmakla birlikte pek de muhtemel gözükmemektedir.

İLTER TURAN

https://www.dunya.com/kose-yazisi/israil-bae-ve-ortadoguda-yer-degistiren-kum-tepeleri/481454

 

  • HERKES FİLİSTİNLİLER İÇİN HAKLI OLARAK ÜZÜLÜYOR AMA RESMİN ÖTEKİ YANINI, ARAP ÜLKELERİNDE BİNLERCE YILLIK TARİHİ OLAN YEREL YAHUDİ NÜFUSUNUN GÖÇE ZORLANMASINI GÖRMÜYOR. Kİ BU SAYI FİLİSTİNLİ GÖÇÜ İLE AŞAĞI YUKARI AYNI DÜZEYDE

İsrail’in varlığına karşı düşmanlığın temelinde ideoloji var: Milliyetçilik ve şu anda onun yerini doldurmuş olan dincilik…

Bence her ikisinin de en büyük kurbanı olan Filistinliler oldu.

Oysa BM’nin 1947 planı hayata geçseydi bugün durum çok daha farklı olabilirdi. Bu plana göre bağımsızlığını kazanan Filistin, Arap ve Yahudi devletinin birleşiminden oluşacak, başkent Kudüs ise üç dinin ortak kutsal mekânı olarak, Vatikan’a benzer özerk bir yapılanmaya sahip olacaktı.

2. Dünya Savaşında yükselen Arap milliyetçiliği açısından bu, kabul edilmez bir şeydi. Arap devletleri dört cepheden “Yahudiyi denize dökmek” üzere saldırıya geçti.

Görece olarak, bugüne oranla savaş sonrası durum Filistinliler için daha iyiydi. Gazze şeridi Mısır, Batı Şeria ve Kudüs, Ürdün’ün kontrolünde idi. Keşke “ilhak” etselerdi de Filistin insanı daha normal statüye sahip olsaydı. İsrail Arapları gibi.

1967 yılında da saldıran taraf İsrail değil, pan-arabizm şampiyonu Nasır olmuş ve utanç verici bir yenilgiye uğramıştı.

Utanç verici bir yenilgiye uğradılar. Holocaust’tan sağ kurtulanların çocukları direndi. O dönemde İngiliz manda yönetimi Yahudi göçünü, “Arapları” kızdırmamak için engellemeye çalışıyordu. Hatta bir göçmen gemisini bombalayıp batırdılar.

Bu arada ABD, (Arapları “kızdırmamak” için olmalı) İsrail’i resmen tanımazken, Sovyetlerin hemen tanıması ilginçti. Roller nasıl değişiyor zaman içinde.

Bu arada, gerilla severlere hatırlatalım, İsrail, bir gerilla mücadelesi üzerinde kuruldu.

800 bin dolayında Filistinli kendi coğrafyalarını terk ettiler. Ulus devlet denen lanet böyle bir şey zaten, “kaç kaç” dehşeti ile insanları göçe zorlamak en kibarı! Biz bunu tehcirle, soykırımla becerdik.

Herkes Filistinliler için haklı olarak üzülüyor ama resmin öteki yanını, Arap ülkelerinde binlerce yıllık tarihi olan yerel Yahudi nüfusunun göçe zorlanmasını görmüyor. Ki bu sayı Filistinli göçü ile aşağı yukarı aynı düzeyde.

Örneğin Kürdistan Yahudileri ve Bağdat Yahudileri 1948 yılında terk ettiler ülkelerini. Kürdistan Yahudileri uçaktan inerken, kıyafetleri Barzan kılığı ve konuştukları dil Kürtçe idi. Bağdat Yahudileri ise Arapça konuşurdu. Kahire Yahudileri nerede?

Sonuç olarak Yunan ve Türk devletlerinin yaptığı nüfus mübadelesinin bir başka, “anlaşmasız” türü. Çünkü İsrail ile anlaşma yapsalar onu “tanımış” olurlardı.

Paris’te Versailles Sarayında (98 0lmalı) yapılan Dünya Kültür Zirvesinde Filistinli ünlü bir kadın lider ile bir İsrailli aydın arasında diyalog dikkatimi çekmişti.

Onlara, “yahu bu meselenin özü ne” diye sorduğumda, “arazi çok küçük, iki milliyetçilik arasında paylaşmak zor” diye espri yapmışlardı.

Sonunda Nobel Barış Ödülü de alan bir uzlaşı sağlandı FKÖ ve İsrail arasında ama, ne fayda!

Bu kez, Yahudi milliyetçiliği sabote etti ve Hamas’a kapı araladı, FKÖ’yü çökertmek için. Hem İsrail başbakanı İzak Rabin’in hem Arafat’ın sonu trajik oldu.

Filistinliler de Hamas sayesinde yeniden dışlandılar dünya kamuoyunda. İran destekli Lübnan Hizbullahı sayesinde de! Filistinliler bu kez siyasal İslam’ın kurbanı oldu.

Filistin hareketi, Arap ülkelerinin şiddetle reddettiği BM 1947 planını 90’lı yıllarda kabul etti ama artık çok geçti. RTE’nin deyimi ile “atı alan Üsküdar’ı geçmişti.”

RAGIP ZARAKOLU

https://artigercek.com/yazarlar/ragipzarakolu/once-arap-milliyetciliginin-sonra-dinciligin-kurbani-olarak-filistin

 

  • BU TABLO İÇİNDE BAE’DEN SONRA BAHREYN’İN DE İSRAİL’İ TANIMA VE DİPLOMATİK İLİŞKİLER KURMA KARARI ALMASININ –OLAYA KENDİ ARALARINDA HER ZAMAN DAYANIŞMA İÇİNDE OLMAYAN, ULUSLARARASI SORUNLARDA ÜYELERİNİN ÇOĞU GENELLİKLE TÜRKİYE’YE DESTEK VERMEYEN ARAP BİRLİĞİ AÇISINDAN BAKILMADIKÇA– ‘ŞİDDETLE’ KINANACAK NE YÖNÜ OLABİLİR?

İsrail’i tanımayan devletler, çoğunlukla –1979’da tanıyan Mısır dışında– Arap ve diğer İslâm devletleridir. Fakat Arap devletleri bakımından durum değişmeye başlamıştır. Şimdilik Basra Körfezi’nin adalardan oluşan, petrol zengini iki küçük ülkesi BAE ve Bahreyn, birkaç gün ara ile İsrail’i tanıyan ve diplomatik ilişkiler kurmayı kararlaştıran iki Arap devletidir. ABD’nin Başkan Trump’ın 2020 Nobel Barış Ödülüne aday gösterilmesini düşündürecek kadar etkili olduğu bu sürecin devam etmesi ve yeni tanımalar olması beklenebilir.

Bu tablo içinde BAE’den sonra Bahreyn’in de İsrail’i tanıma ve diplomatik ilişkiler kurma kararı almasının –olaya kendi aralarında her zaman dayanışma içinde olmayan, uluslararası sorunlarda üyelerinin çoğu genellikle Türkiye’ye destek vermeyen Arap Birliği açısından bakılmadıkça– ‘şiddetle’ kınanacak ne yönü olabilir? Aslında bu grubun üyeleri olan BAE ve Bahreyn, bağımsız devletler olarak kendi dış ilişkilerini geliştirmek bakımından böyle bir karar almışlardır. Bu, Ortadoğu barışı için önemli bir başlangıç olabilir. Dışişleri Bakanlığı’nın açıklaması, yalnız Bahreyn’in kınanması ile sınırlı kalan bir anlam taşımaz; aynı zamanda İsrail’e karşı hasmane bir tavır ortaya koyar; Türkiye – İsrail ilişkilerini olumsuz etkiler. Böyle bir durumun Türkiye açısından hiçbir yararı yoktur.

Kaldı ki Türkiye ve İsrail arasında yaşanan siyasî gerilime rağmen; iki ülkenin ekonomik ve ticarî ilişkileri, bundan fazla etkilenmemiştir. Başbakan Mesut Yılmaz’ın başkanlığındaki ANAP-DYP Koalisyon Hükümeti döneminde 14 Mart 1996 tarihinde Kudüs’te imzalanan, Başbakan Necmettin Erbakan’ın başkanlığındaki RP-DYP Koalisyon Hükümeti döneminde 4.4.1997 tarih ve 4239 sayılı Kanun’la onaylanması uygun bulunan, Başbakan Mesut Yılmaz’ın başkanlığındaki ANAP-DSP-DTP Koalisyon Hükümeti döneminde 1 Mayıs 1997 tarihinden geçerli olmak üzere 18 Temmuz 1997 tarih ve 23053 Mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararıyla onaylanan, böylece içeride geniş bir siyasî desteğe dayanan, sanayi ürünlerinde karşılıklı olarak gümrük vergilerini kaldıran ‘Türkiye Cumhuriyeti ile İsrail Devleti Arasında Serbest Ticaret Alanı Anlaşması’ bugün de yürürlüktedir.

Ayrıca günümüzde iki ülke arasında enerji, savunma sanayii, bilim ve teknoloji, turizm alanlarında işbirliği, Doğu Akdeniz’de yetki alanlarının belirlenmesi konularında anlaşma ve bütün bunlarla birlikte siyasî ilişkilerin düzelmesi ve gelişmesi olanakları vardır. Bu olanakları akılcı bir yaklaşımla iyi değerlendirmek gerekir.

PROF. DR. HİKMET SAMİ TÜRK

https://www.gozlemgazetesi.com/HaberDetay/1128650/israil-ile-diplomatik-ve-ekonomik-iliskiler.html

 

  • 1949’DA İSRAİL’İ TANIYAN İLK ‘MÜSLÜMAN’ ÜLKE BAE VE BAHREYN’İ YERDEN YERE VURUP KOSOVA’YA AYAR ÇEKİYOR; NASIL OLUR DA İSRAİL’İ TANIRSINIZ DİYE

Türkiye Batı’ya dönük siyasetinde kendi kendini Sırbistanlaştırırken Arap dünyasında da ‘düşman’ figürü olarak İsrail’in yerini alıyor. Hem de bir numaralı. İsrail ve ABD’nin epeydir Araplara “Sizin asıl düşmanınız İran” telkininde bulunuyordu. Baktılar ki İran’ın yanına Türkiye de eklenirse işe yarıyor. Hatta “İran tehdit ama Arapların asıl düşmanı işgalden çekinmeyen Türkiye” demeye varan yorumlar artıyor. Siyasetin devletçi-ulusalcı tarafı “Araplara güven olmaz” ezberiyle iktidarın çarkına su taşıyabilir. Fakat Türkiye Arapların gözünde üç ülkede ‘işgalci’ konumundayken bu ezber basit bir ırkçılıktan öteye gitmez.

1949’da İsrail’i tanıyan ilk ‘Müslüman’ ülke BAE ve Bahreyn’i yerden yere vurup Kosova’ya ayar çekiyor; nasıl olur da İsrail’i tanırsınız diye. Sırbistan’a da “Sakın elçiliğini Kudüs’e taşıma” diyor. Kendisi de elçiliği Tel Aviv’de tutarken Kudüs’teki başkonsolosluk makamına ‘büyükelçi’ atıyor.

Türkiye’ye karşı Arap milliyetçiliği Arap Birliği’nde zemin buluyor. Son toplantıda BAE Dışişleri Bakanı Enver Garşah’ın sözleri bir kenara, birliğin ağır topu Mısır Dışişleri Bakanı Sami Şükri “Mısır, özellikle Kuzey Irak, Suriye ve Libya’da tezahür eden Türk hırsları karşısında boş durmayacak” diyor. Trump’ın Erdoğan’la uyuşan kimyasını kâr sayıp Washington’da Yahudi lobisinin desteği için para döken iktidar, yandaş Katar medyasına fısıldıyor: “Türkiye’ye karşı stratejiyi kolaylaştıran İsrail ve İsrail lobisine yakın Amerikalı siyasetçiler. Siyonist-Evanjelist ittifakın çıkarı için BAE’yi destekliyorlar.”

FEHİM TAŞTEKİN

https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2020/09/14/dusmanlikta-da-bir-numara/

 

Netten okumalar

  • “GALİBA DOZU KAÇIRDIK” - UMUTCAN SAVCI

https://apos.to/s/5f58f132a339340008ca00a3

  • 6/7 EYLÜL OLAYLARI BAĞLAMINDA SUÇ VE FAİLİN GÖZDEN GEÇİRİLMESİ   - KORHAN GÜMÜŞ

https://yesilgazete.org/blog/2020/09/08/6-7-eylul-olaylari-baglaminda-suc-ve-failin-gozden-gecirilmesi/

  • TÜRKİYE, 70 YILDIR TANIDIĞI İSRAİL’İ TANIMA KARARI ALAN BAHREYN’İ KINADI

https://serbestiyet.com/featured/turkiye-70-yildir-tanidigi-israili-tanima-karari-alan-bahreyni-kinadi-41025/

  • YAHUDİ FIKRALARI - ERCAN KERMAN

http://www.edirneyenigun.com/yazar/5095/yahud-fikralari.html

  • NEDEN TÜRKİYE İSRAİL İLE DOĞU AKDENİZ’DE İŞBİRLİĞİ KURAMADI? - DOĞUKAN YILDIZ

http://www.brandday.net/neden-turkiye-israil-ile-dogu-akdenizde-isbirligi-kuramadi-makale,949.html

 

Takılan tweetler

  • Alex Sakalis@alexsakalis

Jewish wedding of Avramakis and Annetta Levis in Ioannina (c.1905)

 

https://twitter.com/alexsakalis/status/1302906728414097414

  • Antakya Belediyesi @AntakyaBld

Şehrimizde yaşayan tüm din ve inançlardaki hemşehrilerimizin tertemiz ortamlarda ibadetlerini icra etmelerini sağlamak amacıyla ibadethanelerde temizlik çalışmalarımız devam ediyor.

 

https://twitter.com/AntakyaBld/status/1304335174101020672

  • Işıl AcehanKadın@IsilAcehan

ABD’de sigara endüstrisinin en önde gelen patronlarından Manisalı Moris Şinasi’ye Sultan Abdülhamid tarafından verilen  4. Derece Mecidiye nişanı ve beratın resmini gönderdi bugün torunu.

Şinasi, sigaralarda Türk tütününü kullanarak Osmanlı ekonomisine büyük katkıda bulunmuştu.

 

Asıl ismi Musa olan Moris Şinasi, yoksul bir Sefarad Yahudisi ailenin oğlu olarak dünyaya Manisa’da gelmişti.

ABD’de sigara endüstrisinin devi haline gelen Şinasi’ye verilen Mecidiye Nişanında "Gayret, Hamiyet, Sadakat" yazıyor.

 

https://twitter.com/IsilAcehan/status/1304160275956989952

  • İstanbul'u Dinliyorum@HikayesiUn

Yahudi banker Avram Kamondo'nun Hasköy'deki anıt-mezarı.

1926'da Paris'te vefat eden Kamondo, aile fertleriyle buraya defnedilmeyi vasiyet etmiş. Önceleri büyük bir maşatlığın içinde bulunan bu mezar önünden bağlantı yolu geçmesi sebebiyle bu durumda kalmış.

Beyoğlu'nda birçok mülke sahip olan zamanın multi-milyoneri olarak tanımlayabileceğimiz bu ailenin son ferdi Nazi toplama kampında öldürülmüş, bugün geriye herhangi bir vârisi kalmamıştır.

 

https://twitter.com/HikayesiUn/status/1304134501036105728

  • Haliç Postası@HalicPostasi

#Balat bölgesi sinagoglarından olan Kasturya Sinagogu’nu hayata döndürme çalışmaları sürüyor. Birkaç hafta önce başlayan kazı çalışmalarıyla tarihi sinagog binasının bazı temel kalıntıları ile birlikte uzun yıllar toprak altında kalmış olan duvarlardan parçalar ortaya çıkarıldı.

 

Bundan 30 yıl kadar önce metruk vaziyetteyken sorumsuzca yıktırılan Kasturya Sinagogu’nun sadece çevre duvarları üzerindeki anıtsal kapılar ayakta kalabilmişti. Uzun yıllar otopark ve depo olarak kullanılan arazi geçtiğimiz yıllarda tahliye edilmiş ve şu anki proje başlatılmıştı.

 

https://twitter.com/HalicPostasi/status/1305576205282947077

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR