30 Kasım 2021 Salı 03:17

Mısır ile ilişkiler geçmişin gölgesinden kurtulur mu?

Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU Dünya 1259 görüntüleme
26 Mayıs 2021 Çarşamba

Şu sıralar Türkiye ile Mısır arasında buzların eriyebileceği umudu belirdi. Isınma turlarının ilki 5-6 Mayıs’ta Kahire’de yapıldı. Bundan sonraki ziyaret ve iade-i ziyaretlerin artık bakan düzeyinde olabileceği ima edilse bile henüz açıklanan yeni tarih yok. İlk toplantının hiçbir önkoşul olmaksızın samimi bir ortamda geçtiği söylendi. Ancak Mısır tarafında, Türkiye’den bazı beklentilerin olduğunu düşünmek için müneccim olmak gerekmiyor. Pek çok konu birbirine kenetlenmiş durumda ve ilerleyen zaman yeni değişkenleri, denklemlere eklemeye devam ediyor. Türkiye toplantılara başı dik gidiyor. Çünkü amacı, ülkenin Doğu Akdeniz’deki ulusal çıkarlarını savunmak. Ama ortada yadsınamaz bir gerçek var. O da şimdi İsrail ve Filistin arasında arabulucu rolü üstlenen Mısır’ın elinin daha güçlü olduğu, Türkiye’nin ise eski pazarlık gücünü kazanmak için bazı adımlar atması gerektiği. Mısır’ın Türkiye’den neler beklediği üç aşağı, beş yukarı belli. Ama Türkiye’nin Mısır’dan tam ne istediği pek belli değil.

Mısır’ın Türkiye’den Beklentileri Neler Olabilir?   

Beklentileri tahmin etmek ilişkilerin düzeltmesi için çok önemli. El Sisi’nin daha önce sık sık dile getirdiği konuları hatırlamak gerek. Bunların bir kısmı kolay olmasa bile zaten atılması gereken adımlar. Bir kısmı ise, ağırdan almak, Türkiye’yi ikna etmek veya zor zamanlarda daha fazla taviz koparmak için dile getirilen beklentiler. Örneğin eğer Mısır, Türkiye ile bir Münhasır Ekonomik Alan (MEA) anlaşması imzalamak için Türkiye’nin Uluslararası Deniz Anlaşmasına (UNCLOS) taraf olmasını isterse, bu hem bir zorunluluk değil, hem de kolay değil. Dolayısıyla iyi niyeti aşan bir zora koşma olur. Kaldı ki Mısır UNCLOS’a taraf olmayan İsrail’le, kayıtlara geçmemiş olsa bile sanki aralarında bir MEA varmış gibi hareket ediyorsa, bu Türkiye ile de mümkün olabilir. Tabii Mısır’ın halen İsrail, Güney Kıbrıs ve hatta Yunanistan’la yaptığı anlaşmaları bir kenara itip, Türkiye ile anlaşması ne kadar mümkün, belli değil. Mısır’ın Doğu Akdeniz’deki düzenini yeniden gözden geçirmesi ve başlattığı birçok sağlam, önü arkası belli projeyi bir kenara itmesi için Türkiye’den önemli istekleri olması gerekir. Ayrıca en önemlisi İsrail nezdinde kazandığı güveni zedelememesi için sadece İsrail ve Filistin arasında değil, aynı zamanda Türkiye ve İsrail arasında da arabuluculuğa soyunması gerekir ki, aynı anda hem hakem, hem oyuncu olabilir mi pek emin değilim. Ayrıca düne kadar Mısır ve El Sisi’ye karşı muhalif bir tutum içinde olan Türkiye’nin şimdi Mısır’ın güvenini kazanmak için epey çaba harcaması gerekmez mi? Evet, en yetkili ağızlardan “biz ayrılamayız” gibi romantik cümleler duyuyoruz. Pekiyi, o zaman neden bu kadar zaman ayrı kaldık? Açıkçası uzak geçmişte olduğu gibi, şimdi de yakın geçmiş, Türkiye-Mısır ilişkilerini gölgeleyebilir.

Kıbrıs Konusu Müzakerelere Hiç Girmemeli

Mısır’ın Türkiye ile yeniden başlaması için neredeyse yarım yüzyıla yakındır gündemde olan Kıbrıs sorununun çözümünü beklemesi gerçekçi olabilir mi? Cenevre görüşmelerinde lafzi bir kararlılık var. Ama bu çözüm için yeterli değil. İki devletli çözüm üzerinde uzlaşılsa, bir de Mısır’ın Kıbrıs Türk Devletini tanıyıp tanımama konusu gündeme gelir. Federasyon çözümünü desteklese, zaten baştan Türkiye ile restleşme ve Güney Kıbrıs’tan yana ağırlık koyma eğilimi olur. Zaten böyle bir çözüm olsa bile o zaman da Kıbrıs ile halen mevcut doğalgaz ve MEA anlaşmaları açısından çıkacak sorunlar, çözüme değil, çözümsüzlüğe zemin hazırlayacak cinsten sorunlar olursa Türkiye ve Mısır bu konuda ne yapabilir? Şu anda özellikle Mısır’ın Zohr Doğalgaz Havzasına yakın olduğu için bir hayli verimli gözüken Güney Kıbrıs Glafkos kuyularından kuzeyin alacağı pay belli olmadan Mısır ve Güney Kıbrıs adım atamayacağı için, Kıbrıs sorunu çözülse de sorun, çözülmese de. Açıkçası Kıbrıs konusu eğer istikşafı görüşmelerin gündeminde yer alırsa, ilerleme kaydedilmesi pek kolay olmaz.

Ama Mısır Türkiye’den siyasi bir tavır veya yaklaşım değişikliği bekliyor. Türkiye gerçekten Mısır’la yeniden uzlaşmanın yollarını arıyorsa bunları görüp gerekli adımları atmak, Mısır’ın uyarılarını ciddiye alarak, dini radikalleşmeye destek vermediği konusunda güvence vermek ve Mısır’ı buna inandırmak durumunda. Şimdi bu denkleme bir de İsrail-Filistin arasında başlayan gerilimde yine Hamas desteği konusu eklendi. Gelişmelerin insani sonuçlarına yapılan itirazları, yerinde, dozunda, diplomasiye yakışır bir üslupla ve Arap Birliğinin itirazları ile uyumlu bir şekilde yapmak, Mısır ve Türkiye ilişkilerine olumlu yansıyabilir. Unutmayalım Mısır da daima Gazze olaylarından olumsuz etkilenen bir taraf. Geçmişte boşuna Refah ve Karem-Şalom kapılarını kapayıp, kazılmış tünelleri tazyikli su ile yıkmaya çalışmıyordu. Belki de Mısır’ın Türkiye’nin Ortadoğu’daki ülkelerle ilişkilerini düzeltmesi beklentisi, daha çok İsrail’le ilgilidir. Halen uzlaşı içinde olduğu komşusuyla Türkiye’nin de bir orta yol bulmasını istiyordur.

Türkiye’nin Sınır ötesi Müdahalelerini Sonlanması Beklentisi

Mısır’ın Türkiye’nin Suriye ve Irak’tan çıkması, Arap ülkelerinin iç işlerine müdahale etmekten vazgeçmesi ile ilgili beklentileri var. Bu konu zaten ülkeyi altı yıldır mülteci akınına uğratmış durumda. Daha da önemlisi her gün nice genç canı yitirerek, ağır maliyetlere katlandığımız birer sorun olarak Türkiye’nin bu iki konuda artık çıkış planlarını yürürlüğe koyması önemli. Bu planları elbette Mısır ile paylaşması beklenmemeli. Ama bunun için Türkiye’nin zamana ihtiyacı var. Türkiye ve Mısır arasındaki ipler 2013’ten sonra bam teli gibi gerilmiş olsa da aslında gerginlik her zaman vardı. Mısır, Türkiye’ye hep gıpta ile karışık nefretle yaklaşmış bir ülkedir. Bu sadece Mısır ile değil, Türkiye’nin tüm yakın komşularıyla ilişkilerine geçmişten yansıyan korku, kuşku ve önyargıların sonucudur. Ama Mısır ile bunlar hep sıcak gündem veya kanamaya hazır yara niteliği taşıdı. Kadim tarihi bir kenara bırakıp iyi ilişkiler geliştirmek için AB Akdeniz Komşuluk İlişkileri çerçevesinde atılmaya çalışılan adımlar da akim kaldı. İki ülke 1990’lı yılları da heba etti. Ama Mısır’ın, Akdeniz’de yepyeni ufuklara yelken açtığı 2000’li yıllarda, bu defa Türkiye, uzlaşmacı yaklaşımları ideolojik tercihlere kurban edince Mısır’la sorunları daha derinleşti. Türkiye’nin Arap coğrafyasına yeniden Osmanlı özlemi ile bakmaya başlaması, böyle bir söylem benimsemesi, Mısır için kırmızıçizgi olarak kabul edilirken, Libya’ya müdahalesi bardağı taşıran son damla oldu. Şimdi Mısır yeniden ilişki başlatmak için Türkiye’nin Libya’dan da askeri varlığını çekmesini istiyor[1]. Mısır özellikle yakınında Türkiye’nin askeri varlığını görmek istemiyor. Bu bağlamda Türkiye her şeyden önce Libya ile 2019’da imzalanan ve zaten halen bir hayli tartışmalı olan DYA ve Askeri İşbirliği Anlaşmalarının çökmemesi için Mısır’la anlaşmak zorunda. Bu bakımdan Türkiye’nin Mısır’ı Libya ile bir MEA anlaşması imzalamaya teşvik etmesi iyi olur. Yunanistan ile Mısır arasında imzalanan anlaşmayı, Mısır için yarattığı denizalanı kayıpları nedeni ile bozmasını istemek de belki mümkün. Ama Türkiye’nin Libya’dan tamamen çıkması hiç kolay değil. Keşke Akdeniz’de tamamen dışlanmış ve yalnız olmasaydık belki o zaman Türkiye’nin, Mısır’la yeniden uzlaşması çok daha kolay olurdu.

Ve artık bir Soykırım Anıtı daha var. İşte size bir başka geçmişin bugünkü ilişkiler üzerindeki gölgesi. Mısır’ın Port Said Limanında, Süveyş’in en görünür noktasındaki bu anıt, Mısır’ın Ermeni azınlığına Türkiye ile ilişkilerinden daha fazla önem verdiğini değil, dünyayla daha fazla bütünleşmek çabasını gösteriyor. Şimdi Mısır’ın arkasında, ABD, İsrail, Suudi Arabistan, Kıbrıs, Yunanistan ve Körfez ülkeleri var. Elbette Türkiye Mısır’la nayıs başında oturduğu masadan Ermeni soykırım anıtı diye kalmaz ve kalkmamalı. Ancak hızlı gelişmeler artık zamanı daha iyi kullanmak gerektiğini gösteriyor. Doğu Akdeniz’de Mısır’la uzlaşmak, hem Türkiye’nin çıkarları, hem de Mısır’ın lehine.                                



[1]  Libya’dan Türkiye’nin askeri olarak çıkması konusu zaten Birleşmiş Milletlerin 12 Şubat 2020 de aldığı 2510 sayılı karar.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

İLGİLİ HABERLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Şalom TV Şalom Spotify'da GZ

MOZOTROS AİLESİ - İrvin Mandel

MOZOTROS AİLESİ - İrvin Mandel

TÜNELİN UCU - İzel Rozental

TÜNELİN UCU - İzel Rozental