3 Mart 2021 Çarşamba 15:25
vakko
vakko

Soğuk algınlığı mı, grip mi yoksa COVID-19 mu?

Tilda LEVİ Köşe Yazısı
21 Ekim 2020 Çarşamba

Bahçe duvarımı sarmalayan hanımeliler, yağmur sonrası coşmuş, mis gibi kokuyor. Asma ağacının yaprakları tozdan arınmış, tertemizler. Kapının önünde nöbet tutan tekir kedi bile daha sevimli bakıyor.

Ve biz sonbaharın kızıllığını göremeden, özgürlüğümüzün kısıtlanacağını bile bile şehre geri dönüyoruz. Motorla Kabataş’a giderken, bu kış sıkça duyacağımız bir cümle zihnimde yankılanıyor, “Soğuk algınlığı mı, grip mi, yoksa COVID-19 mu?” İşte bütün mesele bu… Sanırım bu kış aile hekimlerinin durumu her zamankinden zor olacak. Bir yanda hastalarını tedavi etme, diğer yanda kendilerini koruma ikilemini yaşayacaklar. Yakın zamana kadar muayenehaneye gitmeden sorunları telefonla çözmeye çalışmak, beni hep huzursuz etmiştir. Zamanlarından almış, haksız davranmış hissederdim. Bu belki de babamın çok genç yaşımda yansıttığı düşünce tarzından kaynaklanır. “Doktorun ve avukatın hakkını yemeyeceksin. Zihin gücüyle çalışanların en büyük sermayesi zamandır” derdi. Sanırım bir müddet bu etik değerler pek uygulanamayacak.

↔↔↔

Hayatta neyi tenkit ettiysem, başıma gelmiştir. Yıllar boyu, kış geldiğinde, çevremdekilerle öpüşme konusunu tartışırdım. Günün birinde COVID-19 adlı hastalığın gelip bu isteğimi yerine getireceğini asla düşünemezdim. 

Yine COVID-19’la birlikte hayatımıza giren kolonyanın kokusu oldum olası mide bulantısı yapardı. Son zamanlarda kâğıt mendil gibi çantalardan çıkan minik kolonya şişeleri “Yok aman” diyene kadar elinize, yüzünüze püskürtülüyor. Her birinin farklı kokusu birbirlerine karıştığında yaşadığım azabı anlatamam.

Adım başı rastladığımız sıvı dezenfektanlar tabii ki elzem. Ancak uzun süreli kullanımda kimi ciltlerde tahribata yol açıyor.

Benzer bir sorunla karşılaşan bir dostum soluğu dermatologda aldı. Uzun süren tedaviler, denenen birçok ilaç fayda vermedi. Bu kez de eskiden ‘kocakarı ilacı’, şimdilerde ‘organik ürün’ olarak adlandırılan bir bitkiyi denedi. Isırgan otunu çay gibi hazırlayıp içti. Bir haftanın sonunda eldeki kaşıntı, kızarıklık gibi bulgular kayboldu.

Küçük bir tavsiye; herhangi bir vesileyle doğal bitkilerden yararlanmak istediğinizde, hangi miktarda kullanmanız gerektiğini öğrenin. Zira gerekenden fazlasını içtiğinizde vereceği zarar yararından fazla olabilir.

↔↔↔

Bu arada dünya ülkelerinde laboratuarlar söz konusu virüsü yok edebilecek aşının bulunması için gece, gündüz çalışıyor. Spekülasyonlar her gün artıyor. Kimine göre aşı bulundu ama henüz piyasaya sürülecek aşamada değil. Kimine göre 2021’in sonundan önce araştırmalar bitmeyecek. Kimileri ise aşı bulunsa bile yaptırmayacaklarını söylüyor.

↔↔↔

Konu benzer değilse de rahmetli anneannemin ilaç sanayi hakkında görüşleri, yeni bulunacak aşıya karşı olanlarla aynı paraleldeydi. Çocukluğunu bilemem tabii ama ellili yaşlarında geçirdiği bir trafik kazası sonrasında yapılan tetanos aşısı sanırım hayatındaki tek aşıdır. Anneannem hayatı boyunca elzem durumlar haricinde sadece üç ilaç kullandı. Her tür cilt sorunu için Ultralan pomat, soğuk algınlığı/ateşe karşı Cibalgine, çok sıkıntısı olduğunda ise, birkaç damla Valerian. Bildiğim kadarıyla Ultralan ve Cibalgine artık üretilmiyor. Valerian ise şimdilerde Passiflora olarak satılıyor. Geri kalan rahatsızlıklarında ıhlamur, anason, nane ve melisa ile şifa buldu. Aramızdan ayrıldığında doksan yedi yaşındaydı.

↔↔↔

Karşılaştırmalı bir analiz yapmadım elbette. Ben de birçok ilaç kullanıyorum. Buna rağmen ilaç sanayi ve onları yönetenler sağlığımıza giderek daha çok zarar veriyorlar düşüncesindeyim.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR