Gerçeklik üzerine

Sosyal medyadan, görsel ve yazılı basından, hayatın dokusuna sızan çarpıtmalar, ´Gerçeklik´ ve tecellisine olanak sağlamayan sağlıksız ortamlar sunuyor. Her gün, her saat bu toksik ortama maruz kalmak, kişiyi hak etmediği bir boyundurluk altına sokuyor. Özgürlüğünün elinden alındığının farkında olmayan yığınlar basit, yalnız nefes alıp veren canlılara indirgeniyor.

Marsel RUSSO Perspektif
26 Şubat 2025 Çarşamba

Ünlü tarihçi Timothy Snyder son yayınladığı kitapta[1] özgürlüğün bileşenlerini sıralarken ‘gerçeklik’ üzerinde durur. “Gerçeklikten yoksun bir yaşamda, özgürlüğün ‘bağımsızlık’, ‘öngörülmezlik’, ‘mobilite’ gibi diğer unsurları da kadük kalır,” diye yazar.

‘Gerçeklik’, olmasını arzu ettiklerimizle ilgili değildir. Beklentilerimiz ile de ilgili değildir. Önyargılarımıza uymaz, hatta onların bağırlarında kocaman delikler açar. Etrafımızdakilerin düşündüklerine meydan okur. Makineleşmiş tarafımızı törpüler, ruh halimizi sıkışıp kaldığı döngüden koparır. Geniş düşünmemizi teşvik eder.

İçinden geçmekte olduğumuz ateş çemberini anlamaya, olayları yerli yerine oturtmaya çalışırken, ‘Gerçeklik’ önümüzü aydınlatır. Saçtığı ışıktan yararlanıp onu ıskalamak kişiye bağlıdır. Toplumun içinde kendisine yol gösteren ışığı doğru şekilde kullananların niceliği, o toplumun ne kadar özgür olduğunun göstergesidir. Bağnazlığa, kine ve nefrete teslim olmuş, kara propagandanın ayak izlerine kendisine yol olarak kabul etmişlerin özgürlükten dem vurmaları mümkün değildir... Onlar, olsa olsa karanlığın simsarlığını yaparlar.

‘Gerçeklik’, kişilerin, otoritenin söylediklerinden etkilenmeden, yaşadıklarına ve onlardan edindikleri derslere sahip çıkmalarıdır. ‘Gerçeklik’ hem adil olmakla hem de seçmekle ilgilidir. ‘Gerçeklik’, zenginliğe ve güce karşı bireyin meşru müdafaasıdır. İnsanları etrafında toparlama gücüne sahiptir, çünkü doğruyu ifade eder. Otokrasi ve oligarşi, ‘gerçeklik’ düştüğünde kazanır. Saygı duyulan bir olgu olarak ‘Gerçeklik’ insanlığın pusulasıdır.

Sosyal medyadan, görsel ve yazılı basından, hayatın dokusuna sızan çarpıtmalar, ‘Gerçeklik’ ve tecellisine olanak sağlamayan sağlıksız ortamlar sunuyor. Her gün, her saat bu toksik ortama maruz kalmak, kişiyi hak etmediği bir boyundurluk altına sokuyor. Özgürlüğünün elinden alındığının farkında olmayan yığınlar basit, yalnız “nefes alıp veren” canlılara indirgeniyor. Toplumlar değersizleşiyor.

Geçtiğimiz yüzyılın başlarında ‘kömünist yalan’ Parti’nin her zaman haklı olduğunu işliyordu. İnsanlardan, bu gerçek dışılığa kendilerini adapte etmelerini talep ediyordu.

1920’li yıllarda konuşulamaya başlanan faşizm kapitalizmin giydirilmiş şekillerinden başka bir şey değildi... 1930’ların başlarında, komünizme karşı, komünist olmayanlarla örtülü veya yalın ittifak arayışına girdiğinde; 1939’da olağanüstü bir manevra yaparak komünistlerle birliktelik kurduğunda, her defasında, halk topluluklarının kendisini sorgusuz takip etmesini istemişti. Hitler kitleleri, yoksa nasıl sürükleyebilirdi arkasından? Veya yirmi milyon kişinin ölümüne sebep olan Stalin’e ne demeliydik? 

Gerçek ötesi döneme geçiş, bu anlamda, insanı köleleştiren, onu saflığından eden ve – en basitinden – kolaya yönelten, öğrenmeyi, düşünmeyi, sorgulamayı, seçmeyi hayatından çıkarmasını telkin eden bir sürece işaret eder.

Günümüzde ‘Gerçeklik’

Toplumun katmanlarını efsunlamak şimdilerde özellikle çok kolay. Dolayısı ile onlarla ‘Gerçeklik’ arasında bir duvar örmenin maliyeti gittikçe düşüyor. İşlem hem daha kısa sürede, hem de etkin bir şekilde akıyor. Herkesin haber keşide ettiği X platformu ve Musk ile başlamak gerekir belki de. Paylaşımların ‘Gerçeklik’ payını ölçen bir terazi olmadığına göre, sorumluluk da yoktur desek pek yalan olmaz.

Örneğin, Rusya’nın Ukrayna’ya açtığı savaşta ‘Gerçeklik’ nerede? Rusya yirmi yıl gibi bir süre içinde, “Dün kardeşimiz Ukrayna’ya savaş açmak düşünülemez” noktasından, bugün “Komşumuz Ukrayna ile savaş önlenemez” noktasına geldi. İnsanlar bu durumu alkışlıyor. Neden?

ABD’nin yalnız bir ay öncesine dek cansiperane şekilde desteklediği Ukrayna ile arasına setler çekmesi! Doğru! Beyaz Saray’da bir nöbet değişikliği oldu, ancak tarihinin hiçbir evresinde, Washington’un dış siyaseti böylesi bir makasa girmedi. Riyad’da yapılan ABD – Rusya görüşmesi, kimine göre Çin’e karşı bir hamle… Ancak Başkan Trump’ın Ukrayna’ya ve özelde Zelenskiy’ye karşı sarf ettiği sözlerdeki üslup seviyesizliği ‘Gerçeklik’ arayışında olanlar için cesaret kırıcı.

‘Gerçeklik’ sis perdesi sevmez. Kişinin değerlendirme yapabilmesi için her şeyin şeffaf, hesaplanabilir olması gerekir. Bugünün otoriter yönetimlerinin, tıpkı önceki benzerleri gibi, kendilerini puslu ortamlarda gizlediğini ve toplumu ona sığınarak manipüle ettiğini yadsımak mümkün mü?

Yahudi halkı bunun acısını tarihte birden fazla yaşadı. Biriktirdiği tecrübelerdir ki, onu düşmanlarına karşı başarılı kıldı. Popüler bir yaklaşımla, belki muzaffer nidalar atmadı, ancak her defasında düştüğü yerden kalkarak yoluna devam etti.

Naziler için parti her zaman haklı değildi. Ancak Yahudiler daima yanlıştılar. Onlar kapitalizmin, komünizmin, Hıristiyanlığın, hukukun, devletin, modern fiziğin, teknolojik çözümlerin yaratıcıları idiler. Bilimin yanında, sanattan modaya uzanan sosyal alanda da söz sahibiydiler. Bu büyük resimde Nazilerin gördükleri, Yahudilerin, kadınlarını baştan çıkartarak, erkeklerini çürüterek, bebelerini kaçırarak, zihnini enfekte eden yöntemleri ile, Alman ırkının küresel alanda hak ettiği yeri almasını engellediğiydi. Kimse yaratılan distopik ortamı sorgulamıyordu. Bin yıl sürecek Reich hülyası ile efsunlanmış halk Führer’ini takip ediyordu.

Nazilerin etkilendikleri ‘Siyon Önderlerinin Protokolleri’ ve ‘Uluslararası Yahudi’ figürü şu sıralar Filistinli Araplar tarafından satın alınmış. Herkes soykırımdan, öldürülen on binlerce insandan, açlıktan söz ediyor. Okulların, hastanelerin, camilerin imha edildiğinden söz ediyor. Ancak kimse ‘Gerçeklik’ ile ilişki içine girmiyor. Kimse rehine takaslarında ortaya çıkan görüntülerin satır aralarında okumaları gerekenleri dikkate almıyor. Sokaklarda ‘küresel intifada’ sloganları atanlar, intifadaların babası Arafat’ın kaç kez İsrail ile barış şansını torpillediğini ya da öldüğünde hesabında kaç milyar dolar bulunduğunu araştırmak istemiyor. Filancanın söylediğini falanca tarafından pazarlandığı bir dünyada, aslında, buna çok da şaşırmamak gerek.


[1] On Freedom – Özgürlük Üzerine, 2024, Crown Publisihin Group, US

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün