“NATO, doğuya doğru 'bir inç bile' genişlemeyecek!”

Moris FRANSEZ Köşe Yazısı
26 Şubat 2025 Çarşamba

Yukarıdaki cümle, Almanya’nın birleşmesine ses çıkarmaması için ABD Dışişleri Bakanı’nın, Sovyet lideri Gorbachev’e vermiş olduğu güvenceyi dile getiriyor.

Batı Almanya NATO’ya katıldıktan sonra, SSCB Genel Sekreteri Gorbachev, başka bir ülkenin daha NATO’ya girmesinin, Moskova’da hoş karşılanmayacağını bildirmişti.

Ne var ki, politikada verilen sözleri tutma hususu, biraz da güçlü olmanıza bağlıdır. Ruslar, o zamanlar kendilerini güçsüz hissetti ve NATO’nun ‘doğuya doğru’ genişlemesine gıkını çıkaramadı.

Putin iktidara geldikten sonra, Rusya’nın görüntüsü değişmişti artık… 2007’de, Time dergisi, Putin’i “yılın adamı” seçti. 2015’te, gene Time dergisi, dünyanın en etkili 100 kişi arasında, Putin’i birinci seçti.

Rusya’nın ekonomisi gelişti; yaşam standardı yükseldi… Ve sıra, NATO ile ‘eski hesapların’ görülmesine geldi… Putin, “1990’da NATO’nun bir inç bile doğuya genişlemeyeceğini söylediniz… Utanmadan bize hile yaptınız” diye siteme başladı.

Bu arada NATO, Almanya’yı ilhak ettikten (pardon, bünyesine kattıktan) sonra, ‘doğuya doğru’ genişlemesine devam etti: Eskiden ‘demir perde’ olarak adlandırılan Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Bulgaristan, Romanya ve Baltık ülkelerini bünyesine kattı.

Zamanın ABD Başkanı Baba Bush (W.H. Bush), tam bir Teksaslı zarafetiyle, “Canları Cehenneme!.. Biz galip geldik!… Onlar değil! Sovyetlerin yenilgiden kazançlı çıkmalarına izin veremeyiz!” demesi üzerine, NATO’nun yalnız doğuya değil, her yöne genişleyebileceğine karar verilmiş oldu.

Bir yanda Rusya, Beyaz Rusya ve Rus yanlısı güçlerin… Diğer yanda, Ukrayna’ya silah ve cephane vererek destekleyen NATO ve Avrupa ülkeleri arasında sürmekte olan savaşın anlaşılması için iki olayın iyi bilinmesi gerekir:

1- Onur devrimi

AB taraftarı militanlar, önce protestolarla başlayan, sonradan darbeye dönüşen bir hareketle, seçilmiş Ukrayna Başkanı Viktor Yanukoviç’i devirdiler. Yanukoviç, Rusya’ya sığınmak zorunda kaldı…

Biliyorsunuz politik hayatta, bir siyasi hareketin darbe veya devrim sayılması, yapanların ‘bizim çocuklar’ olup olmamasına çok bağlıdır. Bizimkiler yapıyorsa adına ‘devrim’, ötekiler yapıyorsa, ‘darbe’ demek daha doğru olur.

‘Onur devrimi’ de, kimine göre bir devrim, kimine göre de darbe.

Kimse karşı gelmediği için, protestocular hükümetin ‘yolsuzluk içinde’ olduğunu ve ‘gücünü kötüye kullandığını’ ileri sürdüler… Rus taraftarı karşı-protestolar oldu… ve sonunda Batı yanlısı bir ‘oligark’ (Petro Poroshenko) başbakan oldu.

 

2- Rusya’nın Kırım’ı “ilhakı”

Sovyet ve Çarlık döneminden beri Rusya’ya ait olan ve Rusya’nın karadeniz filosunu barındıran Kırım’ı, 1954’te SSCB Genel Sekreteri Nikita Kruşçev, Ukrayna’ya devretti.

Her iki cumhuriyet de Sovyetler Birliğinin bir parçası olduğu için, o zamanlar olay, önemsiz bir sembolik jest olarak görüldü.

2017’nin şubat ayında, bir NATO deniz üssüne dönüşmesine mahal vermemek için, Rusya Kırım’ı ilhak etti… Böylece, çarlık döneminden beri kendisine ait olan bir toprağı ‘yeniden ilhak’ etmiş oldu…

***

Batı’da yerleşik bir inanç vardır: Ukrayna savaşının nedeni, tamamen “Rus saldırganlığı” ve savaş, Putinin savaşıdır”… Oysa ki, batı medyasının anlattığı bu hikaye, gerçeği yansıtmaz.

Sorunun kökenini NATO’nun ve Avrupa Birliği’nin genişlemesini kafaya koymuş olan ABD ve AB yöneticilerinde aramak gerekir.

Batı’nın Ukrayna ile ilgili stratejisi şuydu: NATO’yu doğuya doğru biraz daha genişletmek; Ukrayna’yı Rus etki alanından çıkarıp Batı’ya bağlamak.

Rus liderleri, eskiden beri NATO genişlemesine karşı geliyor ve “stratejik olarak önemli bir komşunun” Batı’nın kalesi durumuna gelmesine seyirci kalmayacaklarını söyleyip duruyorlardı.

Putin, ‘ileride bir gün’ NATO gemilerine ev sahipliği yapmasını engellemek için, Kırım’ı ilhak etti. Putin’in bu girişimi sürpriz değildi tabii ki… Sonuçta, NATO, Rusya’nın ‘arka bahçesine’ girmiş, eski Varşova Paktı ülkelerinden sonra şimdi de, Ukrayna ve Gürcistan’ı bünyesine katmak isteyerek, Rusya’yı doğrudan tehdit ediyordu.

Putin’in olaylara cevabı savunmadan ibaretti, ama Batılı liderler, davranışı bir saldırı olarak görmekte ısrar ediyorlar, Putin’in haklı güvenlik kaygıları olabileceğini düşünmek istemiyorlardı.

Bu arada, Avrupa Birliği de boş durmuyor, o da NATO’ya rekabet edercesine, ‘doğuya doğru’ gidişini sürdürüyordu. Ukrayna, ise hem AB’ye hem NATO’ya girmeye talipti.

“Ukrayna’nın kiminle isterse ortaklık yapma, ittifak yapma özgürlüğü yok mu?” sorusuna gelince: Tabii ki var… Küba’nın Soğuk Savaş döneminde ne kadar özgürlüğü var idiyse, o kadar var.

Bugüne gelecek olursak: Çin’in Meksika ve Kanada’yı katarak NATO benzeri bir savunma paktı kurmaya kalktığını düşünün… Bunun ABD’de yaratabileceği öfkeyi, çıkabilecek rezaleti tasavvur edebiliyor musunuz?

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün