Mosalar ve 'hanım'lar

Tülay GÜRLER KURTULUŞ Köşe Yazısı
19 Mart 2025 Çarşamba

‘Mosa’ kelimesini doğru yazıp yazmadığımdan emin değilim. İki ‘s’ ile mi yazılıyor acaba, diye baktım hatta. Hangi dilden geldiğini de açıkçası bilmiyorum. Bu söylem ve yazımla sözcüğün İspanyol ve Portekiz dillerindeki karşılığını aradım, bulamadım. Birine sormam lazımdı ama tepemin tası, çok sağlam attığı ve bu yazıyı yazma saatim çok geç saate kaldığı için istediğim yerden yazmaya karar verdim. ‘Mosa’ deyince ne demek istediğimi, kimleri kastettiğimi bu satırları okuyan herkes nasılsa anlar, diye düşündüm.

Ben genç kızken maddi durumu ne kadar iyi olursa olsun, geniş toplum ailelerinde ev işlerini, anneler ve kızları yaparlardı. Benim de cam silmişliğim, perde takmışlığım, balkon yıkamışlığım vardır üniversiteyi bitirinceye kadar… Eve yardımcı kadın almak, sosyolojik bir travma haline geldi, bu da komedilere sağlam malzeme oldu. Temizlikçi gelmeden ona derli toplu ve temiz görünmek için temizlik yapanlar bile vardı, inanabiliyor musunuz?

Benim evimde, on beş senedir yardımcı var. Sabah gelip akşam giden; günlük ev işlerini yapan, bizim hayatımızı daha yaşanır kolay hale getiren çalışanlar… Çalışanlar diyorum çünkü ilk yardımcım altıncı senenin sonunda ikinci bebeğini dünyaya getirmek için işi bırakınca benim hayatım da düzenli bir biçimde akarsuyun yatağını değiştirdiği gibi yön değiştirdi ve bir daha asla eskisi gibi olmadı. Okulum devam ederken bir yandan da bebek için doktor doktor gezdiğim süreçte aniden kadınsız kalmak, başıma gelebilecek en korkunç işti.

Bir tanıdık vasıtasıyla bir araya geldiğim kişiyle görüşmemizi asla unutamam. Evin düzenini, beklediklerimi, çalışma saatlerini anlattıktan sonra, sen de bir şey söylemek ya da sormak ister misin, dediğimde: “Biraz düşüneyim; çamaşır var, ütü var, yemek yapacağım, sabah sekiz akşam beş arası çalışacağım, yazın da Bodrum varmış, ben size cevabımı yarın veririm” deyip çıkıp gitmişti. Kendi kendime düşünmüştüm. Bütün bu saydıklarını yapmayacaksa acaba ne yapacaktı evde?

Anlaştıktan sonra da yepyeni bir süreç başladı hayatımızda. Evimiz, adeta bambaşka bir hayata ev sahipliği yapar hale gelmişti. Yediğimiz yemekler, sofra düzenim, çekmecelerimin içi, salonumun süsleri, baş ucu kitaplarım… Bu evin neresindeydi Tülay’ın parmak izleri? Kadın gelip resmen saltanatını ilan etmişti ve işin acısı, buna karşı çıkacak lüksüm de yoktu. Okulum vardı, derslerim vardı; Vatan’a ve Şalom’a yazıyordum yani zaman ihtiyacım vardı. Bu arada kızım doğdu ve bir de baktım ki ben; değil evin sahibi, tam bir köle olarak onun bütün kurallarına uymaya çoktan gönüllü olmuştum çünkü bana yardımcı olacak bir tek o vardı. Bir yandan eve gelip giderken içimdeki ev sıcaklığının yavaş yavaş yok olduğunu hissediyor, bir yandan da; o öyle olmaz, bu böyle yapılmaz, aslında siz bilmiyorsunuz, gibi verilen akıl cümleleriyle de tahammül sınırlarımın nerelere kadar ulaştığını görme şansına nail oluyordum. Bu süreç altı sene sürdü. O, işi bıraktıktan sonra eve acilen bulduğum yardımcıyla üçüncü seneyi devirme aşamasındayım.

Evin sahibi kim, söz sahibi kim, kararları kim verecek, hangi iş ne zaman yapılacak, bütün bunlar onlardan sorulacakmış gibi büyük bir özgüvenle yaşayan bu kadınlar; insanı doğduğuna pişman edecek, kendi bilgilerinden şüphe ettirecek kadar güçlüler! Ne zaman ki aradığım hiçbir şeyi yerinde bulamaz oldum, o zaman isyan bayrağım göndere çekildi ve evde yepyeni bir düzen kurdum. Onu bir tur rehberi gibi; kapı kapı, dolap dolap, çekmece çekmece, raf raf dolaştırıp neyin nereye konacağını söyledim ve düzeni kurup rahatlayacağımı zannettim. Tabii ki olmadı. Bütün bu birimler, kendi içinde karışık bir düzende devam etti, ediyor… Olmuyor, olamıyor…Ne yaşıyorum, biliyor musunuz? Her günü, tekrar tekrar yaşayan film kahramanları gibiyim. Her gün aynı bilgileri verip, ertesi gün hepsinin buharlaşmış olduğunu görüp, hepsini büyük bir kararlılıkla yeniden anlattığımı fark ettiğimde bu devridaimin beni son derece yorduğunu görüyorum ama yapabileceğim hiçbir şey yok. Al birini, vur ötekine durumu bu iş çünkü.

Ben on yedi yaşımdan beri ders veriyorum; anlayan, anlamana, çok iyi anlayan, daha zor anlayan ama inanın; eninde sonunda her şeyi anlatabildiğimi görüp mutlu olduğum birçok insanla çalıştım; hiçbirinde böyle yenilmedim. O kadar ki gazete yazımın konu maddesi olmayı bile başardı sonunda! İyi ki varlar ama inanın bana, iyi ki yoklar durumu bu.

“Olsalar bir türlü, olmasalar başka türlü” bir dünya yaratan bu hanımlar, hayatımıza girdiğinden beri, hayatımız ne kadar “bizim”, bilmiyorum.

Sizce bizim evin hanımı kim?

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün