6 Mayıs 2021 Perşembe 10:47
Zen Poliklinik 1 nolu alan
Zen Poliklinik 1 nolu alan

COVID-19 sonrası mimarlık

Karşılaştığımız bu salgınla hepimiz kendimize ait güvenli hissettiğimiz bir alana, evlerimize hapsedildik. Bu açıdan yapmamız gereken evlerimizi de bu yaşam standardına ve gelecekte karşılaşma risklerimiz olabilecek benzer durumlara karşı tasarımlamak olmalıdır.

Rubi ASA Sanat 5701 görüntüleme
4 Kasım 2020 Çarşamba

Mimarlık bir mekân tasarlama işlevidir. İnsan doğasına uygun yaşam alanları yaratma sanatı da olduğu bilindiğine göre sosyo-psikolojik sorumluluklardan başlıcası mekânı planlamaya çalışan mimarlara düşer.

Yuval Noah Harari, mayıs ayı civarında Financial Times'ta yayınlanan 'Pandemi sonrası yeni bir dünya modeli’ başlıklı makalesinde daha çok sosyolojik ve antropolojik değişimlerin yaşamlarımızdaki olası farklılıkları üzerine fikirlerini paylaştı.

Bugün, gelişmiş toplumlar olarak şimdiye kadar kolaylıkla değişmeyeceğini düşündüğümüz köklü yaşam sistemlerimizin ve sosyal deneyimlerimizin bir anda değişebileceğini gördüğümüz bir süreç yaşıyoruz. Buna göre, bugün adeta bir kobay gibi yaşantımızı hayatta kalmak üzere kurguladığımız tuhaf ve fantastik bir dünyadaymış gibiyiz.

Artık her birimiz sadece ameliyat ortamlarında kullanıldığını düşündüğümüz maskelerimizle gündelik yaşamlarımızı planlıyor, onsuz olabileceğimizi bile aklımıza getiremiyoruz. Sokaklarda görünen manzara artık birbirine güvensiz insanlar topluluğunun mesafeli ilişki şekillerine, sarılıp tokalaşmadıkları bir zorunluluğa dönüştü.

Neredeyse sekiz ay boyunca inişli çıkışlı seyreden pandemi süreci ile her akşam sağlık bakanımızın retorik anlatımı eşliğinde dinlediğimiz adeta istatistiki bilgi ile donatılmış hayatımızı çok farklı bir formatta ele almaya başladık.

Bunlardan başlıcası ve en önemlisi iş hayatımız.

Ardından değişen sağlık hizmetleri, eğitimin uzaktan yönetilmesiyle donuklaşan, aksayan talebe - eğitmen ilişkileri, kısıtlanan sosyal yaşantılarımız, ertelenen düğünler ve diğer sosyal etkinlikler ile aslında yaşam alanlarımızı biçimlenen mekanların kullanım koşulları altında; hijyen, sosyal mesafe ve maske gündelik yaşamlarımızın başa tutturulan konuları oldu.

En basiti ofislerimizde artık yoğunluklu olarak yüz yüze çalışmamayı tercih edip teknolojinin imkanlarından yararlanarak online ve dijital olanaklarla bir arada bulunmadan üretimlerimizi sürdürmeye, paylaşmaya çalışıyoruz.

Bundan sonra, gündelik yaşamlarımızda karşılaştığımız her mekân, evlerimizden, ofislerimizden, hastane odalarından, okulların sınıflarından, cafe ve lokantalardan, sosyal yaşam alanlarına kadar, konser salonlarından eğlence mekânlarına ve kamusal alanlarda oluşturmak istediğimiz sosyal donatılara kadar her şey ama her şey artık değişecek.

Teknolojiyle bunca haşır neşir 21. yüzyıl insanının yaşam biçimini hiç de kolay değiştirmeyeceğini düşünürken, küçücük bir virüsün tüm dünya dengelerini altüst etmesi şaşırılacak boyuta ulaştı.

Politikacıların sürecin neresinde duracakları, neyi benimseyip benimsemedikleri gözümüzün önünde kara bir komedi gibi cereyan etmekte. Sırasıyla virüse yakalanan birçok politik şahsiyet egolarıyla savaşırken devlet ekonomilerinin yerle bir edilmesini, sağlık, eğitim ve turizm alanlarında neredeyse iflas edecek hale gelmeleri adeta bir illüzyon gibi gözümüzün önünde sürmekte.

Virüsün dünya çapında önlenemez yükselişi ve yarattığı tehdide karşı çoğumuz evlerimize kapanıp ofislerimizi küçültüp sokaklarda birbirimizle ve toplu taşımalarda da mümkün olduğu kadar temas etmeyecek fiziksel mesafe bırakarak yaşantımızı sürdürmeye çabasına girdik.

Evet, artık hiçbir yer eskisi gibi olmayacak.

Bu açıdan biz mimarlar artık pandemi sonrası yaşamlar için üretmek, kamusal alanları yeniden tasarlamak, değişen yaşam koşullarının sürdürülmesine karşı yeni tasarımlar üretmeye çalışmalıyız. Artık bilinen bütün ezberleri yıkarak dönüşen bu duruma göre üretmek, insanlara hem güvenli hem fonksiyonel hem sağlıklı kalacak alanlar planlamak durumundayız.

İnsan doğası tamamen kapalı mekânlarda çalışmaya ve vaktini geçirmeye uygun değil; daha çok açık alanları, parkları, sahil kıyılarını, sokakları, meydanları kullanmaya meyilli.

Şu anda bile karşılaştığımız bu salgınla bu alanları bile boşaltmaya ve hepimiz kendimize ait güvenli hissettiğimiz bir alana, evlerimize hapsedilmek üzereyiz. Bu açıdan yapmamız gereken evlerimizi de bu yaşam standardına ve gelecekte karşılaşma risklerimiz olabilecek benzer durumlara karşı tasarımlamak olmalıdır.

Örneğin imar yasaları ile tanımlanmış, tasarımda mümkün olan balkon ve bahçe alanları sadece rant kaygısıyla uygulanmayıp camla kapatılmaya ve kapalı alanları arttırılmaya çalışıldı. Oysa açık alanlara, doğaya onca ihtiyacımız varken bizler kullanmadığımız alanları da kapatmak dairelerimizi büyük tutmak arzusunda olduk hep.

Oysa ne kadar gereksiz alanla, ne kadar gereksiz eşya ile yaşıyormuşuz.

Günümüzün çok büyük bir kısmını geçirdiğimiz ofisler de öyle… Onlarca kişi ile yapılacak toplantılar için büyük toplantı odaları, büyük yemek salonları, sadece klimalarla soğutulup ısıtılan ve pencereleri açılmayan plazalar, rezidanslarda çevre dostu olmayıp dönüşüm yaratamayacağınız onlarca gereksiz eşya ile birlikte yaşıyoruz.

MİMARLIKTA YENİ SÜREÇ: VERİMLİLİK

Mimarlık artık bu sürecin bittiğini, daha çevre dostu, doğal ve açık alanlara ihtiyaç duyduğumuz, karbon ayak izimizin yok olabileceği mekânları tasarlamak zorunda.

Gelecek yıllarda şehir ve mekân tasarımın ne olacağını tahmin etmek yerine, ne olması gerektiğini düşünecek olursak…

Mekânı ‘kişiye özel’ tasarlamaktan çok, olabilecek en verimli şekilde kullanıma uygun planlama yapılması gerekecek. Yani bir okul binası saat 17.00’den sonra boş durmayacak; orası belki kültür merkezi, belki kütüphane ya da kamu binası olacak. Stadyumların sadece bir gün kullanılan, trafiği alt üst ettikleri gün dışında para yutan, garip beton kütleler olmadan nasıl ve nerede verimli olması gerektiği yeniden düşünülecek.

Toplu olarak yaşayabilirken de hijyenik açıdan güvenli ve kişiye özel mekânlar tasarlamak gerekecek. Konutların ortak alanları, asansörler, otoparklar, ortak kullanılan ıslak mekânlar için yeni hesaplamalar ve yönetmelikler geliştirilecek. Değişen sosyal mesafe ile zorunlu olarak iç mekânlarda doğal havalandırmalı yeşil alanlar, avlular, galeriler yaratılacaktır.

Doğal afetlere, hatta savaşa bile hazırlıklı kentlerin bir de pandemiye hazırlıklı olarak tasarlanması gerektiği ortaya çıktı. Uzaktan eğitim ve uzaktan çalışma için internet ortamının çok güçlü ve iç mekânlarda özel görüşme tasarımlarının ve mekânlarının artık vazgeçilmez olması gerekecek.

Spor, kültür, konser gibi toplu mekânlar için aynı iç mekânsal ve tasarımsal değişiklikler yapılması gerekecek. UV filtreler, hava perdeleri ve daha özel yöntemlerle salgını engelleyen teknolojik gelişmelerin kullanımı zorunluluk olacak.

Kısacası karbon ayak izi az olan, kamusal mekânı bol ve verimli olan ama duruma göre hem işlev hem de kullanım şekli değişebilen, teknolojik mekânlara ihtiyaç duyulacaktır.

Bu küresel kriz bir şekilde sona erdiğinde kent planlaması ve mimarlık kendini yeni yaşam koşullarına göre insanlığın geleceğine, mutluluğuna, konforuna ve sağlığına göre yeniden tanımlayacaktır.

Etiketler:

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

İLGİLİ HABERLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

GZ

MOZOTROS AİLESİ

MOZOTROS AİLESİ

TÜNELİN UCU

TÜNELİN UCU