Gelenek mi esneklik mi?

Riva DUVENYAZ Köşe Yazısı
26 Şubat 2025 Çarşamba

Konsey (2024) ismi ile vizyona giren filmi izledim. Film, Papa ölünce, Papalık makamının doldurulması için kardinallerin oluşturduğu konseyi konu alıyor.

Konuyu Katolik kilisesi ile kısıtlamayıp bütün dinlere dair olan ruhban sınıfı ve müminler ilişkisi açısından çok düşündürücü buldum. Film, derin politik manevralar ve ideolojik farklılıklar yüzünden zorlaşan seçim sürecini işliyor. Kardinallerin bazısı muhafazakâr bazısı ise ilerici. Bazıları, sıkı bir ortodoksiye dönüşü savunurken, diğerleri modernleşme ve kapsayıcılık peşinde. Bütün dinlerde olduğu gibi… Gizli ajandalar da devreye giriyor. Manevi olması gereken bir makam geçmişteki sırlar ve skandallar ile şekilleniyor.

Filmde, seküler hükümetlerle ilişkiler gibi endişeler de oy verme üzerinde etkili oluyor. İnançlar, güç ve hırs karışımına dönüşüyor.

Beni düşündüren şu oldu: Ruhban sınıfının lideri olmak için maneviyatın derinliği mi önemlidir, yoksa idari beceriler mi önemlidir?

Geleneksel Yahudi cemaatlerinde, baş rabbi, bir manevi otorite olarak görülür, yönetici değil. Halahik hükümler konusunda felsefi bir bilgeliği olması, idari vasıflarının önünde gelir. Bağış toplama, finansal yönetim, personel denetimi ve organizasyonel planlamalar, ona tahsis edilen bir idari kadro tarafından da yönetilebilir. Böylece rabbi manevi liderlik üzerine odaklanabilir. Tabii ki ideal olan derin bir bilgeliğin yanı sıra cemaati yönlendirebilecek liderlik becerilerine sahip lider bulmak. Topluma ilham olacak ve rehberlik edecek karizmatik bir lider…

Bana göre bir başka konu da liderin nasıl atanacağı. Seçimle mi yoksa halef belirleyerek mi? Halef belirleme durumunda teolojik ve doktrinsel süreklilik korunur. Ancak kuruma yeni sesler gelmemesi yandaşlık riskini doğurabilir.

Cemaatin tamamını kapsayan demokratik bir seçim sürecine karar verilirse de seçmen popülerliği ön plana alacağından liyakata mani olabilir ve bölünmeler yaşanabilir.

Konsey filminde olduğu gibi hibrid bir yöntem en doğrusu gibi görünüyor: yeni lider, eski liderin atadığı kardinallerin oluşturduğu bir konsey aracılığıyla seçilir, ardıllık planlaması ve seçim dengesini sağlayarak.

Bana göre dini veya seküler yapılarda yeni lider seçilirken hedefler farklı. Hükümet seçimlerinde halk kendi faydasına uygun adaylara meyillenir.  Dini kurumlarda ise halkın kuruma adapte olması beklenir. Böylece dini ilkeler geçici akımlardan etkilenmez. Yine de, evrilmeye açık bir dini lider cemaatiyle bağlantılı kalır. İnancın temel ilkelerinin sulanmasına ve kimlik kaybına izin vermeden bu dengeyi kurabilir.

Üçüncü aklıma gelen konu: Acaba dinler evrim geçirmeli mi? Tanrı’nın yeryüzündeki evi yani ibadethane kavramı, dindarlığı sadece semavi değil, aynı zamanda dünyevi bir regülasyonlar bütünlüğüne dönüştürmüş durumda. Bana göre esasen dinlerin durgun ve evrilmeyen hali bu kurumu sürekli kılıyor. Acaba cemaatin profilinin değişmesine kurumun adapte olması gerekir mi?

Bana göre, başarılı dini liderler ve kurumlar, temel inançları korurken, onları modern yaşamla uyumlu hale getirme yollarını bulabilir. Din hukukunu modern kaygılarla dengeleyerek hem otantik hem de erişilebilir bir inanç anlayışı sunabilir.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün